Bu blog Emeğin Yoldaşlığına ; Çokluğun emeğinin arşivlenmesine bir katkı olsun diye, HERKESİN,AMA HİÇKİMSENİN şiarıyla var...İSYAN,KOMÜN,ÖZGÜRLÜK...
DUYGULANIYORUM,ÖYLEYSE VARIM...

Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

Spinoza

Spinoza'dan Neşe ve Keder olarak yapılan çeviriye karşı ;Cüret ve dumur kavramlarını öneriyoruz...

Hayat Akıyor...

İsyan Büyütür...

İsyan Büyütür...

11 Haziran 2009 Perşembe

Topraksızlar Hareketi MST

Marta Harnecker’in Topraksız Köylüler Hareketi Hakkındaki Olağanüstü Kitabına Önsöz
MIGUEL URBANO RODRIGUEZi

14 Mart 2002
İspanyolca’dan Çev.: MARIACARLA BASSEGIO
Türkçe Çeviri : Akın Sarı
Topraksız İnsanlar Toplumsal Bir Hareket Kuruyorii çarpıcı bir kitaptır. Yazar okuru bilinmeyen bir dünyaya, sürekli sürprizlerle dolu duygusal bir yolculuğa doğru yürüyüşe çıkarır. Topraksız İşçiler Hareketinin (MST) konusu neredeyse bir efsane oldu. Hakkında çok şey söylendi, ancak MST çok fazla bilinmez.
Brezilya’da MST üzerine önemli çalışmalar yayınlandı, bunların arasında Hareketin en önde gelen liderlerinden, João Pedro Stédile’nin, MST’nin tarihini Brezilya toplumunun mücadeleleri bağlamında değerlendirdiği [evoques] röportaj-kitap Brava Gente (Cesur İnsanlar) vardır.
Marta Harnecker’in kitabı şu anda MST üzerine daha geniş nitelikli yabancı kaynakça ihtiyacını karşılamaktadır. Onun çalışması halen milyonlarca insan için gizemle ima edilen bir örgüt hakkındaki ciddi bir meraka cevap niteliğinde ortaya çıkar.
Şilili sosyolog Harnecker bilgisinden beklemeye alışkın olduğumuz aynı metodoloji ve titizlikle, sürekli olarak kendine özgü özel dinamikler edinmek için şiddete dayanmayan yollar izleyen bir hareketin sürdürdüğü bu mücadeleye ışık tutmak için yalın fakat iletişimsel bir tarza yeniden döner. Günümüzde MST giderek daha fazla, Brezilya toplumu içersindeki devrimci değişimler için bir araç gibi görülmektedir. Bu süre giden alışılmamış devrimin aktörleri yazarın özel ilgisine maruz kalır.
Bütün bunlar, bir milyon hektardan daha fazla toprağı kapsayan birkaç çiftliğin (fazendas) bulunduğu -en geniş yüzeyin Belçika’nınkine eşit olan- 30.000 kilometre karelik bir ülke/kıtada içerisindedir. Latifundia1 kelimesinin hafif kaldığını ve trajedi içerisinde şekillenen bir gerçekliği tam anlamaya meydan vermediğini okuyucunun fark etmesine yardımcı olmak için bu olguyu belirtiyorum: toprağa sahip olmayan köylülerin toprağa dair dünyevi özlemi.
Marta’ya göre, “topraksız köylüler için tek çıkış yolu her nerede yaşıyorlarsa toprağı elde etmelerini sağlayacak çeşitli eylemler bulmaya çalışmaktır –özellikle ülkenin her bölgesinde haddinden fazla işlenmemiş toprak olduğunu dikkate alırsak. [...] toprağın işgali bundan sonra baskının temel aracı ve politik bilinçlenme ve binlerce köylünün toplumsallaşması açısından ilk okul olur.
Kuruluşundan bu yana 17 yıl boyunca, MST yaklaşık olarak 350.000 köylü aileyi yerleştirebilmiş ve “vakitlerinin gelmesini bekleyen” 100.000’den daha fazlası 500 kampa dağıtılmıştır.
Eğer MST efsanesini mümkün kılan kadın ve erkekler hakkında derin bir anlayışa ulaşmamış olsaydı, Tarihsel Materyalizmin Temel Kavramlarıiii kitabının yazarı Marta Harnecker bu kitabı yazamayacaktı. Eğer köylüler bütün bu yıllar boyunca, toprağı işlemek için koşullar yaratarak, mücadele etmemiş olsaydı toprağın zapt edilmesi hiçbir şey ifade etmeyecekti. Her şeyden yoksun oldukları bir gerçektir: makineler, tohumlar, sığır, kredi, teknik beceri, ticaret dükkânları.
Bu gerçeği ağırlaştıracak daha fazla engel ortaya çıktı. Büyük toprak sahipleri –belki de Latin Amerika’daki en gerici tarımsal oligarşi- bu tehdidi hissetti ve çoğunlukla hükümet liderlerinin suç ortakçılığı gözetiminde, cezai yöntemler kullanarak, MST’ye karşı gerçek bir savaş açtı. Marta, aynen silahsız bir ordunun disiplinine sahip olan bu topraksız işçilerin her çeşit şeye karşın onların direnişine nasıl karşı koyduklarını anlatır: zulümler, işgal edilen topraklardan zorla çıkarmalar, hem polisin hem de silahlı haydutların saldırganlığı, hapis ve işkence, sendika bürolarına saldırılar ve ateş açmalar, toplu cinayetler, uydurma kanıta dayanan sahte duruşmalar.
Bu nefret ve terör atmosferine rağmen, MST büyüdü ve yirmi yıldan daha az bir sürede “sistem tarafından dışlanan (topraksızlar, evsizler, ve işsizler) birçok kesimin eylemlerini destekleyerek neo-liberalizme karşı mücadelede başlıca ulusal referans” oldu.
Eğer Marta Harnecker akademik bir araştırmacı tutumunu benimsemiş olsaydı, okuyucunun topraksız işçilerin meydan okuyuşunun hem gücünü hem de boyutunu, Hareketin önderlerinin korkunç ıstıraplarını ve projesini benimseyen, böylece hareketin devamlılığını garanti eden kuşağın inatçılılığını hissederek bir filmdeki gibi eylem içerisine girdiği bunun gibi bir kitabı yazamazdı. Marta başka bir yol seçti. Hareket üzerine belgelerin incelenmesinin, dosyalardaki ve kütüphanelerdeki çalışmaların hiçbir zaman bu epik şiirin aktörleriyle doğrudan ve samimi ilişkinin yerini tutmayacağını anladı.
Yazar doğrudan savaş alanına gitti. Kampları ziyaret etti, yerleşimlerin ve kır köylerinin (agrovillas) toz ve çamuruna battı, Rio Grande, Santa Catarina, Paraná de São Paulo, Bahia, Mato Grosso ve Pernambuco’daki köylü liderlerin yaşamlarını paylaştı. Onların bir kere güvenini kazandığında, hepsinin anlattığı hikayeleri, Brezilya topraksız köylülerinin daha geniş kısımlarının sahici, çarpıcı ve güzel tarihini dinledi.
Geldikleri eyaletlere göre çok farklı kültürlere ve alışkanlıklara sahip insan topluluklarında geçirilen uzun geceler esnasında ortaya çıkan bu deneyim, bu vizyon ve bu yorum gerçek bir muamma yaratan ve mistica olarak adlandırılan şey hakkında yanlış anlamanın üstesinden gelmede Marta’ya yardımcı oldu.
Bazıları bu mistiğin içerisinde panteist tonlar içeren bir çeşit dini fikir görür. Marta bunu topraksız köylülerin zaferindeki inanç ve moral gücün ifadesi olarak açıklar, bu köylülerin inancı insanın dayanışmacı bir varlık olduğudur. Bilimsel-ideolojik temelleri henüz sağlam olmasa bile, kendilerini ezen kapitalist neo-liberal toplumsal düzene karşı tek alternatifin sosyalizm olduğunu düşünmelerine imkân veren esas olarak bu inançtır. MST bütün kolektif faaliyetlerinde tinsel davranışları işler. “Şarkı, tiyatro, şiir, dans, düşler –hepsinin MST sembolleriyle (bayrakları, ilahileri) birlikte önemli rolleri vardır.”
Bizden önce, örneğin, On Ahlâki Emri MST’nin hem toprak hem de yaşamla bağlılığını özetleyen bir kurallar düzeni olarak açıklayan varoluşçu bir düşünce vardı. Liderlerinden biri olan Irma Bruneto, öncelikle onların dayanışmacı hislerinden kaynaklanan bu gücün onları sözüm ona elde edilemez toplumsal ve ekonomik zaferlere nasıl götürdüğünü açıklar -hektar başına modern çiftliklere (fazendas) kıyasla bazı MST yerleşimlerindeki mahsul artışı, karmaşık teknolojiler gerektiren ürünler gibi- ve daha sonra aydınlatıcı bir açıklamayla şunu dile getirir: “MST bir çeşit Devlet oldu. Biz devletin yapması gerekeni, ve çok daha fazlasını yapıyoruz.” Irma’nın abarttığını düşünmüyorum. Onun sözleri Hareketin işleri devrimci bir tarzda dönüştürme arzusunu yansıtır.
Marta Harnecker’in büyük meziyetlerinden biri de çok güç bir düşünceyi iletme yeteneğiydi: MST köylülerinin tarih yazdığı muazzam mücadelenin heyecan uyandıran safhasını, asıl zaferleri hayâl gücü, sıkı düşünceler, inceleme ve disiplin mahsulü olan –hatalarının üstesinden gelmelerini sağlayan ve bir eğitim ve yaratıcılık kaynağına dönüşen tutumlar- bu uzun yolu izlemek.
MST’nin birçok zayıf noktası bulunmaktadır: her zaman gerçek ve düşler arasında bir gedik olur. Marta tarafından toplanan kanıtlar bu güçlüklerin üstünü örtmez –aksine, bunlar ham bir şekilde açıklanır. Ve yine de, Hareketin bunlara karşı koyma arzusunun bir sonucu olarak umut güç kazanır.
Marta büyülü gerçekçiliğe2 dayanan ve bir romandan çıkmış gibi görünen MST’nin günlük mücadelesinin birçok yönünü –kapıları sürekli bir eğitimsel devrime açan okul ve kamp ya da yerleşim arasındaki ortak yaşam- güçlü kanıtlarla donatmak için bazı kısımlarda, usulünü olmasa da, alışılmış edebi tekniğini terk etti. Modern bir epik olarak yorumladığı aktörlerin iç dünyasını açıklamak için, bu sosyal bilimci bir yazar olarak iletişim kurma biçimini değiştirme ihtiyacı hissetti. Bu sayfaların çoğunda kelimeler bir enstrüman ve yalın bir anlatı içeren bir makalenin iletemeyeceği hisler ve duygular için bir kanal oldu.
Bu güzel kitapta, okuyucu olağanüstü aktörler ve bununla beraber geleceğe götüren yolculukta MST’nin yaşadığı çetin insani serüvenle heyecanlandırılır. Yolculuk, yaşam ve düşler uzun ve maceralı bir yolculuk içersinde ahenkli bir şekilde eriyip kaybolur. Kelimeler insana özgü bir hal alır ve bize miras kalan şey düz yazı şeklinde yazılmış bir şiirin gizemi, güzelliği ve ritmidir.
Marta Harnecker insanlığın bin yıllık toprak mücadelesi tarihinde derin bir etki bırakacak olan bir toplumsal hareket hakkında çok önemli bir kitap yazmıştır.


GİRİŞ
İspanyolca’dan çev: Mariacarla Baseggio
Türkçe Çev: Akın Sarı
2 Mayıs 2002
Brezilya Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) şüphesiz Latin Amerika’daki en önemli toplumsal hareketlerden biridir. MST, Nikaragua’daki Sandinist zafer ve bu zaferin kıtanın devrimci hareketleri üzerindeki çeşitli etkilerinden birkaç yıl sonra, farklı Hıristiyan eğilimlerin –en önde geleni Bölgenin Katolik Kilisesi’nin Piskoposlarıdır- ilerici kesimleri etkisi altında gelişti. Uzun askeri diktatörlük yıllarından sonra, Brezilya yeni demokratik esintilerin tadını çıkarıyordu. Halkın hoşnutsuzluk belirtileri, özellikle São Paulo’nun varoşlarındaki önemli sendika mücadeleleri, hızla artmaktaydı. Bunlar İşçi Partisi’nin ve daha sonra Merkezi İşçi Sendikası’nın (CUT) asıl çıkış noktası oldu.
Bu durum, başka şeylerin yanı sıra, ordu tarafından uygulamaya konan ekonomik model içindeki yeni başlayan krizle boy verdi. Bu kriz yüzünden, –hem ülkenin Merkez ve Güney kısmındaki kırsal bölgenin kapitalist modernizasyonu, hem de Kuzey ve Merkez-Batı bölgelerindeki kuraklıklar ve yoksulluk tarafından körüklenen- köylülerin giderek kentlerde daha az iş bulma imkânı oldu.
Diğer yandan, çeşitli nedenlerden ötürü tarımsal kolonizasyoni bölgelerine göç, çözüm yolunda iyi sonuç vermedi. Topraksız köylüler için tek çıkış yolunun her nerede yaşıyorlarsa orada toprak elde etmelerine imkân verecek farklı eylemlere başvurmak olduğu -özellikle ülkenin bütün bölgelerinde haddinden fazla işlenmemiş toprak olduğu dikkate alındığında- gün geçtikçe daha fazla açıklık kazandı.
İlk toprak müsaderesine bu koşullar neden oldu, ve o kadar başarılıydılar ki ilerleyen yıllar boyunca artış gösterdiler. Gittikçe artan sayıda köylü ailesi toprağı sadece mücadele yoluyla zapt edebileceklerini anlamaya başladı. Toprağın işgali daha sonra baskının başlıca aracı ve binlerce köylünün toplumsallaşması ve politik bilinçliliği açısından ilk okul oldu. MST böylece bu alanda önemli bir oranda pratik bilgi toplayabildi: Kuruluşundan 17 yıl sonra, bu yöntemle yaklaşık olarak 350.000 köylü aileyi yerleştirebildi, ve bununla beraber vakitlerinin gelmesini bekleyen 100.000 başka aile Brezilya’nın dört bir köşesindeki yaklaşık 500 kampa dağıtıldı.
Ancak Hareket toprağı zapt etmenin ve buralara köylü aileleri yerleştirmenin yeterli olmadığının farkındadır; hareket aynı zamanda köylülerin toprağı işletmeleri için koşullar oluşturmalı ve hayatta kalmaları için gerekli yardımları sağlamalıdır. Makineler, tohumlar, krediler, teknik yetiler olmadan köylülerin teknolojik devrimin modern tekniklerini kullanmalarına imkân verilmesi; ürünleri için hiçbir satış yeri olmadığından, toprak bir özgürlük alanı olmak yerine, bir kâbusa dönüşecek ve köylülerin ürünü çok düşük fiyatlara satması veya toprağı tümüyle terk etmesiyle son bulacaktır. MST bu yüzden mücadelenin toprağın zapt edilmesiyle bitmediğinde ısrar eder –diğer hedefleri karşılamak için örgütlü bir biçimde mücadele etmeye devam edilmelidir.
Mücadelenin bu yeni aşamasında başarılı olmak için, köylülerin Hareket içerisinde örgütlenmelerini ve birlikteliklerini [articulation] devam ettirmeleri çok önemlidir. Deneyimler tabanda en iyi örgütlenme yolunun 20 ile 30 aileden oluşan gruplarla olduğunu gösterdi. MST bir kez toprak ele geçirildiğinde, yerleşimlerin bu tarz örgütlenmeyle devam etmesi gerektiğini, ve bu aile gruplarının küçük kır topluluklarında ya da evlerin birbirine yakın olacağı kır köylerinde (agrovilas) toplanmaları gerektiğini ve okul, eğlendirici merkezler, küçük bir park, anaokulu vb. gibi kolektif hizmetler için alanların olmasını önerdi.
Ne var ki bu öneri her zaman gerçekleşmedi. Çoğu örnekte, INCRAii toprağın bireysel bir temelde dağıtılmasını önerdi. Aileler birbirlerinden çok uzak kaldılar ve bu onların karşılıklı ilişkilerini engelledi. Şu anda Hareketin, bir grup aileyle birlikte kolektif bir yaşam sürdürmesine rağmen, köylülerin kendilerine ait toprak parçasında geçinmelerini sağlayacak başka çözümler üzerine eğilmesinin nedeni budur.
MST’nin bir başka güçlüğe daha vardır: Daha iyi bir örgütü ve katılımı mümkün kılan bu aile gruplarının varlığıyla kırsal bölgede yaygın olan oyunun kurallarını değiştirmeyi hedefleyen yerel bir etki –en azından bu seviyede- yaratma ihtiyacı nasıl bir araya getirilecektir? Bu çelişkiye yönelik çözümün parçası olarak bazı insanların polos de asentamentos (yerleşim kampı) olarak tanımladığı şeyi yaratma fikri ortaya çıktı. Çok sayıda yerleşimin bir toprakta toplanması, başka şeylerin yanı sıra, bölgede ailelerin tarımsal kooperatif ürünlerinin ticaretini yapacak alternatif bir halk piyasası uygulaması için imkân sağlayacaktır.
Bir azınlık olmalarına ve birçok kısıtlamalara maruz kalmalarına rağmen, -kâr kurallarıyla yönetilen bir sistem içerisine sokuldukları için- daha fazla gelişmiş olan yerleşimler, kır köyleri (agrovilas) ve kır endüstrileriyle birlikte Hareketin mücadele ufkunda yer alan âdil ve dayanışmacı toplumun gerçek vitrinlerini temsil eder.
Yerleşimlerdeki ailelerin yaşamlarını sürdürmelerini garanti edecek üretimi örgütlemek ve planlamak ve mümkün olduğunda gelirlerini arttırmak kolay olmamıştır: Çoğunlukla, pay edilen topraklar düşük niteliklidir veya aşınıp gitmiştir çünkü büyük toprak sahipleri bunları doğru bir şekilde işlememiştir. Bütün bunlara ilaveten, bu alanlar genellikle çok yetersiz ve zayıf altyapılara sahiptir.
Bu güçlüklerin üstesinden gelmek için, MST en geliştirilmiş tarımsal ve sığır üretim kooperatifleri olan, farklı işbirliği biçimleri uygulamaya koydu. Bu yöntem altında daha önce örgütlenmiş ve bu seçeneği teşvik etmiş olanların yararlandığı tarımsal krediler için bir eyalet sisteminin var olmasına rağmen, güçlükler beklendiğinden daha büyük oldu. Bazı yerlerde model kooperatifler kuruldu, ancak bunların büyük bir çoğunluğu deneyim yetersizlikleri, hatalar ve varolan ekonomik sistem tarafından dayatılan kısıtlamalar yüzünden ciddi sorunlar yaşadı. Kolay krediler köylülerin ihtiyaçlarını karşılamayan makineleşme tarzının yolunu açan özel bir teknolojik modele bağlandı.
Böylece piyasanın değişimlerinden dolayı ihtiyaçları ciddi bir şekilde tehlikeye atarak, üretimi çeşitlendirmek yerine, sadece bir ürünle çalışmayı tercih ettiler. Mevcut yasa ve piyasa kanunları çözümü çok zor engeller oldu.
Beklendiği gibi, bu hareketin kavgacı tutumu –dünyadaki en gerici toplumsal sınıflardan biri olan- büyük Brezilyalı toprak sahiplerinin acımasız bir direnişine yol açtı. İşçi ve işçi liderlerinin yaşamları üzerinde eziyet ve suikastlardan, barışçıl bir şekilde toprağı işlemeye adanmış bütün aileleri öldürerek ve onları hapse atarak ve işkence ederek, köylüleri topraktan defetmek için silahlı haydutlar ve eyalet polisinin özel birliklerini kullanmaya kadar; daha büyük çiftliklerde (fazendas) insan kaçırma ve esirliğe; sendika bürolarında zora ve kurşunlamaya; cinayet mahallinde bile bulunmamış insanlara karşı asılsız cinayet suçlamalarına; toprak mücadelesine adanmış işçilerin, işçi liderlerinin ve Hıristiyan piskoposluğu temsilcilerinin fiziksel imhasına kadar Hareketi durdurmak için imkân dahilindeki bütün araçları kullandılar.
Hareketi görmezlikten gelme, tecrit etme, bastırma, kafalama, ekonomik bakımdan boğma, kitle iletişim medyası içerisindeki imajını tahrip etme ve sistematik bir yanlış bilgi kampanyası yoluyla hareketin toplumsal tabanını yanıltma çabalarının hepsine rağmen, MST büyümeye ve kendisini güçlendirmeye devam etti. MST şu anda sistem tarafından dışarıda bırakılmış çeşitli kesimlerin –topraksızlar, evsizler ve işsizler- eylemlerini desteklediği için neo-liberalizme karşı mücadelede başlıca ulusal referans noktasıdır.
Hareket radikal duruşundan ötürü maruz kaldığı sağın saldırılarına tahammül etmeyerek, toplumun genişleyen kesimleri tarafından artan bir saygınlık kazandı. Şu anda bu kesimler MST içerisindeki, solcu politik partilerde bulunmayan, politik tutarlılığı ve ideolojik bakış açılarına dair ilgiyi açıkça görüyor. Ama yine de, mücadelelerini daha fazla gözler önüne sermek ve toprak, krediler ve diğer talepler için baskı sarfetmek için kentlerdeki kamu binaları işgalinin -hareketin itibarının zedelemek için kitle iletişim medyası tarafından yayınlanan kargaşa görüntülerinden etkilenen- orta sınıf kesimleri tarafından yeterince anlaşılmadığını bilmeliyiz.
Hareket, nereden gelirlerse gelsin, bütün iyi fikirlere açıktır ve diğer kurumlarla ilişkisinde kendi otonomisini titiz bir şekilde korur. İlerici dini akımlardan yoğun bir şekilde etkilendiği ve kır işçilerinin mücadelesine açık biçimde bağlı olduğu için, dışardan herhangi bir liderliğe razı olmaz. Üyelerinin politik bağlılığı üzerinde durur, bununla birlikte soldan partilerle irtibatlandırılmayı istemez -üyelerinin büyük bir çoğunluğu İşçi Partisi’ne oy verse ve bunların çoğunluğu partinin içerisinde aktif militanlar olsa bile.
Bu otonomiye katkıda bulunan iki mühim öğe vardır: Hareketin mali politikası ve kadrolarını eğitme tarzı. Mali politika uyarınca, büyük ölçüde başka kurumlardaki iştiraklere ve dış yardıma dayanan birçok solcu hareket ve partinin aksine, MST kendi ihtiyaçlarını kendi finanse eder. Daha önceden toprak işlemek için toprak ve kredi alan köylüler kaynaklarının belli bir oranı ve üretimlerinden belli bir kotayla hareketi destekler. Diğer yandan, birçok yerleşimin üretimlerinde uygulamaya koyduğu farklı işbirliği biçimleri bazı kadroları sadece Hareketin militan görevlerinde çalışmaları için diğer sorumluluklardan azat eder. İkinci yöne göre, MST bir hareketin ancak kendi kadrolarını oluşturabilirse otonom olabileceğini düşünür –farklı seviyelerde özel okulların yaratılmasındaki ısrarı bu nedenledir.
Hareket içerisinde disiplin, militarist ve otoriter bir politikadan ziyade doğru önderlik yöntemlerinden ötürü fevkalâde serttir. Yetersiz çoğunluklardan kaçınılır; kriter dayatmak yerine, iknâ etme tercih edilir. Ve eğer hareket bir bütün olarak kararlar için yeterince olgunlaşmamışsa bütün kararların kabulünü ertelerler.
Birçok hareket ve partideki zayıf ilişkinin birkaç lidere indirgenen sınırlılıktan kaynaklandığının farkında olan MST, tabana güçlü bir şekilde bağlı kolektif bir önderlik geliştirmeye çalışır. Devasa ülkeyi baştan başa uçakla seyahat etmek yerine, bütün üyeleri eşit fırsatlara sahip olsun diye yabancı ülkelere seyahatleri sınırlayan ve seyahatleri dönüşümlü yapan, bu yolla kariyer sahibi diplomatların yaratılmasına meydan vermeyerek her ne zaman imkân olsa otobüs kullanan bir lider tipidir bu. Liderlerin, her ne seviyeden olursa olsun, her iki yılda bir eleştirel bir değerlendirmeden geçmesi hareketin bir başka önemli yönüdür ve eğer bütün grup katkılarının halen Hareket için değerli olduğunu düşünülürse yetkileri uzatılır.
Hareket Brezilya’nın çok büyük çelişkiler barındıran bir ülke olduğunun bilincinde olduğundan, bununla beraber radikal bir tarım reformuna karşı olanlara yönelik çeşitli bölgelerdeki köylü mücadelelerini içeren bir ulusal ağın kilit bir unsur olduğunu kavradığı için, her bir özel bölgenin farklılıklarına saygı duyarken aynı zamanda kendi üyeleri arasındaki farklılıklara da saygı duyarak, farklı mücadeleleri tek bir kol içerisinde birleştirmeye çabalar, böylece bu farklılıkları hesaba katmayan örgütsel dayatmalara ve eylem reçetelerine meydan vermez.
Bir diğer dikkate değer yön, güçlü bir maşist geni olan bir köylü hareketi olmasına rağmen, eylemlerinde kadınların yüksek katılımını sağlamıştır. Bu katılımın iyi bir örneği en yüksek kademedeki 23 üyenin, kota sistemine dayanmayan, meziyetlerinden ötürü seçilmiş, dokuz kadının varlığıdır.
Kadınlar çeşitli alanlarda, ailelerini gözden çıkarmadan, adım adım en önemli rollerin sahibi oldu. Kamplarda ve yerleşimlerde, derslerde ve toplantılarda, çocuklarıyla ilgilenilirken anneler katılabilsin diye koşullar yaratıldı. En önemli rolleri elinde tutan çocuklu evli kadınlar için henüz hiçbir çözüm bulunmadı. Aslında, Ulusal Önderliğe bağlı dokuz kadının sadece ikisi, çocuksuz, evlidir; bir diğer grup şirketlerinden ayrılmış kadınlardan oluşur; ve diğeri ise evlenmemiş annelerdir.
Bu toplumsal hareketin başarısında çok büyük bir moral güç ve inanç vardır; bu moral güç ve inanca yaklaşan herkes gelecekte onun mutluluk ve sırrına erişir. Kanımca bu, sosyalizmi uygulamaya koyan ülkelerin katlandığı gerçek zorluklardan daha çok onun ütopik yönleri üzerinde durarak, sosyalizmin bugünkü kapitalist neo-liberal düzene karşı alternatif olduğu yönündeki kanılarına bağlıdır. Ancak bunun nedeni aynı zamanda kapitalist sistemin adaletsizliklerine karşı ödün vermeyen savaşma kararlılıkları ve insanın dayanışma ile dolu olduğu inançlarıdır. İnsanların tinsel yönleri hareketin bütün kolektif eylemlerinde işlenir. Mistik olarak adlandırdıkları şey budur. Şarkı, tiyatro, şiir, dans, teşbihler –bunların hepsinin mevcut MST sembolleriyle (bayrakları, ilahileri) beraber önemli rolleri vardır. Hepsi direniş ve mücadele ruhlarını gösteren, birleştiren ve güçlendiren kolektif bir duygunun ifadeleridir.
Yine de önlerinde uzun bir yol var, çünkü –bireyci davranışlar ve çok düşük bir kültürel düzey ile yetişmiş kır işçilerinden meydana gelen- toplum tabanının kültürel dönüşümü bir gece zarfında olamaz, ama bu yolda artan bir takatle işe koyulan dünyanın farklı kesimlerindeki halk hareketleri açısından bu 17 yıllık mücadele zarfında elde edilenlerin bir ilham ve öğrenme kaynağı olduğunu düşünüyorum.
MST içerisinde örgütlenen köylülerin hedeflerini ancak kısmen gerçekleştirdiği doğrudur; yine de en önemli zaferlerinden biri başkaları için çalışmaya zorlanmak yerine çocukları için eğitimi garanti ederek ve –belki de bütün yönlerden en önemlisi- saygınlık kazanarak kendi faydaları için çalışma imkânları oldu: bugün kendilerini toplumun paryaları olarak değil, dünyanın geri kalanıyla eşit yurttaşlar olarak değerlendiriyorlar.
Bu kitabın amacı söz konusu deneyimin temel görüşlerini açıklamaktır, benim düşünceme göre, daha adil ve dayanışmacı bir toplum için kendilerini örgütlemek isteyen ve savaşanlar için bu öğeleri vurgulamak daha faydalı olabilir. Kitabı beş kısma ayırdım: Tarih, İşgaller ve Kamplar, Yerleşimler, Eğitim ve İç Örgütlenme. Baştaki ayrıntılı indeks kitabın içindekilerin farklı yönlerini yansıtıyor.
Başlangıçta, röportajları kullanmamaya karar vermiştim, çünkü örgütün büyük kısmının çok öğretici olan birçok belge yayınladığının farkındaydım. Önceden yazılanları toplamanın ve düzenlemenin ve mevcut bilgiyi birkaç röportajla tamamlamanın daha hızlı olacağını düşündüm. Çalışmaya gerçekten böyle başladım, ancak –genellikle yazdığım her şeyde yaptığım gibi- hemen hemen bütün bir kitap olduğuna inandığım ön bir versiyonunu yayar yaymaz eleştirel okurlarım beni endişeye düşüren iki görüş yolladı: birincisi anlattığım her şeyin benim anlattığım kadar harika olmadığıyla ilişkiliydi; ikincisi Brezilya’nın bir bölgesinde ortaya çıkanı ülkenin geri kalanına genellediğimi düşünüyorlardı, işin gerçeği her bir bölgenin çok farklı bir gerçekliğe sahip olduğuydu.
Dayanağı olmayan bu fikirlerin üstesinden gelmek için, kitaplarda tanımlanan çözümlerin ardındaki süreçleri daha fazla araştırmaya karar verdim. Daha sonra her bir sürecin nasıl meydana geldiğini, hangi güçlüklerle karşılaşıldığını, bunların üstesinden nasıl geldiklerini, hangi fikirlerin geride bırakıldığını bana anlatacak birçok röportaj gerçekleştirmeye karar verdim.
Röportaj yapılan insanların bazıları bana kendi deneyimlerini anlattı, böylece okuyucu açısından bilgi kolay ve ilginç kılındı. Başkaları bu yolu izlerken karşılaştıkları güçlükler ve dersler hakkında konuştu. Bu fikirler sayesinde tarımsal sorunlar ve bu insanların günün şartlarında katılımcı bir dünya yaratma çabalarında karşılaştıkları güçlükler hakkında epey şey öğrendim. Ancak her şeyden önemlisi, Küba’da yöneticisi olduğum Latin Amerika Halkları Bellek Araştırma Merkezi’nde (MEPLA) kullandığımız yöntemin öneminden giderek emin oldum. Eğer toplumsal hareketler ve sol hakkında bir şey öğrenmek istersek, sadece yazılı belgelere başvuramayız. Bu belgeler düşüncelerin hiç tarihi yokmuş gibi onları taşa çevirmeye ve onların bir projeden başka bir şey olmadığı gerçeğiyle harmanlamaya eğilimlidir. Olayların daha iyi idrak edilmesinin tek yolu olarak, izlenen yolları yeniden inşa etmeye çalışmamız gerektiğine inanıyorum. Projelerini bilmeli, bunların hangi kısmının gerçekleştirildiğini, ve diğer kısmının neden gerçekleştirilmediğini bilmeliyiz; bu projeleri uygularken ortaya çıkan çarpıklıkları ve yol boyunca öne sürülen yeni fikirleri tanımlamalıyız. İnsanların eğitimine ­–başka bir deyişle, başka insanların bu deneyimden ders çıkarabilmesi ve böylece aynı hatalardan ve çarpıklıklardan kaçınabilmesinin- katkıda bulunabilmemizin tek yolunun bundan sonra olduğuna inanıyorum. İçinde geliştikleri farklı gerçeklere göre kendi karakterlerini kazanan bahsettiğimiz süreçler fikri üzerinde daha fazla durmak için, ilk kamp kurdukları günden bugüne kadar, iki yerleşimin “yaşam çizgisi” olarak tanımlayabileceğimiz bu iki tanıklığı birleştirmeye karar verdim. Amacımızı başarıp başarmadığımız okuyucuya bağlı olacaktır.
Kitabın daha çok Güney Brezilya’nın deneyimlerine vurgu yaptığının farkında olduğumu açıklamak isterim. Bu söz konusu bölgeyi tercih ettiğim anlamına gelmez, bu daha çok objektif bir gerçekten ötürüdür: burası MST’nin muazzam gelişim kaydettiği yerdir ve her nasılsa bu deneyimler ülkenin diğer bölgeleri için bir başvuru noktası oldu. Arjantinli-Paraguaylı genç bir araştırmacı olan Natalia Alvarez, bu kitap için sıkı bir işbirlikçi yaptı; ve Brezilyalı araştırmacı Maria Almeida röportajları kaydetti ve benim Brezilya’da temel dayanağım oldu. Ayrıca görüşleri ve önerileri için, kamplardan ulusal düzeye MST üyelerine ve destekleri için MEPLA çalışma takımının hepsine, özellikle bu kitabın son baskısından sorumlu olan Carlos Garcia Pleyan ve Berta Menendez’e teşekkür etmek isterim.

Marta Harnecker
Havana, 4 Ocak 2002

BÖLÜM 1: MST’NİN TARİHİ
Türkçe Çeviri : Akın Sarı


Yakın Arka Plân
Brezilya’da Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) ülkeye Portekizlilerin gelişine dayanan ve toprak için uzun zamandır devam eden bir mücadeleyi miras almıştır. Biz burada sadece daha yakın bir tarihsel arka plândan bahsedeceğiz: ilk köylü hareketleri 1950’lerde örgütlendi ve 1964 askeri darbesinin bunlar üzerinde etkisi oldu. 1950 ve 1964 arasında toprak ve tarım reformu için mücadele eden üç önemli köylü örgütü ortaya çıktı: Köylü Dernekleri (Ligas Campesinas), ULTABSi ve MASTERii.
1) Köylü Dernekleri
Köylü Dernekleri Vargas1 diktatörlüğünün sonu yaklaşırken, 1945 civarında oluşmaya başladı.iii Köylü Dernekleri maaşlı bir sistemde çalışmak üzere topraklarından zorla çıkarılmaya direnen kendi topraklarına sahip köylüleri, ortakçılarıiv, kiracıları ve medieroslarıv kapsıyordu. Hemen hemen bütün eyaletlerde oluşturuldular ve belirlenmiş bir nokta ve zamanda binlerce köylüyü örgütlediler. Bağlı oldukları Brezilya Komünist Partisi (PCB) tarafından desteklendiler.
1947’de, Dutra2 hükümeti PCB’yi illegal ilân ettiğinde dernekler şiddetli bir şekilde ezildi. Yedi yıl sonra, liderleri olan Brezilya Sosyalist Partisinin temsilcisi ve avukat olan Francisco Juliao’nun desteğiyle Pernambuco’da yeniden ortaya çıktılar. Bu tarihten itibaren, başka bölgelerin yanı sıra, Kuzey Brezilya’nın bu ve diğer eyaletlerinde yeni Dernekler oluşturuldu. 1962’de 13 eyalette bulunuyorlardı ve hali hazırda birçok toplantı ve kongreler düzenlemişlerdi.vi
İdeolojik ve politik etkilenmeleri farklı sol partilerden geliyordu, ve birçok şeker fabrikasının yönetimini ele geçirdikleri için; Pernambuco’da ilerici vali olduğundan Miguel Arrães’in seçilmesinde çaba sarf ettiklerinden için; ve Goulart3 hükümetinin tarım reformunu içeren bir yasayı uygulamaya koyması için kitlelerin kesintisiz baskısından dolayı ünlü oldular.
Zaman içerisinde, onları topraklarından sürmek isteyen büyük toprak sahiplerine karşı direniş mücadeleleri giderek güçlendi. Bu mücadelede birçok köylü öldü. 1962’de ülkedeki en büyük Sape Derneğinin kurucusu João Pedro Texeira öldürüldü. Hiç şüphesiz Köylü Dernekleri o zamanları tarım reformu için mücadelenin en kitlesel ve radikal hareketiydi.vii Topraklarından çıkarılmaya direndiler ve Katolik Kilisesi ve PCB tazminat ve mülk başlıklarını kapsayan farklı aşamalara bölünmüş bir tarım reformunu savunurken, onlar toprakları işgal etmeye devam ettiler.
Derneklerin bir kısmı gerilla grupları örgütlemeye çalıştı; birçok işçi hapsedildi ve ordu grupları dağıttı. Son olarak 1964 askeri darbesiyle birlikte ortadan kalktılar.
2) ULTABS
Köylü Dernekleri Pernambuco’da yeniden ortaya çıkarken, 1954’de PCB köylü birliklerini koordine etmek için, belediye, eyalet ve ulusal düzeylerde örgütlenmiş bir çeşit kır işçileri birliği olan Çiftçi ve Tarım İşçileri Sendikasını (ULTAB) oluşturdu. Bu girişimle birlikte, PCB işçiler ve köylüler arasında politik bir ittifak için koşullar yaratmanın yollarını aradı. Bu örgüt diğer köylü gruplarının zaten güçlü olduğu Pernambuco ve Rio Grande do Sul dışında bütün eyaletleri kapsıyordu. Esas olarak São Paulo, Parana ve Rio de Janeiro eyaletlerine nüfuz ettiler.
Aynı zamanlarda, köylü dünyası üzerinde sosyalist fikirlerin etkisine ve bayrak olarak tarım reformunu yükseltmelerine meydan vermeme çabası içerisinde, Katolik Kilisesi’nin muhafazakâr kesimi 40.000 kadar pek çok köylü örgütlenmesi ve sendikayı kuran Rio Grande do Norte’deki Kır Yardımlaşma Hizmetleri içerisinde örgütlendi.
Bu arada, Katolik Kilisesi’nin ilerici kesimi, köylülerin okuma-yazma kampanyaları ve politik eğitiminde çalışmış eğitimci Paulo Freire’nin4 katılımıyla birlikte, Tabanda Eğitim Hareketini kurdu.
3) MASTER
Son olarak, ancak daha küçük bir boyutta, 1950’lerin sonunda, Rio Grande do Sul eyaletinde Topraksız Çiftçiler Hareketi (MASTER) Encruzilhada do Sul’da toprak işgal eden 300 ailenin tahliye edilmesine direnerek ortaya çıktı. Daha sonra birçok çiftlikte (fazendas) sorumluluk üstlenebilmiş olan vali Leonel Brizola’nun desteğiyle birlikte bütün eyalette gelişti. MASTER’ı diğer Derneklerden farklı kılan saflarındaki işçilerin toprakta kalmak için savaşmak yerine toprağın bir parçasını zapt etmesiydi. 1962’den itibaren latifundia çitlerine yakın kamplarda örgütlenmeye başladılar. Hükümetin desteği 1962’e kadar sürdü. O yılın seçimlerinde Brezilya Emek Partisi’nin (PTB) yenilgisiyle birlikte, hareket giderek zayıfladı ve askeri darbeyle birlikte ortadan kayboldu.viii
a)Sendikalaşma Çabaları
1961’de ULTAB Belo Horizonte’de Çiftçilerin ve Tarım İşçilerinin Birinci Ulusal Kongresi’ni gerçekleştirdi. Köylü Dernekleri’nden 215 ve MASTER’dan 50 delege dahil olmak üzere yüz kırk bin işçi katıldı. Bu toplantıda Köylü Derneklerinin daha radikal önerileri PCB’nin önerileri karşısında ağırlık kazandı. Köylü Derneklerinin önerileri sendikalaşmayı destekleme, iş kanunun oluşturulması ve ücretler ve sosyal güvenlik hakkı için bir kampanya yapılması ihtiyacını dile getiriyordu. Bu kongre toprak için mücadelelere büyük bir ivme sağladı.
Kontrol etmedikleri köylü örgütlerinin bu gelişmesinden dolayı, köylülerle birlikte çalışan hükümet ve bazı kuruluşlar kır sendikalaşmasını denetim altına almak, bazı durumlarda, hareketi zayıflatmak ve emirleri altına almak için sendikaların yaratılmasını önerdiler. Kır işçilerinin gelecek federasyonunu ayarlamak için yerel ve eyalet toplantıları düzenlendi. PCB ve Katolik Kilisesi bu alan üzerine mücadele etti ve gidişatı ele geçirmek üzere her iki tarafın birkaç girişiminden sonra, sonunda Aralık 1963’de Tarım İşçilerinin Ulusal Konfederasyonu’nu (CONTAG) oluşturmak için bir anlaşmaya vardılar. O zamanlar şiddetli bir şekilde bastırılan Köylü Dernekleri bu sendikalaşma sürecine katılmadı.
Diktatörlük ve Köylü Hareketinin Gerilemesi (1964-1978)
Mart 1964’de askeri darbe yönetimi ele geçirdi. Diktatörlük “köylü hareketlerinin komünist bir tehdit olduğunu ileri sürerek bütün hareketleri şiddetli bir şekilde bastırdı. Önde gelen liderler hapsedildi, bir çoğu sürgüne gitmek zorunda kaldı, ve diğer yüzlerce lider öldürüldü. Brezilya’da terör hâkim kılındı. Tarım reformu hakkında konuşan herhangi biri cezaevinde birkaç ay kalmaya adaydı [...] Baskı o kadar sertti ki [daha önce belirtilen] üç köylü hareketi de ortadan kaldırılmıştı. Kır işçilerinin bazı sendikaları çok etkisiz bir direniş ortaya koydu aynı zamanda faaliyetlerini tamamen değiştirdi ve bir sosyal yardım kuruluşunun niteliklerini üstlenmeye kadar vardı.ix”
Sendikaların bu toplumsal yönü general Medici 1971’de kırsal kesim için bir sosyal güvenlik fonu olan Funrural’ı oluşturduğunda ve onun bürokratik faaliyetlerini sendikalara aktardığında güçlendi. Bugün bu sendikaların çoğu halen Funrural’ın delegeleri olarak değerlendirilir.x
1960’lar kırsal kesimin yatıştırılmasıyla sonlandı. “Mezarlıktan barışa. Tarım reformunu düşleyen ve bunu elde etmek için toplumsal hareketler içerisinde kendilerini örgütleyerek adımlar atan Kuzey ve Güneyden binlerce kır işçisi askeri çizme altında düşlerinin paramparça olduğunu gördü.xi
“Diktatörlüğün başlangıcında, ordu toprakla ilgili çatışmalara izole edilmiş bir çözüm sunma fikriyle, böylece köylüleri terhis ederek, Toprak Kanunuxii ortaya çıkardı. Amaçları tarım sorununun ulusal bir sorun olmasını önlemekti.xiii
MST’nin Doğduğu Genel Çerçeve
Şimdi de MST’nin doğuşunun arkasındaki genel çerçeveyi yakından inceleyelim.
Ekonomik Koşullar
1970’ler boyunca kırsal kesimdeki kapitalist modernizasyon, özellikle Güney’de, zaten güçlü ulus ötesi şirketler tarafından kontrol edilen tarımsal ihracatlar doğrultusunda idare edilen, tarımsal sömürünün bütünlüklü ve hızlı makineleşmesiyle birlikte meydana geldi. Bu evre “muhafazakâr” ya da “sancılı modernizasyon” olarak da bilinir, zira kır kökenli aileler açısından sosyal ve ekonomik yıkımlara neden olmuştur.
Soya fasulyesi plantasyonlarının girişi kırsal bölgede makineleşmeyi hızlandırdı. Bu ürüne uygulanan en gelişmiş teknolojilerden dolayı köylü yığınları topraklarından zorla çıkarıldı. Makineleşme Güney ve Güneydoğu’da kahve ve pamuk plantasyonlarındaki ortakçı ve kiracı çiftçilerin işini devr aldı, böylece topraksız köylü kitleleri meydana geldi.
Özellikle 1975 ve 1980 arasında bu çiftçiler büyük kentlere ya da tarımsal kolonizasyon alanlarına göç ederek bireysel çözümler aramak zorunda kaldı. İlk durumda, hızlandırılmış sanayileşme sürecinden etkilendiler –bu “Brezilya mucizesi” olarak bilinen dönemdi- ancak rüya çok çabuk yerle bir oldu. Endüstriyel krizin ilk işaretleri 70’lerin sonunda ortaya çıktı ve bununla beraber, göç eden köylüler için artık daha fazla bir işin bulunmadığı kentlerde işsizlik büyüdü.xiv
İkinci durumda, tarımsal kolonizasyon alanlarına doğru göç edenler –özellikle Rondonia, Para ve Mato Grosso eyaletlerinde- toprak bolluğu vaat eden resmi propagandadan etkilendi. Ancak derhal sorunlar çıktı: Yollar, üretim araçları ve sosyal yardım hiç yoktu. Kaderlerine terk edilen göçmenler köylü statülerini korumaktan acizdiler. Bu topraklar bir aile için tahıl ve diğer temel ürün gıdalarının tarımsal üretim koşullarından yoksundu. Diğer yandan hükümet çok büyük sayıda insanı Brezilya’nın uluslararası sınırlarına yerleştirme stratejik fikrinin yanı sıra madenlerin, değerli taşların ve kerestelerin sömürüsüne ön ayak olan bir iş gücü arıyordu.
Çok geçmeden, zaten tehlike dolu olan bu çalışma koşulları, bu bölgelerde yerleşmeye başlayan büyük ulus ötesi şirketler tarafından topraktan çıkarma tehdidi yoluyla yoğunlaştırıldı. “Hükümetin mali teşvikleri (bölgenin çiftliklerinde gelir vergisiyle bağıntılı parayı kullanma imkânı) tarafından harekete geçirilen Güneyli mülk-sahipleri ve iş adamları Amazon bölgesinde toprak mülkiyeti haklarını satın almaya başladı. Ancak “şirketlerin göz diktiği toprak büyük ölçüde, çoğunluğu hiçbir mülkiyet hakkına sahip olmayan işçiler tarafından önceden işgal edildiğinden” toprak için yeni tarz bir mücadele ortaya çıktı: Kendilerini zorla çıkarmaya çalışan mülk sahipleri ve şirketlerin faaliyetlerine karşı işgalcilerin, ya da posseirosların5 direnişi. Bu yüzden çoğunluğu ölümler ve mülk sahiplerinin plantasyonları ve hanelerinin yanması yoluyla yıkımla biten çatışma ve saldırganlıklar arttı.xv Bir toprak parçası arayışındaki bu uzak yerlere göç eden yüz binlerce köylünün düşleri artık yerle bir olmuştu.
Sosyo-ekonomik bir bakış açısından, tarımsal makineleşme yüzünden topraktan zorla çıkarılan bu köylülerin kullandığı iki giriş yolu bu şekilde kapatılmıştır: hem kentlere göç etme hem de tarımsal sınırlarla birlikte alanlara taşınma.xvi
Bu durum üçüncü bir çözüm bulma ihtiyacını ortaya çıkardı: bu, kırsal bölgede direnişe kalkışma ve yaşadıkları yerde köylülerin toprak elde etmesini sağlayacak mücadele yöntemlerini araştırmaydı.xvii Son seçeneği seçen bu köylüler MST’nin toplumsal tabanı oldu.xviii
Sosyal ve Politik Koşullar
Ülkenin demokratikleşme süreci
Diğer yandan, “Brezilya mucizesi” olarak adlandırılanın artık bir mucize olmadığı ve ülke ekonomisinin büyümesi hız kaybettiği için, askeri rejim gittikçe zayıfladı ve ülke bir demokratikleşme süreci başlattı. İnsanlar, ilk önce insan haklarına odaklanarak, hoşnutsuzluklarını göstermeye başladı ancak çok geçmeden başka talepleri oldu ve São Paulo dışındaki, İşçi Partisi’nin (PT) kökeni olan, önemli sendika mücadeleleri sayesinde sendikalar daha fazla güçlendi.
Kavgacı Kır Sendikacılığı xix
Bu şartlarda, köylüler korkularını yenmeye başladı, kır sendika muhalefeti ve biraz kavgacı sendikacılık nüvesi bulunmaktaydı.xx Bu sendikalar daha önce bahsedilen kırsal bölge için düzenlenmiş, ve hükümetin tarım politikalarına karşı olan sosyal güvenlik fonunun yaratılmasıyla güçlendirilen resmi sendikaların yardımcı tabiatını eleştirdiler. Nihayet bu gruplar Merkezi İşçi Sendikası’na (CUT) katılarak son buldu.
On yıllardır, federal hükümet sendika hareketine bir dizi ayrıcalık vererek ve sendikaların çizgisini yardımcı ve hizmet sendikacılığı doğrultusunda yönlendirmeye girişerek kendisinin uzantılarından biri yapmaya çalıştı. Kır sendikalarının dişçileri, doktorları, satılık seçilmiş tohumlar ve veterinerlikte kullanılan ürünleri vardı.
Resmi sendikacılık hepsi ulus ötesi şirketler tarafından yapılan seçilmiş tohumların, kimyevi gübrelerin, hayvanlar için ilaçların ve diğer ürünlerin kullanımından meydana gelen yeşil devrime çeşitli biçimlerde yardımcı oldu.
“Kavgacı kır sendikacılığı” sendika yapısını içeriden harekete geçirmeyi tercih etti. Toplumsal mücadele yönünü ortaya koydu ve bu bakış açısı en başından itibaren dostça tabirlerle henüz doğmakta olan MST’yi abarttı. Birçok lideri MST’nin ilk olaylarına katıldı. Hareketin Birinci Ulusal Toplantısı’nda bulunanların %80’inin sendika liderleri olduğu söylenir.xxi
İdeolojik Koşullar: Kilise Piskoposlarının Etkisi
70’lerin ortalarından itibaren ideolojik yön, Özgürlük Teolojisi’nin esintisi altında, Katolik Kilisesi Kırsal Toprak Komisyonun (CPT) gerçekleştirdiği çalışma aracılığıyla serpiliyordu.xxii Rahipler rahip olmayanlarla birlikte kırsal bölge civarında köylüler için örgütlenme ve mücadele etme ve sorunlarını cennette değil, burada dünyada çözmeleri gerektiğini beyan ederek gezindiler. Diğer taraftan, CPT’nin ekümenizmixxiii sayesinde, çabalarını diğer kiliselerle birleştirebildiler, böylece tek bir hareketin gelişmesine katkıda bulunuldu.
Sözün kısası: toprağın yoğunlaşmasındaki ani artış ve topraksız kır işçilerinin sayısının büyümesi; hem güvence yoksunluğu hem de zaten belli bir denge seviyesinde yaşamaya alışkın olan bir nüfus arasında sefalet salı veren bu durumu düzeltebilecek alternatiflerin gerilemesi; çeşitli kiliselerin ilerici piskoposlarının etkisi ve ülkede devam eden demokratikleşme süreci –bunların hepsi sözü edilen toprağın işgali için kendiliğinden inisiyatiflerin çatısını meydana getirdi. MST’nin birleşmesi için toplumsal taban bu şekilde kurulmuştur.
MST’nin Doğuşunu Kolaylaştıran Mücadeleler (1978-1984)
Topraksızlar Hareketinin oluşumunu –baskının şiddetinin daha az olduğu- Güney’de toprak için mücadelelerin yeniden başladığı 1978’den 1984’e uzanan bir döneme bağlayabiliriz. İlk kıvılcımlar Rio Grande do Sul’de alevlendi .
Güney’de Mücadeleler
Macali ve Brilhante
Mayıs 1978’de, Kaigang yerli topluluğu, Noncai’deki Yerli Arazisi, topraklarına yerleşmiş olan 1200 küçük köylü aileyi zorla çıkartarak topraklarını yeniden elde etmek için eyleme başladı. Zorla çıkarılan ailelerin her biri kendi çözüm yollarını aradı. Bazısı başka bir belediyedeki akrabalarının evlerine gitti, 50 kadarı iş aramak için Porto Alegre’ye göç etti ve kendilerini kentin dışında yaşarken buldular. Üç büyük grup yol kenarında kamp kurdu: biri Cruzeiro kasabasında, Planalto Belediyesinde; bir diğeri Arazinin sınırındaki, Noncai Belediyesinde; ve üçüncüsü, Tres Palmeiras kasabasında, Ronda Alta’da bir bölgede.
Bu üç grup destek aramaya başlamak için belli bir tarzda örgütlenmişti. Porto Alegre’de tarım reformunu destekleyen bir gruptan oluşan soldan bazı militanlar, onları ziyaret etmeye ve onlarla politik çalışma yapmaya başladı.
Tres Palmeiras’da kamp yapan aileler, kent bölge rahipleri, papaz Arnildo’nun desteğini istediler. Arnildo onları rahip evinde misafir etti ve kendilerine yiyecek ve giysi sağladı, ancak bunun yanı sıra onlara Özgürlük Teolojisinin bakış açısından İncil okudu, ve onların vaat edilmiş toprakları arayan Tanrı’nın halkının özgürleşmesinden ve acılarından bahseden Hicret Kitabının Üçüncü Kısmı üzerinde düşünmelerini sağladı. Dinleyenler bunun aynı zamanda kendi hikayeleri olduğu fikrine kapıldılar. Bu grubun toprak için örgütlü kalmaya ve mücadele etmeye karar vermesi bu şekilde oldu.
Yerli arazisinden atılmış olan köylüler arasında toprağı bir kere daha işgal etmek isteyenler vardı. Dolayısıyla hem rahip Arnildo hem de Porto Alegre grubu tarafından gerçekleştirilen eylemlerden biri, Yerlilerin bu toprakları istemekte haklı olduklarını çünkü bu toprakların onlara ait olduğuna ve Rio Grande do Sul eyaletinde yasal olarak dağıtılabilecek birçok toprak olduğuna çiftçileri ikna etmek içindi.
Tartışmaların meydana geldiği ve insanların politik bilinçliliğini arttığı bütün bir süreç boyunca örgütlenme, mitingler ve toplantılar gerçekleştirildi. Haziran 1978’de, zorla çıkartılan ailelerin yaklaşık otuzu, çaresizlikten taşındı ve –çok bireysel bir tavırla- ötekilerin önüne geçmek isteğiyle, Rondinha’daki Sarandi Çiftliğinde bir alanı, bunun bir orman arazisi olduğunun farkında olmadan, istilâ etmeye karar verdi. Kendilerine verilmesi için alana girmelerinin yeterli olacağını düşündüler. Polis bölgeyi derhal kuşattı ve onları geri çekilmeye zorladı.xxiv
Yol kenarında kurulmuş kamplarda meydana gelen gelişmeler hakkında bilgilendirilen yetkililer endişelenmeye başladı ve bu köylülere kolonizasyon projeleri içerisinde topraklar teklif etmeye karar verdi. Eyalet hükümeti bunların bir kısmının eyaletin güney kısmındaki Bage’de yerleştirilmesini önerdi. Federal hükümet, diğer yandan, Terranova Projesi olarak bilinen aynı şeyi Mato Grosso’da yapma olasılığının ana hatlarını gösterdi. Yüz on sekiz aile Bage’ye ve yaklaşık 550 aile Terranova’ya gitti.xxv
Geri kalan yaklaşık 500 aile halen örgütlüydü. Epey zaman sonra –1 Ağustos’ta- vali Amaral de Souza’ya bu eyalette yerleşim talep eden ve eğer talepleri karşılanmazsa, bir kez daha Sarandi çiftliğini işgal edeceklerini bildiren toplu bir dilekçe yollamaya karar verdiler. Vali 30 günlük bir müddet istedi ve demagojik bir şekilde eğer talepleri karşılanmazsa bizzat onlara işgallerinde eşlik edeceğini açıkladı. Müddet sona erdiğinde ve hiçbir cevap verilmediğinde, 7 Eylül’de, şafakta, 110 aile Macali’deki toprakları işgal etmeye karar verdi. Ertesi gün askeri polis ulaştıxxvi ve köylüler direnişte ısrar etti ve bizzat kadınlar çocuklarıyla birlikte ön safta yer aldılar. Polis geri çekildi, sözünü tutmaya zorlanan valiyle görüşmeler başladı. En sonunda vali köylülerin bu toprak parçasında oturmasına izin verdi ve polis gücünü geri çekti.xxvii
Macali, askeri diktatörlük sırasındaki ilk toprak işgalini temsil eder. Bu zafer bölgede yeni işgalleri teşvik etmiştir. Kısa bir süre sonra, Brilhante, ve daha sonra Anonni işgal edildi. Santa Catarina (70’lerin sonu), Parana (1980), São Paulo (1980), ve Mato Grosso do Sul’de (1979’den itibaren) başka kıvılcımlar tutuştu.
Encruzilhada Natalino
Encruzilhada Natalino kampıxxviii mücadeledeki daha önceki deneyimlerin bir sonucuydu. Kamp 8 Aralık 1980’de, Noncai Yerli Arazisinden zorla çıkartılmış olan Natalio isimli bir yerleşimci çadırını Ronda Alta Belediyesindeki Ronda Alta, Sarandi ve Passo Fundo’ya giden yolların ağzında kurduğunda başladı. Daha sonra bütün bölgeden daha fazla topraksız aile gelmeye başladı.
50 aileyle başlayan ve 600 aileyle, 3000 civarında insan, sonlanan kamp stratejik bir yerde kurulmuştu. Çadırlar 2 kilometreden fazlaydı. Hükümet, başarısız bir şekilde, işgalcilere iş teklif ederek onları etkisizleştirmeye çalıştı ancak bu reddedildi.
Bu deneyimi bir başlangıç noktası olarak düşünerek, aileler gruplarda, komisyonlarda ve sektörlerde örgütlenmeye başladı. Zamanında yaygın biçimde benimsenmiş MST gazetesi Sem Terra isimli bir haber bülteni bile yayınladılar. Direnişlerinin sembolü olarak bütün bildirilerinde taşıdıkları yalın bir haç yaptılar.
Kampçılar en yakın belediyelerde var olan latifundaların teknik bir araştırmasına başladı. Böylece kendi bölgeleri içerisindeki toprakla bağlantılı sorunların çözümlenebileceğini hükümete gösterebildiler. Aslında, kampa yakın olan 4000 hektar satılıktı.
21 Haziran 1981’de, toprağın işgalinden altı ay sonra, São Felix de Araguaia’dan (Mato Grosso), Katolik piskopos D. Pedro Casaldaliga kampçılarla dayanışmasının ifadesi olarak Aşai Rabbani Ayini’ni yönetti. 6000 insan katıldı ve ayin mücadeleyi ulusal bir çağrışımla ortaya koyduğu için ülkenin her tarafında tanındı.
Bu baskı altında, federal hükümet önerisini aileleri Roraima, Acre, Mato Grosso ve Bahia kolonizasyon projelerine nakletmek yönünde takdim etti. Ancak bu ikinci öneri de reddedildi. Bir ay sonra, köylüler bu defa, Goias Velho’dan (Goiana), Mato Grosso’daki Canamara kolonizasyon projesine götürülen yerleşimcilerin sefaletini kınayan Katolik piskopos D. Tomas Balduino ile bir başka dini ayin yaptı. Bu ayine 10.000’den fazla insan katıldı. D. Tomas’a göre, kent işçileri açısından São Paulo ABC grevleri neyi temsil ediyorsa bu olay da kırsal bölge için o anlama geliyordu.
Hükümet önerisinde ısrar ettiği için, bir toplantıda kampçılar baskı yapmanın bir yolu olarak, Porto Alegre’deki hükümet binasının önünde kamp kurmaya karar verdi. Askeri Tugay kamp yapmalarını engelledi, ancak vali onları ağırladı. Toplantı sırasında ordunun kampı kuşatacağı ve kampın dışında olanların yeniden giremeyeceği bilgisini edindiler. Bu yüzden mümkün olduğunca çabuk geri döndüler. Kamp, bir halk yapısının direnişini bastırmakta uzman olan albay Curió tarafından idare edilen askeri birliklerce ele geçirildi ve Ulusal Güvenlik Alanı ilân edildi. Curió sorunu 15 gün içerisinde çözeceğini söyledi. Kampçıların direnişini kırmak için farklı yöntemler kullandı: Ailelere yiyecek dağıttı oysa bunun yanında hoparlörler aracılığıyla onların seferberlik güçlerini bozacak bilgiler yayacağı süre zarfı boyunca, saatlerce onları hizada durmaya zorladı; örneğin, Porto Alegre’den bir piskoposun topraksız köylülerin Rio Grande’de toprak talep etme hakkı olmadığını ve hükümetin onları kabul etmeye mecbur olmadığını açıkladığı bir röportaj vardı; başka zamanlarda hoparlörler kolonizasyon projelerine nakil olmayı kabul etmeyenlerin hiçbir gıda almayacağını bildirdi.
Curió ayrıca Acre, Roraima, Mato Grosso ve Bahia’nın slaytlarını gösterdiği çok büyük bir çadır inşa etti ve alanı ziyaret etmesi için bir komisyon önerdi. Köylüleri toplamaya iki uçak geldi ve çok büyük bir asado (ızgara et) ile karşılandılar, ancak grubun üyeleri ellerini yıkarken, su tükendi. Komisyon geri döndüğünde, üyelerinin çoğu projenin imkânsız olduğunu bildirdi; toprak çok kumluydu ve su kıttı. Bir tek aile bile Bahia’ya taşınmayı kabul etmedi.
Bu geri çevirmeye bir tepki olarak, kampçılara karşı şiddet büyüdü. Bir hayli toza yol açan sürekli bir kamyon trafiği ve tahrip edilen su kaynakları vardı. Atlar panik yaratarak, köylülerin ürünlerini çiğnemek için yollanıyordu. Bu karşı koyma gücünü kırma operasyonundan sonra, kolonizasyon için bir başka öneri yaptılar ve bundan sonra kampı bölebildiler: 137 aile bu öneriyi kabul etti.
En sonunda, kampı kuşatma altına almaya karar verdiler: Burası bütün ziyaretlerin yasaklandığı toplama kampı haline gelmişti. Bu olay medyada eleştirildi ve Rio Grande do Sul ve Santa Catarina’dan 137 rahip, Brezilya Avukatlar Cemiyeti üyeleri, eyalet ve federal temsilcilerinin katılımıyla birlikte çok büyük bir gösteri örgütlendi. Bölgeye girmeleri engellendiğinde, kampçılar haçlarını çıkardı ve askeri bariyeri dağıtarak bununla ilerledi. Bu durumu tamamen değiştirdi ve topraksız köylüler yeniden ümitlendi.
Bir defasında, bir kampçı radyosunu ayarlamaya çalıştığında, şans eseri Brezilya ile iletişim kurmak için müdahaleci güçler tarafından kullanılan istasyonu keşfetti. Bu kamp o günden sonra düşman tarafından planlanan bütün hareketleri önceden haber alıyordu.
Bir başka defa, Curió şeker dağıtacağı anı göstermek için medyayı çağırdığında aileleri ve öğretmenleri tarafından eğitilmiş olan çocuklardan şu yanıtı aldı: “Biz şeker istemiyoruz, biz toprak istiyoruz!”
31 Ağustos’ta, müdahalenin başlamasından bir ay sonra, Curió emekliye ayrılmak zorunda kaldı. Kampçıların direnişi ve yukarıda bahsi geçen insanların desteği bu zaferde belirleyici oldu.
Kuşatmadan kurtulmuş olan kampçılar kendilerini yeniden örgütledi ve Mato Grosso’dan hayal kırıklığı içerisinde geri dönen ailelerle birlikte genişledi. Vaziyet aynı olduğundan ve yetkililer herhangi bir demeçle ortaya çıkmadıklarından, ilerlemek için mücadeleye dair yeni bir şey yaratmanın zamanının geldiğini düşündüler. Şubat 1982’de, Ulusal Piskoposlar Konferansı’nın toplantısı sırasında kampçılar Kilisenin ailelerin geçici temelde taşınabileceği bir alan satın almasını önerdi. Bu kabul edildi ve Kilise kaynak toplamak için ulusal bir kampanya planladı. Kampanyaya Lutherci Kilise de katıldı. Ronda Alta Belediyesi içerisinde, Rio Passo Fundo Dam’a yakın 108 hektarlık bir alan satın alındı. Bu alan daha sonra Nova Ronda Alta olarak isimlendirildi.
Bir buçuk yıldan fazla bir süre, topraksız köylüler mücadelelerinde ısrar ettiler. Valilik seçimlerinden önce, toprak sorunuyla ilgili kendi önerdikleri çözümü adaylarla tartışmaya karar verdiler. Eylül 1983’de, seçilen vali Ronda Alta, Cruz Alta ve Palmeira Missões belediyelerinden ailelerin son yerleşimi için 1870 hektarın satın alınmasına izin verdi. Bölgenin sekiz belediyesinden köylülerin katıldığı Encruzilhada Natalino’daki mücadele, tarım reformunun önemini ve ihtiyacını göstererek, bütün Brezilya’da ses getirdi.
Mücadelelerin Ülkenin Geri Kalanına Yayılması
Orta Güney bölgesindeki bu toprak mücadeleleri, bütün ülkeye hızlı bir şekilde yayıldı. Ancak yine de herhangi bir ulusal ifade [articulation] yoktu.
İlk İşgaller
João Pedro Stédile’e göre ilk işgallerden beri, 1979 ve 1985 arasında, “romantik bir üretim düşüncesi” hakimdixxix: köy işçisinin görgüsü toprağı zapt etmenin yeterli olduğuna ve bu yolla bütün sorunlarını çözdüğüne inanıyordu. Üretim alışkanlıkları çok bireyseldi. Onun için kolektif çalışma olasılığını kabul etmek çok zordu. Köylünün mücadelesi çok kişiseldi, ne köylüleri ve işçi sınıfını bir bütün olarak düşünüyordu.xxx Ne de ülkenin başından geçen “hakkında fazla bilgi sahibi olmadığı” tekniklerin kullanımını gerektiren tarımsal modernizasyon sürecinin farkındaydı.xxxi Köylü ne biliyorsa taklit etmeye eğilimliydi: “küçük mülk sahibi” tarzındaki aile mülkü. Üretim esas olarak hayatta kalmaya adanmıştı ve sadece fazla ürünler pazara gidiyordu.xxxii
Bu süre boyunca, bir çeşit işbirliği olduysa bu karşılıklı yardım ve hizmetlerin mübadelesinden oluşan gruplarla sınırlıydı. Ama yine de bazı eyaletlerde izole edilmiş tarımsal işbirliği deneyimleri vardı: Topluluktan gruplar ya da Katolik Kilisesi’nin etkisi altında meydana gelmiş resmi olmayan dernekler vardı.xxxiii
Ancak “ülkede var olan geleneksel modelin olumsuz deneyimlerinden ve küçük çiftçilerin ekonomik sömürü politikasını geliştirmiş olan çok büyük tarım-sanayi işletmeleri tarafından karakterize edildiğinden ötürü” bir kooperatif sistemini var eden direniş oldu.xxxiv Bu dönem 1984’de Topraksızlar Hareketinin oluşumu ve ertesi yıl ilk kongreleriyle sona erer.
KURULUŞ
Birinci Ulusal Toplantı: MST’nin Kuruluşu (20-22 Ocak 1984)
Yalnızca ulus çapında bir hareketin önemli bir politik araç haline gelebileceğini açık bir şekilde anlayan Kırsal Toprak Komisyonuydu.xxxv Bu sürecin başında, bölgesel bir hareket yaratmak düşüncesi vardı. Ancak daha sonra toprak için mücadeleyi güçlendirmenin... ve bu mücadelenin bastırılmasını ya da yok edilmesini önlemenin en iyi yolunun ulusal bir hareket olacağı açıklık kazandı.
Kafalarda bu amaçla, diktatörlüğe karşı mücadelenin tam ortasında 20 Ocak’tan 22 Ocak 1984’e kadar Topraksız İşçilerin Birinci Ulusal Toplantısı gerçekleşti.xxxvi İşgal edilen birçok toprağa popüler liderler katıldı: 13 eyaletten 100 temsilci, -daha önce belirttiğim gibi- bunların arasında kırsal sendikalardan çok sayıda lider vardı.xxxvii
Birinci Ulusal Toplantı tarihi, MST’nin kuruluş tarihi olarak düşünülür. “Kır işçileri” ifadesinin dahil edilmesi toprağı işlemek için işgal eden topraksız “kır işçileri” hareketi ile toprağı kendi evlerini inşa etmek için işgal eden topraksız kent insanları hareketinin üyeleri arasındaki karışıklıktan kaçınmaya yardım eder. Bu gerçekten yerleştirme açısından bir halk hareketidir ve birçok yerde daha doğru bir isim altında Evsiz Barksız İnsanlar Hareketi olarak varlığını sürdürür.
Topraksız İnsanlar Hareketi, bu yüzden, MST baş harflerini kullanan Topraksız Kır İşçileri Hareketi açısından da daha popüler bir kısaltmadır.xxxviii Bu toplantı sırasında MST’nin rolü tarım reformu ve toprak için mücadele veren otonom bir kitle hareketi olarak tanımlandı. MST ne bir sendika hareketidir ne de dini bir harekettir. Sendikalara ya da kiliselere dayanmamalıdır. Kendi otonomilerini koruyabilmeleri için bizzat işçiler tarafından kontrol edilmelidir.
Üst seviyelerde bürokratik pazarlıkları içermeyen bir sınıf mücadelesi hareketi olmasında ısrar edilmiştir. O zamanlar, sendikalar idari faaliyete alışkındı, taleplerini Ulusal Kolonizasyon ve Tarım Reformu Enstitüsü’ne (INCRA) gönderirler ve bütün kongrelerde tarım reformunu talep ederlerdi –ancak hepsi buydu. Bu en yaygın sendika faaliyetiydi. Kitle mücadelesini bir zorunluluk olarak ortaya atan MST oldu. MST’nin liderlerine göre, talepleri imzalar, toplantılardan vs. oluşan bir listeyle hükümete yollamayı içeren bu sistem hiçbir şeyi çözmüyordu. Deneyimler tarım reformunu ilerleten şeyin toplumdaki politik güçlerin ilişki grafiğini değiştirmenin tek yolu olan kitlelerin mücadelesi olduğunu gösterdi.xxxix
MST için politik eylemi tanımlama çalışması bu Birinci Ulusal Toplantı’da başladı ve icraatlarını yönlendirecek genel amaçlar kaleme alındı.xl Kırsal Toprak Komisyonu tarafından kullanılan “toprağı işleyenler için toprak” sloganı MST tarafından devr alındı. Ancak en başından beri bu hareket tarım reformunun bir toprak parçasının zapt edilmesinde son bulmayacağını anladı. Daha doğrusu, bunu tam usulüyle yerine getirmek için toplumun küresel bir dönüşüme uğraması gerekir. Bu nedenle, toprağın onu işleyenler tarafından kontrol edilmesi için mücadele ederken, MST aynı zamanda “kapitalizme son verecek”xli “adil, hakkâniyetli” bir toplum için mücadele eder.
Toplantılar vasıtasıyla deneyimlerin mübadelesi ihtiyacını devam ettirmek; sendikaların mücadeleleriyle bağlılığı; kırsal bölgedeki mücadelelerle kentlerdekilerin biraraya getirilmesi; yerli halkın toprak hakkını savunmanın yanı sıra onların ortaya koyduğu mücadeleyle dayanışma gibi daha açık amaçlar da açıklandı.xlii Hareket için otonomiyi garanti altına çalışırken, sendika hareketi ve politik partilere katılımı da teşvik ettiler. Tartıştıkları en önemli hedeflerden biri çok uluslu şirketlere ait toprak üzerinde tarım reformu için mücadele oldu. “Hareketin anti-kapitalist niteliğinin ortaya çıktığı yer bu hedef oldu. Eğer Brezilya’da sadece bir kişi bile topraksız kalacak olursa, yabancıların ülkede toprak sahibi olması doğru görülmeyecekti.”xliii
Bu amaçlar açıklandığında, birinci toplantıyı, çoğunlukla işgaller aracılığıyla, toprak için mücadelelerin artışı izledi. Mücadelelerdeki bu artış, örgütlenmenin büyümesiyle birlikte, belediye, bölgesel ve eyalet komisyonlarının örgütlenmesini gerektirdi. Daha iyi örgütlenmiş eyaletler başka eyaletlerde MST’nin oluşumuna yardımcı oldu.xliv
MST’NİN TARİHİNDE ÖNEMLİ DÖNÜM NOKTALARI
Hızlı Büyüme Dönemi (1985-1990)
Birinci Kongre (29-31 Ocak 1985)
Ertesi yıl, Tancredo Neves’in başkan seçilmesinden birkaç gün sonra, MST Curitiba, Parana’da birinci kongresini gerçekleştirdi –böylece uzun askeri diktatörlük yıllarına bir son verdi. Brezilya’nın 26 eyaletinin yirmi üçünden 1500 delege vardı. Başkanlık divanının bileşenleri tarım reformu mücadelesine bağlı olan güçlerin muazzam çeşitliliğini yansıttı. MST eyalet tertip gruplarından temsilcilerin yanı sıra, Katolik piskoposlar ve baş piskoposlar, Lutherci papazlar, eyalet hükümetinden olduğu kadar Central Unitaria de Trabalhadores’den de (CUT) temsilciler vardı.xlv
Solun farklı kesimleri tarafından benimsenen duruşun aksine, bu kongre Yeni Cumhuriyet (New Republic) ile bir antlaşma içerisine girmeme hususunda politik bir tutum beyân etti.xlvi Hem PCB hem de PcdoB’nunxlvii etkisi altında, soldan diğer güçlerin yanı sıra, CONTAG ve reformist sendikalar, hükümet tarafından desteklenen Ulusal Tarım Reformu Planının uygulanacağına inandılar. Bu nedenle, köylü hareketinin hükümetle işbirliğini içeren bir tutum benimsemesi gerektiğini düşündüler.xlviii MST, aksine, reformun yeni sivil hükümetin iyi niyetinin emri altına verilemeyeceğine inandı ve kendisi için baskı ortaya koyacak ezici bir kitle mücadelesi geliştirme ihtiyacının ana hatlarına işaret etti.xlix
MST’nin liderlerinden biri olan, João Pedro Stédile’ye göre, o zamanlar Hareket zayıftı ve daha büyük ve reformist bir güce katılmış olsaydı, örgüt ortadan kaybolurdu.l Bu yüzden Birinci Ulusal Toplantı tarafından benimsenen “Toprağı işleyenler için toprak” sloganının yerine kullanılan yeni sloganın nedeni anlaşılabilir: “Tek çözüm İşgal.” İşgal bugüne kadar stratejik bir araç oldu.
İşgallerin Artışı
Birinci Kongre’den kısa bir süre sonra, Yeni Cumhuriyet olarak bilinen demokratik geçiş dönemi başladığında, ülkenin her yerinde önemli işgaller çoğalmaya başladı. O yılın Mayıs ayında, Santa Catarina’nın batısında, sadece bir bölgede en büyük işgal dizileri meydana geldi. Başkan Sarney ve tarım reformu bakanı, CONTAG Kongresine katıldığı sırada MST sadece bir hafta içerisinde 40 belediyeden 5000 aileyi taşıyarak 18 çiftlik işgal etti. “bu bölgede neredeyse bir devrimdi [...] Kitleler hükümeti bekleyemeyeceklerini” ve mücadeleleri ve seferberlikleri için yeni demokratik boşluktan faydalanmaları gerektiğini anladı.li MST toprak için savaşan herkes için bir referans noktası oldu. Diğer eyaletlerden militanlar harekete yaklaşmaya başladı.
Dernekte bir adım ileri: başlangıç noktası olarak küçük derneklerin oluşturulmasılii
Dernek yoluyla kooperatifteki deneyimlerin çoğalmaya başladığı an budur. MST bunu yerleşimciler arasında yapmış olsa da, Kırsal Genişleme ve Teknik Yardım Şirketi (EMATER) aracılığıyla hükümet, onların arasından küçük üreticileri teşvik etti. Yerleşimlerdeki üretim düzeni kolektif çalışma için 10 ile 15 aileden oluşan küçük gruplar meydana getirerek başladı.
Bu dini etkenlerden esinlenilmiş idealist bir öneriydi: İncil’in 12 havarisi ve tabanda Hıristiyan cemaatleri.
İzole edilmiş ya da birleştirilmiş farklı faaliyetlerin uygulamaya konması için küçük gruplardan oluşan işbirliği modeli hiçbir resmi aracılık olmadan 1989’a kadar varlığını sürdürdü. Bunların üyelerini biraraya getiren şeyin, nadiren politik olan, farklı kaynakları vardı.liii
Fakat kolektif bir şekilde çalışmaya arzulu olan bu küçük gruplar, bazılarının “hayatta kalmak için işbirliği” olarak tanımladığı şeyde son bulduliv çünkü bu yöntem başlangıçta belli olmayan ancak orta vadede tarımdaki modernizasyon süreci açısından engel haline gelecek birçok sınırlamayı gerektirdi.
Yerleşimcilerin Birinci Ulusal Toplantısı
Mayıs 1986’da, MST yerleşimcileri nasıl örgütleyeceği ve hangi üretim biçimlerini teşvik edeceği üzerine ilk görüşmesini gerçekleştirdi. Bu 11 eyaleti temsil eden 76 yerleşimin katılımıyla birlikte Parana, Cascavel’deki Birinci Ulusal Toplantı sırasında oldu.lv Bu karar çok özel bir bağlamda ortaya çıktı: yerleşimlerin sayısındaki hızlı büyümeden ötürü o zamanlar Hareket içerisinde, özellikle ilerici bir hükümetin bulunduğu São Paulo eyaletinde, daha önce yerleştirilmiş olan ailelerle birlikte MST dışında bir başka halk hareketi oluşturmanın uygun olacağına inanan azınlık bir eğilim ortaya çıktı. Eğer zaten toprak elde edildiyse, harekete bağlı olmak için hiçbir neden olmayacağını düşünüyorlardı.
Eğer MST’nin tek hedefi toprak zapt etmek olsaydı, önceden toprak zapt etmiş olanların MST saflarında kalmaları için geçerli bir neden olmayacaktı. Fakat dünyanın diğer kısımlarında uygulamaya konan farklı tarım reformu deneyimleri köylüler için toprak zapt etmenin yeterli olmadığını gösterdi; makineleşme, tohumlar, krediler, teknik beceri olmadan köylülerin teknolojik devrimde yapılan ilerlemeyi kullanmalarına imkân vermek; ürünleri için satış yerleri olmadığından, toprak bir özgürlük alanı olmak yerine, bir kâbusa dönüşür ve bu süreç köylülerin ürünü çok düşük fiyatlara satması veya toprağı tümüyle terk etmesiyle son bulur.
Mücadele, bu yüzden, toprağın zaptıyla bitmez –bu sadece ilk adımdır. Hedeflerinin geri kalanı toplum küresel bir dönüşüm geçirdiğinde tam olarak karşılanmış olacaktır. Ancak toplum önemli ulus ötesi tarım-sanayi şirketlerini destekleyen neo-liberalizme karşı mücadele verirse, radikal bir tarım reformu gerçekleşecektir. Bu süre zarfında, daha önce yerleşmiş olan aileler için, geçinmelerini garanti edecek üretim planlanmalı ve örgütlenmeli ve “toprağı zapt eden köylülerin sosyo-ekonomik kalkınması” mümkün olduğunca çabuk tesis edilmelidir.lvi
Bununla birlikte, sadece ekonomik nedenler yoktur, etnik ve politik nedenler de bulunmaktadır: hali hazırda toprağı zorla ele geçirmeleri bu işçilere halen bu hedefleri elde edememiş sayısız başka köylü olduğunu unutturmamalıdır ve şu anda daha iyi yaşam koşullarına sahip olanlar mücadele içerisindeki kardeşleriyle dayanışmalarını göstermelidir.
Bu toplantıda daha önceden MST’de iskân edenleri dahil etmeme stratejik kararı benimsendi. Harekete mali yardımda bulunan, kadroların sadece örgütün görevlerinde çalışması bakımından serbest olmasını sağlayan vs. yerleşimlerdir. Bu işi sağlam tutmak için, Ulusal Komisyon ya da Yerleşimciler Bölümü kuruldu ve bunlar 1986’dan 1989’a kadar faaliyette bulundu.
PROCERA’nın Zaptı (1986)
O zamanlar en çok tartışılan konu kredi kullanma hakkıydı. Yeni hükümet köylülerin desteğini kazanmak için askeri diktatörlük tarafından karara bağlanan sübvanse kredi sistemine son verdi.lvii
Krediler olmadan toprağı işlemek için tohum ve gerekli araçları satın almak imkânsızdı. Bundan ötürü MST hükümet üzerinde baskı kurarak, bu yolla yerleşimler için özel bir kredi planı yaratacak olan mücadeleyi örgütledi. 1986’da daha çok PROCERA olarak bilinen Tarım Reformu Özel Kredi Programı uygulamaya kondu.lviii
İki tarım kredisi geliştirildi: her çeşit köylü için büyük bir kredi olan PROCERA Tavan Fiyatı I ve sadece kooperatifler ve dernekler için olan ve birincisinin miktarını ikiye katlayan PROCERA Tavan Fiyatı II.lix Bu, yalnızca kooperatif üyelerinin derneğe üye olmayan köylünün iki misli miktarını almasından ötürü değil, fakat aynı zamanda bu yolla alt yapıda, temel ürünlerde, acil yatırımlara ve yerleşik ailelerin barınak koşullarında gelişmelere olanak sağlayan çok uzun taksitlere verilmesinden ötürü çok uygun bir krediydi.lx Kâr oranı çok düşüktü ve hem sermaye hem de kazanç üzerinde %50 indirim içeriyordu.
Başka iki tip ekonomik yardım daha verildi: ekonomik faaliyetlere başlayabilmeleri için yerleşik ailelere tahsis edilen küçük bir miktar paradan oluşan “kalkınma kredisi” –aileler çoğunlukla bu krediyi iş araçlarının ve hayvanların alımına yatırdı ve genellikle bu aileler bunu ortak bir biçimde kullanarak bitirdi. Diğer yardım en az 40 metre kareden oluşan konut inşa etmekti. Genellikle ortak alımlar yaptılar ve evler karşılıklı yardım yoluyla inşa edildi.lxi
Devlet tarafından bağışlanan kredilerin ortaya çıkardığı sorun, özellikle yılın tarımsal iş girdilerinin (tohumlar, gübre, makine-saatleri) “yeşil devrim” olarak adlandırılan belli teknolojik paketlerle bağlantılarının olmasıydı.
Köylü, ürünleri için bir proje hazırlamak zorundaydı, ve aldığı para girdilere harcanıyordu. Yılın hasadıyla onu geri ödeyecekti. Bu kısa vadeli finansman köylüyü zorunlu tohum alımına bağlı kıldı ve bu kendi üretiminin önüne geçti.
Bu daha sonra bu ticaret üzerinde tekel sahibi ulus ötesi şirketlerden tohumların %100’nün alımıyla son bulan Bölgesel Pazarlama Kooperatifi ile meydana geldi. Bugün, Kooperatif bu tutumu düzeltiyor ve şu anda kendi tohumlarının %60’ını üretiyorlar.
Kooperatifteki farklı deneyimler inceleme altında
Tartışmada üretimin nasıl düzenleneceği üzerine kabul edilen çok farklı iki düşünce vardı: esas olarak teknik etkinlik parametresini hesaba katarak üretimi düzenlemek isteyen tarım bilimciler; ve dayanışma, kardeşlik vb. insani ve manevi değerlerde ısrar eden rahipler.lxii
Bazı teknisyenlerlxiii işbirliği deneyimlerinin Brezilya’da neden başarısız olduğunu araştırmaya başlayan MST görüşlerine ikna oldu. Ayrıca Nikaragua, Honduras, Şili, Peru, Meksika ve daha yakın dönemde, İspanya ve İsrail’dekilxiv deneyimleri ve bilhassa Küba’nın Tarım ve Sığır Yetiştirme Üretim Kooperatifleri (CPA) örneğini incelediler. MST aynı zamanda bu alanda, aralarında Clodomir Santos de Morais’in olduğu, Brezilyalı uzmanlarla ilişkiler kurdu.
Ulusal MST Toplantısı ve büyük derneklerin doğuşu (1987)
Üçüncü Ulusal MST Toplantısı 1987’de gerçekleştirildi. Yerleşimlerin teşkilatını geliştirmek için resmi kurallar oluşturdu. Bu süre zarfında hareket Kuzeye doğru genişledi ve bazı ilerici yönetimler ve Katolik Kilisesi tarafından desteklenen büyük yardım dernekleriyle (makinelerde, pazarlamada vs.) bağlantılar kurdu.lxv Sermaye birikimine imkân veren MST örneğinden esinlenmiş ülkenin farklı kısımlarında birçok büyük dernek ortaya çıktı.lxvi Bu derneklerde kolektif çalışma buna rağmen zikredilmedi. Kolektif üretimden ziyade yerleşimcilere ihtiyaç duydukları hizmetleri vererek onların politik temsilciliğine devam ettiler. Bu deneyimler çok sınırlı olsa bile, bunlar yine de daha sonra bütün zamanlarını Harekete adayabilecek ilk kadroları özgürleştirme erdemine vasıl oldu.
Santos de Morais’daki Laboratuar
O zaman sularında, Clodomir Santos de Morais kırsal bölgede teşkilâtın kolektif çalışması için bir öneri sundu: Öneri, kooperatifte pratik bir alıştırma için bir aylık laboratuvarlardan meydana geliyordu.
Bu laboratuarlar köylünün, 30-40 günlük deneyim boyunca, bütün üretim süreci boyunca bizzat katlanmasını gerektiren kırsal çalışma yöntemlerinden vazgeçmesini ve bunların yerine, sanayi üretiminde uygulandığı gibi, işbölümünü geçirmesini anlaması için tasarlandı. Eğitimde, pratik deneyim yoluyla, iş bölümünün faydalarını hedeflediler.lxvii
Laboratuvar süresince köylüler iş gücünün taşralı niteliklerinden –bireycilik, kişiselcilik, kendiliğindencilik, anarşizm, hareketsizlik, uysallık, sekterlik ya da radikalizm, sadakatsiz davranışlar, maceracılık, kendine güvenme- kaynaklanan kusurlara karşı savaşmaya çalıştı.lxviii
Bu laboratuvarlar önemli bir katkıda bulundu çünkü yalnız ve izole edilmiş hiçbir şey yapamayan köylülerin bizzat tecrübe edinmelerini sağladı. Öte yandan, eğer diğerlerine katılsalar, çok daha fazlasını başarabilir, böylece kendilerini örgütleme ihtiyacının bilincini yaratırlardı.
Fikir iyi olmasına rağmen, uygulaması her zaman olumlu değildi. Çoğu kez bu laboratuvarlar yerel dinamiklere, köylü ritmine ve insanların yaşam çizgisine, kültürel yönlerine... saygı göstermedi. Bir kez grup oluşturulduğunda –önceden kamp kurmuş ve örgütlenmeyi arzulayan 50 ile 100 arasında aile- 40 gün sonra kooperatifin ortaya çıkması gerektiği şart koşuldu. Fakat köylüler genellikle çok daha yavaş adımlarla olgunlaştı ve kamplarda yaratılan ilişkilere göre zirai işbirliği grupları yavaş yavaş ortaya çıkma eğilimindeydi.
Üretimle Bütünleştirilmiş Eğitim Dersleri (FIP)
Bu yetersizliklerinden dolayı laboratuvarlar kızağa çekildiğinde, kamplarda 15 ile 20 gün arası süren kurslar örgütlendi –bunlar Eğitimle Bütünleştirilmiş Eğitim Kursları (Cursos de Formacion Integrada a la Producción, FIP) olarak biliniyordu. Köylüler aynı zamanda iş yaptı ve ders çalıştı. Sınıf saatleri üretim ihtiyaçlarına dayandı. Derslerin içerikleri hem politik hem de teknikti.lxix
Alvaro de la Torre’ye göre, vaktiyle kooperatiflerin oluşturulmasında MST’nin sağladığı güven kooperatifi teşvik eden PROCERA gibi, kamu desteğinin varlığıyla ve insanların kooperatifin bir üyesi olma gönüllülüğüne göre değerlendirildiği tarzla pekiştirildi. Böyle hareket etmeye gönüllü olanlar, devrimci olarak değerlendirildi ve geri kalana küçümsemeyle yaklaşıldı.lxx
Yerleşimlere karşı sağın kampanyası –Üretime Vurgu
Taslağını hazırladıkları yeni anayasada tarım reformu etrafındaki politik tartışma bağlamındalxxi ve ülkenin her yanındaki MST yerleşimlerinin sayısının artışını göz önünde tutarak, toprak sahipleri direnişlerini örgütlemeye ve bütün silahlarıyla savaşmaya karar verdi. Baskının yanı sıra –toprak için mücadelede birçok sendika liderinin cinayeti dahil- toprak üzerinde mülkiyet hakkını korumak zorunda oldukları konusunda kamuoyunu ikna etmeye çalıştılar. Verimsiz toprak olarak adlandırılan, işlenmemiş toprağın, tahsis edilemeyeceği kabul edilmesine rağmen, anayasal süreç sırasında bu büyük toprak sahiplerinin mücadelesi mülkiyetin kayıtsız şartsız hakkını garantilemeyi amaçlıyordu.
Bu tip saldırılar MST’yi yerleşimler içerisindeki üretim etkinliğiyle daha ilgili olmasını sağladı. Kolektif çalışmayı gerçekleştirmek için bir kooperatif oluşturmak yeterli değildir –aynı zamanda tarım reformunun uygulanabilir bir şey olduğu ve bunun varolan sosyal sorunların çoğunu çözebileceği kanıtlanmalıdır.lxxii
Bu büyük ölçekte üretmek, ürünleri pazarlamak ve zirai-sanayiler yaratmanın en iyi yolunu bulmak yönünde bir iç tartışmaya yol açtı. Üretim bedelinin daha düşük olması ve kalitesinin yükseltilmesi gerektiği düşünüldü. Bu süreç köylülerin ancak basit tarımı terk eder ve toplumsal üretim ilişkilerini modernleştirirlerse kırsal bölgedeki kapitalizme direnebileceklerini anlamalarını sağladı. Aksi takdirde, sistem tarafından yutulacak ve bir kez daha büyük kentlerin varoşlarına sürüleceklerdi.
Beşinci Ulusal Toplantı
Beşinci Ulusal Toplantı 1989’da yoğun politik coşku içeren bir atmosferde gerçekleştirildi –genel olarak kitle hareketi büyüyordu, hem CUT hem de PT güçleniyordu ve hatta Lula’nın 1989 başkanlık seçimlerini kazanacağına inanılıyordu.lxxiii
Yeni slogan, “İşgal et, diren, üret” böylece bu toplantıda doğdu. Yeni öğe “üretmekti.” Ayrıca yerleşimcilerin yeni tarz bir toplum yaratılması gerektiğine, tarım için kendi modellerini hazırlayarak, üretimin farklı bir tarzla örgütlenmesi gerektiğine şiddetle inanıldı. İşçi Partisi lideri Lula’nın, başkan seçilmesinin önemine, böylece ülkenin değişmeye başlayabileceğine inanmışlardı.lxxiv
Collor De Melo’nun MST’ye Yönelik Saldırısı
İkinci MST Ulusal Kongresi
İkinci MST Ulusal Kongresi, Lula’nın yenilgisinden ve yeni başkan olarak Collor de Melo’nun gelişinden kısa bir süre sonra, 1990’da Brezilya’da gerçekleştirildi. Bu sadece bir seçim yenilgisi değildi, fakat aynı zamanda bir bütün olarak işçi sınıfı açısından politik ve moral bir yenilgiydi.lxxv Bu yenilgi Brezilya’daki kitle hareketinin 10 yıllık büyümesine bir son verdi. Militanların moralini etkiledi ve MST özel örneğinde, hızlı ve derin bir tarımsal reform uygulamaya koyma umutlarını etkiledi. Hareket bundan sonra en kötü evrelerinden birine girdi.
Yeni hükümetin ilk önlemi hareketi bastırmak oldu. Hareketin eyalet merkez bürolarını ele geçirdi, belgelerini aldı ve ona karşı yasalarca emredilen duruşmaları destekledi; MST’ye son vermeye kararlıydı. lxxvi
“İşgal et, diren, üret” sloganı 1989’dan 1994’e kadar halen kullanılmasına rağmen, vurgu “diren” kelimesi üzerindeydi. Hareket, o zamana kadar elde edilen gelişmenin Collor’un saldırısını durdurmaya yeterli olmadığının ve bu yüzden yerleşimlerin olduğu kadar hareketin organik yönlerinin de güçlendirilmesinin gerekli olduğunun, mücadelenin çok çetin olacağının farkına vardı. Bu nedenle MST daha aktif üyelerini militan çekirdek içerisinde birleştirmeye ve direnişin en güçlü politik ve ekonomik odakları olarak Tarım ve Sığır Yetiştirme Üretim Kooperatifleri’ni teşvik etmeye kalkıştı.lxxvii
Brezilya Tarım Reformu Kooperatifleri Konfederasyonu (CONCRAB) yaratma fikrine yol açan Yerleşimcilerin Kooperatif Sistemi (SCA) üzerine uzun tartışmalar oldu.lxxviii
Üretim için ilk kooperatifler ve bunların yeni bir model için incelenmesi
İkinci MST Kongre’sinden birkaç ay sonra, Rio Grande do Sul ilk Tarım ve Sığır Yetiştirme Üretim Kooperatifleri’nin (CPA’lar) ortaya çıkışına şahit oldu.lxxix
Bunun nedenlerinden biri o zamanlar değişimlerin Magna Carta içerisinde yapılıyor olmasıydı. 1988’de yeni Anayasa resmen kabul edilmeden önce, kooperatifler hem INCRA’nın hem de Devlet Kooperatif Teşkilâtının kontrolü altındaydı. MST’nin kooperatifler hakkında neredeyse hiç konuşmamasının nedeni budur ve konuşmaya, yeni yasa kooperatiflere müdahale etmek için INCRA’nın yetkisini devir alarak bu toplulukların özerkliğini tanıdığında başlamıştır.
Hareket kooperatif deneyiminin asıl özünü yeniden bulmaları gerektiğini düşünüyor. Bu fikrin 19.yüzyılın sonunda Avrupa işçi sınıfından geldiğine ve burjuvazinin bunu devr aldığına ve daha sonra deforme ettiğine inanıyor. Bu, hareketin yaratmaya çalıştığı kooperatifin kapitalist olanlardan neden farklı olduğunu açıklar, çünkü bu kooperatifler sadece küçük üreticiler ve ailelerinden –başka bir deyişle, sadece işçilerden- oluşur ve teşebbüsün büyümesi ve bu amacın dayattığı engelleyici mantık yerine ortaklarının ihtiyaçlarına öncelik vermeye çalışır.lxxx
MST tarafından desteklenen kooperatif sistemi “kırsal bölgede, farklı tarzlarına saygı gösteren, bir işbirliği süreci geliştirmeyi” amaçlar.lxxxi “Aile gruplarından ya da üretim gruplarından oluşan yerleşimcileri ve küçük köylüleri örgütlemesi” gerektiğinilxxxii ve bölgesel farklılıklara saygı duyulması gerektiğini ve yeni bir teknolojik modelin araştırılması gerektiğini düşünür.lxxxiii
Yerleşimcilerin Kooperatif Sisteminin Oluşumu (1990)
Yerleşimcilerin Kooperatif Sistemi’nin (SCA) oluşumu 1990’da başlar.lxxxiv Sistem “kırsal bölgede üretken yaşamın yeni yollarını” inşa etmek için gerçekleştirilen çalışmaların sonuçlarını dikkate alır. CPA’nın “toprağın kolektif örgütlemesinin üst aşaması”lxxxv olduğuna inanırlar, ancak bu başka üretim biçimlerinin görmezlikten gelinmesi anlamına gelmez. Sistemin, bu yüzden, hem bireysel köylüleri hem de dernekleri, kolektif grupları, CPA’ları ve CPA’lara ürünlerini daha iyi şartlar altında pazarlamalarını sağlamak için ortaya çıkan Bölgesel Pazarlama Kooperatifleri’ni içinde barındırması gerektiğini düşünürler.
Kendi Kredi Sistemini Yaratma Maksadı
Ülkede tarım reformu için herhangi bir ilerlemeyi önlemek maksadıyla Collor de Melo hükümeti tarafından benimsenen önlemlerden biri, tarım kredileri ve kamusal politikaları tamamen yerle bir etmek oldu. Bunun üzerine MST, yerleşimcilerin sürekli kredi sahibi olmasını garanti etme ihtiyacının farkına vardı ve kredi için kendi mekanizmalarının oluşumuyla ortaya çıktı. Başlangıçtaki düşünce hükümetten, yabancı varlıklardan, Dünya Bankası ve diğer mali topluluklardan kaynakları ele geçirmek için “büyük merkezi bir kredi kooperatifi” yaratmaktı. Konu üzerinde uzmanlarla beraber iki yıllık tartışmadan sonra, projenin mümkün olmadığı sonucuna vardılar. Yasa ilk önce belediye düzeyinde işlemeyi ve daha sonra merkezi düzeyde işlemeyi gerektirdiği için, bu –başlangıçta, çok fena halde gereksindikleri acil kredileri temin etmeden sadece idari giderlerde bir artışı gerekli kılacaktı- onlarca küçük kredi kooperatifi anlamına gelecekti.lxxxvi
Genel Kooperatiflerin Merkezi Büroları
En sonunda, kredi sorununa çözümün kredi kooperatiflerinin yaratılması olmadığına, ancak pazarlama kooperatifleri, tarımsal kooperatifin farklı biçimleri, dernekler ve hatta küçük çiftçi kooperatiflerinin aynı grup içerisinde birleşeceği Zirai Kooperatifler Merkez Büroları’nın (CCA)lxxxvii yaratılması olduğu sonucuna vardılar.lxxxviii
Bu merkezi bürolar tasarlandığında, kendi ekonomik amaçlarını kendileri belirledi, ancak daha sonra bunu mümkün kılacak maddi koşulların var olmadığı açıklık kazandı. Örneğin, kendilerini piyasada konumlandırmaktan acizdiler. Aslında, bu Merkezi Kooperatif Büroları yalnızca yerleşimcilerin politik ifadesi, işbirliği için MST kurallarının uygulamaya konmasında bir araç oldu ve eyaletten önce iyi bir politik temsiliyet aracı olarak son buldular.lxxxix
CPA’ların satışlarından ve alımlarından, tarımsal ürünlerin naklinin örgütlenmesinden ve bir CPA’nın hepsini kendi başına tedarik edemeyeceği makine ve diğer gereçlerin alımından sorumluydular.xc
CONCRAB’ın Oluşumu (1992)
Bu kooperatifleri eyalet düzeyinde örgütleme ve Ulusal Konfederasyonun parçası haline getirme düşüncesi hakimdi. Mayıs 1992’e kadar dört merkezi eyalet kooperatifi vardı: Rio Grande do Sul, Santa Catarina, Parana ve Espirito Santa, bu yüzden MST’nin başını çektiği Brezilya Tarım Reformu Kooperatifleri Konfederasyonu’nu (CONCRAB) oluşturdularxci ve daha sonra Yerleşimcilerin Kooperatif Sistemi aracılığıyla, bu merkezi kooperatifler fikrinin diğer eyaletlerde bilinmesi yönünde bir çaba oldu.xcii Bugün bu kooperatiflerden dokuz tane var, yeni beş tanesi ise şunlardır: São Paulo, Bahia, Parnambuco, Ceara ve Maranhão
İyileşme ve İlerleme Dönemi
Itamar Franco Hükümeti Toprak için Mücadeleyi Destekliyor (1992-1994)
Collar’ın azledilmesi politik bir zaferdi ve Itamar Franco hükümetinin gelişi MST açısından bir kurtuluştu, çünkü bu açıkça sosyal zaferlere göre ilerici olmamasına rağmen, Yeni Cumhuriyet’inkine benzer bir dönem açtı. Hükümet hareketin politik bir temsilci olarak düşünülmesi için alanlar açan çalışma bakanıxciii aracılığıyla MST ile görüştü. Ve daha sonra, ilk kez olarak, bir başkan resmen bu örgütün bir delegasyonunu kabul etti.xciv
Kooperatif Üzerine Ulusal Seminer (1994 Sonu)
1994’ün sonunda “MST’de İşbirliğinin Geleceği” üzerine ulusal bir seminer yapıldı. İşi örgütlemek için en iyi aracın Tarım ve Sığır Yetiştirme Üretim Kooperatifleri olmasına rağmen, yerleşimlerde kitlesel işbirliğine gerçekten imkân veren şeyin, hizmet kooperatifleri gibi, üretken olmayan faaliyetler olduğu sonucuna vardılar.
90’ların ikinci yarısında, Hizmet Kooperatifleri bölgesel seviyede çok sayıda artış gösterdi. Üretimin, girdilerin ve tüketici mallarının alınıp satılma sürecini örgütlediler. Ayrıca teknik yardım ve eğitim verdiler ve belediyede ya da mikro-bölgesel seviyelerde farklı planlama yöntemleri uyguladılar.xcv
Öte yandan bu seminer, üretimde işbirliğinin uygulanabilirliğini belirleyenin toprağın büyüklüğü olmadığını, bununla birlikte toprağın yerinin, kullanılan teknolojik modelin, mevcut sermaye miktarının, ve pazarın imkânlarının belirleyici olduğunu doğruladı. Ayrıca tarımsal-sanayiye girişin yerleşimlerin ekonomik kalkınması için stratejik bir görüş olduğu kanısına vardılar, çünkü bu gençliği topluma kazandırdı ve üretime değer kattı. En sonunda, eyaletin, bu yöntemle sermayenin “ilksel birikim” olasılığını ortadan kaldırarak, yeterli bir kredi, teknik yardım ve araştırma sistemi aracılığıyla tümevarımsal bir rol oynamak zorunda kalacağı, işçi sınıfı tarafından kontrol edilen ve yönlendirilen bir eyalet müdahalesi olmadan yerleşimler açısından herhangi bir özerk kalkınma olamayacağını düşündüler.
ITERRA’nın Kuruluşu (1995)
Ocak 1995’de, Rio Grande do Sul’de, Tarım Reformu Eğitim ve Araştırma Teknik Enstitüsü, ITERRA (Veranopolis’de Instituto Técnico de Capacitación e Investigación de la Reforma Agraria) kuruldu. İlk görevi Kooperatif İdaresi Teknik Kursunu (TAC) devralmak oldu ve daha sonra profesörler yetiştirmeyi amaçlayan bir öğretmenler kursu örgütlemeye karar verdi. Bu kurs Josue de Castro Okulu olarak adlandırıldı.
Üçüncü MST Kongresi (1995)
Üçüncü MST Kongresi Brezilya’da, Fernando Henrique Cardoso Cumhurbaşkanı olduktan birkaç ay sonra, Temmuz 1995’de yapıldı. Bütün ülkeden yaklaşık olarak 5000 delege vardı.
Kongrenin sonuçlarından biri neo-liberal hükümete karşı mücadele vermek gerektiğiydi çünkü tarım reformunun geliştirilmesi gereksinimiyle taban tabana zıttı [came head on in contradiction].
Tarım reformunun ilerlemesi için bütün toplumun tarım reformunu, topraksız yoksul köylü insanların meşru mücadelesi ve de bu toplum için olumlu sonuçların kaynağı olarak kucaklaması gerektiğini anlaşıldı. İnsanlar ülkenin bir bütün olarak kalkınmasının ancak kırsal bölge kalkındırılırsa mümkün olacağını anlamalıydı. Yoksulları kentlere hareket ettirmek herkes için canlı bir cehennem demektir. Bu “Tarım Reformu herkesin mücadelesidir” sloganında özetlendi.
Öte yandan, bu Kongre aynı zamanda başarılı kitle mitingleri yapmanın mümkün olduğunu kanıtladı. Bu mitinglerin meseleleri enine boyuna analiz edeceği hiçbir zaman beklenmedi. Tarım reformu, örneğin, orada tartışılamazdı –bu tarz tartışmalar önceden daha küçük toplantılarda gerçekleştirilmelidir, zira MST mitingler için alanlar yaratmak, ülkenin her yanında toprak mücadelesi önderlerinin birleşmesini ve kardeşliğini ister. Bu mitinglerin en değerli yönü birbirinden öğrenerek, bir arada olma ve deneyimleri paylaşmadan kaynaklanan güçtür.
O zamandan sonra, çeşitli eyaletler 1000’den fazla insanla kitle eylemleri yaptı. Geçmişte 250 ile 300 arasında tertiplenen sınırlı bir delege miktarları vardı.xcvixcvii
Bu kongre sırasında, 1993’den 1995’e kadar gerçekleştirilen uzun bir ideolojik tartışmanın ardından, MST tarım programı kabul edildi. Bu program “Brezilya’da kırsal bölgenin yeniden düzenlenmesi için bir öneri ortaya koyar. Toprak edinmeyi ve bilgiyi daha fazla demokratikleştirmeye çalışır. İlk defa bir tarım reformunun parçası olarak eğitime ulaşma hakkı ve okul kurumundan bahseder. Geçmişte, klasik tutuma göre, tarım reformu programı sadece toprağın dağılımından bahsederdi. MST’ye göre bilgiyi yaymak toprağı bölüştürmek kadar önemlidir; tarım reformu insanların kalkınmasına dayanan kırsal bölgenin gelişmesi bakımından daha geniş bir sürecin parçasıdır, böylece insanlar bir tarlanın ortasında yaşasalar bile, daha mutlu ve daha eğitimli olabilir.”xcviii
Kongre sadece tarımı düşünen basit bir köylü hareketi olma geleneğini ile ilişkisini kestiği için, tarımsal-sanayi fikrini de dahil ediyordu. João Pedro Stédile şöyle diyor: “Biz durup sadece ham madde üretemeyiz ve kapitalistlerin bizlerin kesesinden kendilerini zenginleştirmelerine müsaade edemeyiz. Bir adım ileri gitmeliyiz: toprağın ürettiği ham maddeyi biz kendimiz dönüştürmeliyiz, böylece çok uluslu tarım-sanayi şirketleri bizi sömüremez; bu malların üzerine fazladan değer koymak ve ürünü daha düşük fiyatlara satabilmek; bununla beraber kentin toptan pazarına girişimizi arttırmak.”xcix
Fernando Henrique Cardoso Yönetimi ve Taktikleri (1994-1998)
İktidardaki ilk yılları boyunca, Fernando Henrique Cardoso Yönetimi MST’ye karşı tekdüze taktikler kullanmadı. Önceleri hareketi görmezlikten gelmeye çalıştı. Bu taktikler Ağustos 1995’de gayri ihtiyari bir şekilde dünyaya Brezilya’da tarım sorunu varlığını gözler önüne seren Corumbiara katliamı ile daha sonra Brezilya’da çok büyük bir kongrenin örgütlenmesiyle boşa çıkarıldı.c Üçüncü Ulusal Kongre 5000 delegeden oluşan etkili şahısları bir araya getirdi: birçok insanı harekete geçirebilen bir hareketin gücünü ve varlığını yadsımak imkânsızdı.ci
Bu taktikler başarısız olduğunda, hükümet bundan sonra, INCRA’nın başkanı Francisco Graziano isimli, akademik dünyada tanınmış bir şahısla Hareketi kafalamaya çalıştı. Bu şahıs MST kamplarını ziyaret ederken ve onlara “canım cicim” davranırken, Hareket ülkenin her tarafında, 1996’nın ortalarında meydana gelen, çok büyük toprak işgalleri dalgası hazırladı.cii
Bu taktiklerin de sonuç vermediğini anladıktan sonra, hükümet bundan sonra izolasyon uygulamaya karar verdi: MST’yle müzakere etmedi. Bu tutuma karşı çıkmak için, MST Nisan 1997’de Brezilya’da büyük yürüyüşü örgütledi ve yürüyüş kitlesel ve kavgacı içeriğinden ötürü bütün Brezilya’yı salladı. Bu olaydan sonra, şiddet hüküm sürdü.ciii
Bu yüzden büyüyen bir halk hareketine karşı hakim sınıfların klasik taktiklerinin üç yönü harekete geçti: birincisi, “birkaç kırıntı dağıtarak ya da kendini beğenmiş, bireyci veya ideolojik olarak zayıf liderleri pohpohlayarak” kafalama girişimiydi; ikincisi, kitle hareketini bölme çabasıydıciv; ve üçüncüsü, baskıydı. Eğer kafalama ya da bölme işe yaramazsa, baskıyı denemeliydi. João Pedro Stédile şöyle diyor: “Burjuvazi sınıf mücadelesinde her zaman bu tarz hareket etmiştir. MST bunun için hazır olmalıdır”.cv
Brezilya Kırsal Bölgesine Amerikan Modelinin Uygulamasından Kaynaklanan Kriz
Stédile görecvi, MST’nin küçük çiftçiler açısından “Kuzey Amerika tarımsal modeli” olarak adlandırılan şeyin tüm sonuçlarını ve onların yerleşimlerde giriştikleri kır kalkınması çabalarını anlamaya başlaması, Cardoso’nun ikinci yetki devri sırasında oldu. Bu model çok önemli derecede makineleştirilmiş –iş gücünde azalmaya bağlı olan- pazarla tamamen uyumlu çiftliklerin (fazendas) gelişmesini teşvik etti. Büyük stratejik devlet şirketleri –elektrik, telefon, madenler- özelleştiğinde, Cardoso tamamen tarıma yöneldi.
Bu model ekonominin büyük ölçüde uluslararasılaştırılmasına dayalıdır. Yerli piyasalar ithâl ürünleri tarafından tedarik edilir. “Geçmişte, neredeyse hiçbir tarımsal ürün ithâl edilmezdi; sadece Arjantin’den biraz buğday ithâl ederdik, ancak tarımsal ürünün %90’ı ülkede üretilirdi. Günümüzde bu ürünlerin hemen hemen hepsi Brezilya’da yetişebilmesine rağmen, gıdada yerli piyasa için bir yılda 5 milyon dolar harcıyoruz.” Bu modelin genel özellikleri şunlardır:
Büyük Şirketlerin Denetimi Altında Bir Yerli Pazar ve Uluslararasılaştırılmış Fiyâtlar
Birincisi, büyük şirketlerin denetimi altında ulusal bir tarımsal pazar kurulması. Geçmişte, Brezilya’nın her bölgesi kendi pazarına ve kendi fiyatlarına sahipti. Bir eyaletteki tahılın fiyatı bir diğerinkinden farklıydı: Chapeco’nunki Fortaleza’nınkinden farklıydı, çünkü fiyat tahılın bölgedeki bedeli tarafından tespit ediliyordu. Bu günümüzde işlemez, sadece bir pazar vardır –başka bir deyişle, aynı şirket Chapeco, Porto Velho, Fortaleza ve Recife’yi tedarik eder. Ancak işler burada bitmez. Bu firmaların çoğu çokuluslu şirketler olduğundan, fiyatlar da uluslararası piyasanın fiyatları olur. Tarımsal ürünlerin fiyatları bundan böyle iç ekonominin mantığına göre oluşmaz. Meydana gelen büyük değişim budur. Bugün, Chapeco ve Fortaleza’da tahıl fiyatı aynıdır. Diğer yandan, eğer Fortaleza’da hiç tahıl yoksa, tahılı Rio Grande do Sul’de aramazlar, Kanada’dan, Arjantin’den getirirler. Üç çok uluslu şirket -Cargill, Dupont and Burg Borns- bugün Brezilya’da tahıl ticaretinin %90’ını kontrol ediyor.cvii
Tarım-Sanayilerinin Oligopolizasyonunu
İkincisi: tarım-sanayilerinin oligopolizasyon ve özelleştirilme süreci
“Ekonomik bir bakış açısından, bu Brezilya’nın boyutlarından dolayı saçmadır, tarım-sanayilerini her küçük kentte kurabilirler. Bu daha fazla istihdam ve daha homojen bir kalkınma süreci yaratacaktır. Ancak tam tersine, şu son dört yıl boyunca bu tarım-sanayilerinde çok şiddetli oligopolizasyon oldu. Örneğin, neredeyse üç şirket Brezilya’da süt piyasasını kontrol etti: Nestle, Gloira (bir ABD şirketi) ve Parmalat. Bizim kooperatiflerimizin yanı sıra küçük üreticiler de ürettikleri sütü onlara satmaya zorlandı. Üretici için sütün fiyatının bu kadar düşük olmasının ve tüketimci açısından bu kadar yüksek olmasının nedeni budur: Süt uluslararası piyasaya göre fiyatlandırılır. Brezilya’da süte İtalya’daki fiyatın aynısını ödersiniz, ancak Brezilyalı üreticiye çok az ödenir. Parmalat çiftçiye litre başına bir reyalin 20 sentini öder ve sütü 1 reyale satar –asıl fiyatın beş misli. İtalya’da, tam tersine, süte litre başına 50 sent ödenir. Bu sanayiler için orada kâr payları çok daha düşüktür. Onlardan yüzlerce vardır. Her kentte bir tane vardır. Brezilya’nın süt üreticilerine ödenen bu çok düşük fiyat yoksulluklarını geride bırakmalarını önler. Bir kutu Coca Cola almak için 5 litre süt üretmelidirler. İşte bu modelin mükemmel sonuçları!”cviii
Tarımda Kamu Sektörü Rolünün Azalması
Üçüncüsü, Tarımda kamu sektörü rolünün azalması. “Ekonomik bir faaliyet olarak tarımın dünyanın bütün ülkelerinde ve bilhassa kapitalist ülkelerde etkinliğini devam ettirebilmesi için devletin desteğine ihtiyaç duyulduğu iyi bilinir. Tarımın birçok yönü insan iradesine bağlı değildir, ne var ki doğaya, iklime vb. de bağlıdır. Devletin onu farklı biçimlerde korumasının nedeni budur; devlet tarımsal faaliyeti düzenlemelidir zira çok atomize edildiğinden tek tek çiftçi şahısların isteklerine bağlı olamaz. Klasik bir kapitalist ekonomi politikasının bir öğesi de devletin depolamayı; üretim için yardım kredileri ve teknik desteği; kontrol fiyatlarını; tarımsal ve sığır yetiştirme sahalarındaki mali araştırmayı organize etmek zorunda olmasıdır.cix
“Ancak günümüzde, yeni modelle birlikte, Brezilya devleti tarımı terk ediyor. Ne depolamayı, ya da fiyatları ne de yardım kredilerini kontrol ediyor. Askeri diktatörlük sırasında, bir kamu bankası olan Banco do Brasil tarım için bir yılda yaklaşık 18 milyon dolar verdi, buna karşın 2000 yılında sadece 3 milyon dolar tahsis edildi. Dolayısıyla 30 yıl sonra, ve üretimdeki artışa rağmen, tarım borçları için ayrılan kamu kaynakları altı misli küçüldü.”cx
1)Tarımsal Teknolojik Model
Bu modelin dördüncü özelliği şu anda yeni bir devrime –bioteknoloji- girmekte olduğumuzdur. Ancak bu devrim büyük ulus ötesi şirketlerin tekeli altında başarısızlığa uğramıştır. Bunlar tohum denetimini yönlendiriyor ve kendi tekellerine alıyorlar, böylece çiftçilere yeni bir teknolojik modeli dayatabiliyorlar.
“Örneğin, Monsanto6 çeşitli transgenetikcxi soya fasulyeleri üretmek anlamına gelmenin yanı sıra, bu tohumu satın alan her çiftçiyi aynı zamanda onların ürettiği ve bu tür tohum için hazırladıkları herbisit7 ya da haşere ilacı almaya zorlar. Bu şirketin kârları tohumlar değildir, asıl kârları bu tohum için özellikle iyi olan herbisit ya da haşere ilaçlarındadır. Eğer çiftçi tohum satın alıyorsa, Monsanto tarafından üretilen zehri de satın almalıdır.
“Şu anda, Brezilya tohum tekelleşmesi yüzünden ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Askeri diktatörlük zamanında, tohumları üreten Embrapa’ydıcxii -bu bir kamu şirketiydi ve bulduğu bütün yeni tohum çeşitlerini herkes elde edebilirdi. Onları almak isteyenler, düşük fiyatlara satın alabilirlerdi çünkü devlet bunları sübvanse ediyordu. Şu anda, sadece dört yıl sonra, Monsanto ve Cargill hali hazırda Brezilya’da buğday tohumlarının %65’ini kontrol ediyor: bu ürün de soya fasulyesi gibi aynı yoldan geçiyor[go down the same road].
“Bu aslında kârları ve toprağın mülkünü yoğunlaştıran bir modeldir ve insanlar bunu şüphesiz anlıyor. Beş yıl önce São Paulo’da olduğu kadar Norte de Parana ve Nordeste’de de, Brezilya’nın bütün pamuk üretimi küçük çiftçilerin ellerindeydi. Bu yeni politika pamuk üretimini Mato Grosso’ya nakletti ve şu anda orada önemli derecede makineleştirilmiş büyük çiftliklerin (fazendas) muazzam bir şekilde genişletilmesi söz konusudur. Bunların en büyüğü, tamamen pamuğa tahsis edilmiş 100.000 hektar bir alanı ile, 20 biçer döver kullanır. Her şey makineleştirilmiştir; ve aynısı buğday, soya fasulyesi ve pirinçte de olur.cxiii
Bugün hükümetin tarım politikaları küçük çiftçilerin maruz kaldığı krizi şiddetlendirmiş ve MST’ye sıkı bir darbe vurmuştur. Hareket şu anda her ne pahasına olursa olsun neo-liberal tarım ihracat modelini uygulamaya kararlı olan hükümet tarafından çok büyük bir saldırının hedefidir. Devlet kooperatiflerin kredilerini kesticxiv; şimdi sadece daha az kredi yok, aynı zamanda bu kredilerin hepsi tek bir fondan geliyor –bu MST’ye bağlı olanlarla diğer küçük çiftçiler arasındaki ayrımı kamçılayarak köylülerin bir kısmını diğerlerine yöneltmek için bir yöntemdir.
Bu önlemler, tarımsal ihracatları modelinden dolayı küçük tarımdaki krizle birlikte, MST’ye ağır bir darbe indirdi. Düş kırıklığı ve depresyon yerleşimcilerin içine iyice nüfuz etti, çünkü resmi modele alternatif bir tarım tarzı aracılığıyla hayat şartlarını önemli ölçüde geliştirmelerini sağlayacak gelir imkânlarının ufukta çok çok uzakta olduğunu anlıyorlar.
Liderler tabanlarını bir direniş dönemine hazırlıyor: krediler alma umudu ve dış yardımla geçinmemeliler, aksine kendi kaynaklarıyla ileride nasıl devam edeceklerini görmeliler.
Ancak hükümet sadece MST’nin kaynaklarını kısmakla yetinmez, hareketi zayıflatmak için başka taktiklere de baş vurur. Toprak işgali ve seferberliğin önüne geçmek için bir formüle başvurur. Hükümet MST’nin bu yöntemle birçok insanı yerleştirebildiğini ve bunun ona büyük güç kattığını, çünkü tabandaki üyelerine eğer kendilerini örgütler ve mücadele ederlerse, hedeflerini elde edebileceklerini gösterdiğini bilir. Hükümetin 120 günlük bir mühlet zarfında posta yoluyla müracaat eden herkese toprak vereceğini bildirmesinin nedeni budur. MST bu teklifi bir bumeranga dönüştürerek yanıt verdi. Bilinç eksikliklerinden ötürü bireysel temelde başvuran köylülere karşı mücadele etmek yerine –hükümetin kafasındaki fikir kesinlikle buydu- çiftçilerin kitlesel olarak postanelerde bulunma taktiklerine başvuruldu. Belli bir yerde kamp kuran bütün aileler –MST’nin farklı belediyelerden 1000’den 1500 insana varan kitlesel kamplar örgütlediğini hatırlarsak- müracaat formlarını istemeye geldi, ancak postaneler kitlesel bir çıkışa hazır olmadığından, bu kadar çok insana yeterli gelmedi. Eylemler hükümetin demagojisini açığa çıkardı: mühletler sona erdi, ancak toprak dağıtılmadı.
Diğer yandan, MST ülkedeki diğer köylü örgütleriyle bir anlaşmaya vardı: Tarım İşçileri Ulusal Konfederasyonun’dan (CONTAG) sektörlerle beraber, Küçük Çiftçiler Hareketi (MPA), Barajlardan Etkilenen İnsanlar Hareketi (MAB)cxv, ve Kırsal Kadınlar Hareketinin, birlikte müzakere etmesiyle hükümet diğerlerinin aleyhine bir hareketi kayırmak için farklı politikalar uygulayamayacaktır.
MST aynı zamanda genetiği değiştirilmiş ürünlere ve tarımsal toksik ürünlerin kullanımına karşı dünyanın farklı kesimlerindencxvi köylü hareketleriyle birlikte mücadele veriyor. Ayrıca MST Latin Amerika’da NAFTA’ya karşı mücadelede başı çeken hareketlerden biridir.
2)Hükümetin Medyadaki Kampanyası
Hükümet hareketi sadece ekonomik olarak geriletmeye çalışmaz, aynı zamanda kamuoyunu ona karşı yöneltmeyi ve sistematik bir yanlış bilgilendirme kampanyasıyla hareketin toplumsal tabanını yanıltmayı arzulayarak, onun medyadaki imajını tahrip etmeye çalışır. Gazeteler resmi demeci yayınlar ne var ki MST’ye yönelik polis şiddetini gizler.
MST’nin bir kadrosu olan Marcelo Batista şunları diyor: “Kitle iletişim medyası çok güçlüdür ve günün her saati, bir hata arayarak ve hatta hareketi demoralize etmek için yalanlar uydurarak tepemizde biter.cxvii
Son zamanlarda, hükümet ve medya sadece bir yerleşime veya MST tarafından gerçekleştirilen somut bir eyleme saldırmakla kalmaz, aynı zamanda hareketin dürüstlüğünün ve ilkelerinin altını oyar. 2000 yılının sonunda, “Brezilya Piskoposları Ulusal Konferansı (CNBB), Brezilya Avukatlar Topluluğu (OAB) ve Hıristiyan Kiliseleri Ulusal Meclisi (CONIC) gibi topluluklar tarafından tanınmadıkları yalanı çok ciddiye bindi.”cxviii
Kasım 2000’de, Parlamento üyeleri ve İşçi Partisi üyesi olan belediye başkanları MST’ye karşı hükümetin kampanyasını kınayan bir bildiri yayınladı. Bildiride şöyle deniyordu: “ [...] hükümet harekete karşı çok dikkatli bir şekilde ifade edilen bir eylem sergilemeye karar verdi. Eski suçlamaları güncelleştirerek, kendilerini birkaç sente satmaya arzulu gazeteciler için geziler finanse ederek, kamuoyunun zihninde varlığının temel gerekçesi kamu kaynaklarının akışını saptırmak olan bir hareket imgesi bıraktı. Görevli kırsal parlamenterlerin bir rapor hazırladığı sırada alışılmamış bir atiklikle, Federal Polis çiftçilerin evlerine zorla girdi ve ülkenin her yanında hareketin liderlerine yönelik birçok tetkik başlatıldı.cxix “Bu stratejik harekâtın aşikâr olan amacı MST’yi, Köylü Derneklerinin askeri rejimin ilk birkaç ayında ortadan kaldırılması gibi, ortadan kaldırmaktı.cxx
Buna rağmen, 2000 yılının kamuoyu araştırmaları sadece %14’ün Cardoso Yönetimi politikalarını benimsemesine karşın, Brezilyalıların %56’sının MST’nin mücadelesini desteklediğini gözler önüne serdi.cxxi
Ne var ki bu sistematik kampanya tabanda olumsuz etkiler yaratmaya başladı çünkü MST üyelerinin çoğu kendilerine darbe indiren büyük saldırı için ideolojik olarak yeterince hazırlanmamıştı. Bu tehlikeli durumda, hareketin önderliği, sonradan ailelerini daha iyi hazırlayabilsinler ve saldırıya engel olabilsinler diye militanlarını eğitmek için çok büyük çabalar sarf etmeye karar vererek, çok enerjik bir şekilde karşılık verdi. 2001 yılından itibaren ülkenin her tarafında kadroların eğitimi için kitlesel bir kampanya oldu, böylece aynı zamanda tabanda insanlarını bu zor duruma karşı koymaya hazırlayabileceklerdi.cxxii
Onu durdurmaya yönelik bütün bu çabalara rağmen, MST neo-liberalizme karşı mücadelede temel ulusal referans noktası olarak kendisini güçlendirebilmiştir.

BÖLÜM 2: İŞGAL VE KAMP
Türkçe Çeviri : Akın Sarı

Daha önce gördüğümüz gibi, Topraksız İşçiler Hareketi “toprak sahiplerinin ekonomik ve politik gücüne karşı durmak ” ve çiftçiler arasında toprağı bölüştürmesi için hükümet üzerinde baskı yapmak için farklı mücadele biçimleri geliştirmektediri: işgaller, müzakereler, alanlarda ve kent içerisindeki kamusal yerlerde kamp kurma, hükümet binalarının işgali, kamusal mitingler, yürüyüşler ve toplu yürüyüşler, oruç ve açlık grevleri.
Hareket ülkenin politik durumuna ve o anın ihtiyaçlarına göre, en iyi yöntemleri ortaya koymaya karar vererek işe başlar. İçlerinden en etkilisi işgal olmuştur. Hükümetlerden hiçbirinin tarım reformunu uygulamaya koymaya yönelik politik arzusu bulunmadığı için, toprağın işgali zorunlu bir silah ve MST’nin en gözle görülür eylemi oldu.ii
90’larda, aşağı yukarı 160.000 aile işgallere katıldı. Bugün Brezilya’nın her tarafında 100.000 ailenin beraberinde 500 civarında kamp vardır.iii
II. İŞGAL
Dünyanın dört bir yanındaki en yoksul kesimlerin görüntüleriyle tanınan dünyaca meşhur Brezilyalı fotoğrafçı Sebastião Salgado bir MST işgalini aşağıdaki sözlerle tanımlıyor:
“12.000 kişiden fazla olan topraksız insanların konvoyunu –bir başka deyişle, Parana’da yeni bir kışın soğuk gecesinde yürüyen 3000 aileyi- görmek etkileyiciydi. Köylülerin ordusu neredeyse tam bir sükunetle ilerledi. Yalnızca daha önce çok büyük eforlar sarf etmiş göğüslerden gelen düzenli solumaları ve otoyola basan kısık ayak seslerini duyabilirsiniz. Eğer nereye gittiklerini izleseydiniz, son varış noktalarının Brezilya’daki tipik uçsuz bucaksız latifundialardan biri olan Giacometi çiftliği olduğunu tahmin etmeniz zor olmazdı. Doğru bir şekilde kullanıldığında, 83.000 hektar [...] o zamanlar bunun için yürüyen 12.000 insana uygun bir yaşam temin edebilirdi. [...] Söz konusu yere şafakta vardılar. [...] Erkekler çiftliğin “sindiricileri” ile herhangi bir karşılaşma için hazır bir şekilde, hayâl ürünü sınırın ön sıralarında yerlerini alırken, çocuklar ve kadınlar insan dalgasının sonuna doğru gitti. [...] çiftliğin küçük ordusunun karşılık vermeyeceğinin bilincinde olduklarından, öndeki erkekler kilidi kırdı ve çit açılmaya başladı; içeri girdiler; onların arkasında bir nehir insan bir kere daha hareket etmeye başladı, ve topraksız insanların bastırılmış haykırışı yeni bir günün ışığı gibi yankılandı [...].iv
İŞGAL ÇEŞİTLERİ
Toprağın yasal ve fiziksel özellikleri ve yerin sosyo-politik koşullarına göre farklı işgal biçimleri vardır.v Bu hükümetler büyük toprak sahiplerinin çıkarlarını temsil ettiğinde ve Hareketin ilerlemesini önlemek için bütün olası yöntemleri kullanmaya arzulu olduğundaki toprak işgal etmekle, eyalet veya belediyenin tarım reformunu uygulamaya koymak gerektiğine ikna olduğu ve bundan dolayı MST’ye karşı güç kullanılmaması için talimat verdiği toprak işgali aynı değildir; çalışmasında zayıf olduğu bölgelerdeki toprağı işgal etmesiyle, MST’nin bir süredir çalışmakta olduğu, benimsendiği ve saygı gördüğü bir yerde bunu uygulamaya koyması bir değildir.
İlk işgaller belli bir parça toprak almak isteyen, nispeten küçük gruplardan oluşan aileleri içerdivi, ancak daha sonra –daha önce söylediğimiz gibi- baskıcı güçler kendilerini zorla çıkarmaya geldiğinde işgal içerisinde kalma ihtiyacı, onlara bir bölgenin bütün topraksız insanlarıyla birlikte kitlesel işgaller gerçekleştirme fikrini verdi –bu toprağın belli bir parçasını zapt etmeyi değil de, sadece bölgede seferber edilmiş bütün aileleri yerleştirmek için gerekli olan toprağı işgal etmekten ibaretti. Bu tarz işgal sayesinde, genellikle birçok yerleşim ortaya çıkar.vii
Sınırlı işgal durumunda, ailelerin seferberliğini ve örgütlenmesini belirleyen zapt etmek istedikleri alanın büyüklüğüdür. Toprağın yüzeyine bağlı olarak, çok az ya da birçok grup toprağı işgal edebilir. Bu tarz her işgal bir yerleşimin ele geçirilmesinin işaretidir. Sınırlı işgal toprak bir kere zapt edildiğinde kitlesel işgale dönüşebilir ve başka ilgili aileler tarafından ele geçirilebilecek bir grup yer hakkında bilgi bulunur.
Bazı durumlarda, büyük toprak sahiplerinin arkasındaki destek çok güçlü olduğunda, araziyi işgal etmek yerine, topraksız insanlar toplumun dikkatini çekmek için yol kenarında kamp kurar. Bu yöntem bir bölgenin köylüleri başka bölgelerde toprak için mücadele vermeyi reddettiğinde de kullanılır. Bazı yerlerde, MST yol kenarındaki bu kampları köylü gruplarını örgütlemekte ve onların bilinçliliğini arttırmak için bir basamak olarak kullanır. Başka durumlarda bunu arzu edilen rakama ulaşana kadar aileleri gruplara ayırmaya başlamak için kullanır.
Hareket, kadrolarından çok esnek olmalarını ve uygulayacakları özel işgal biçimini seçmek için her yerde güçlerin korelasyonunu çok fazla hesaba katarak her bölgedeki farklılıklara saygı göstermelerini ister.
Ülkenin çeşitli yerleri ve bölgelerinde işgallere katılmış bazı MST üyeleri, militanlar gibi şimdi yeni yerleşimler kurmak için yeni işgaller örgütleyerek bu deneyimlerin bilinmesi için zamanlarını adamaktadır.
90’larla başlayan tabandaki bu çalışma Frente de Masas tarafından örgütlenmişti. Bu MST’nin içerisinde örgütlenen faaliyet kesimlerinden biridir, ne var ki Christiane Campos’a göre, “bu sadece herhangi bir kesim veya faaliyet değildir, bu hareketin tam kalbidir, bütün harekete kan pompalar. Temel çalışma için kadroları harekete geçirir ve sonra onlar da MST’nin her tarafta büyümesini sağlarlar.”viii
İşgal için uygun olduğu düşünülen alanın seçiminden mitinglere katılacak ailelere ve hükümetle müzakerelere kadar işgal süreci ve toprağın zaptı boyunca gerçekleştirilmesi gereken bütün faaliyetlerden sorumludur.
İŞGAL ÖNCESİ ÇALIŞMA
Her nasılsa, bir çiftliğe girdikleri an, hareketin önceden hesaba kattığı yolun zirvesidir. MST’nin ilk yaptığı şey işgal edilecek toprağı belirtmektir ve –eğer kitlesel bir işgal olacaksa- toprak edinmeyle ilgilenen ailelerin bulunabileceği civar kentleri, kasabaları ve cemaatleri de belirtmelidir.ix Ve militanların aileleri işgal için söz verdirmeye çalışarak gittikleri yerler buralardır.
Tabanda Toplantılar
Tabanda bu çalışma genellikle “biriyle ilk bağlantının” kurulmasıyla başlar. Bunun “yöre içerisinde önemi olan biri” olmasına çalışılır: Bu, belediye başkanı, bir vekil, bir müsteşar olabilir, bir sendika ve hatta bir rahip olabilir. Bu şahıs cemaatin güvendiği ve Hareketle sıkı fıkı olan birisidir.x Bu kişi MST ve taban arasında “köprü” olacaktır; aileleri tarım reformu hakkında konuşacakları ilk toplantıya davet eder. Bu tür bir bağlantı olmadığında, bu işi, ev ev, yapan militanların kendisidir. Bir okul odasında veya bir kilisede olabilen bu ilk toplantıda Brezilya’daki tarım reformunu konuşurlar, MST hakkındaki her şeyi, neden mücadele ettiğini ve toprağın nasıl ele geçirilebileceğini açıklarlar.
Sorun basitçe ailelerin toprağı işgal “görevini” gerçekleştirmesi değildir, ne yaptıklarını ve neden yaptıklarını anlamalılar. İşgalin ardındaki gerekçeleri herkesle tartışmanın çok önemli olmasının nedeni budur. Sorusu olan bunları arz eder, fikirlerini söyler ve tartışır. Bu hareketin hoşuna gidecek gerçek katılımın çok önemli bir yönüdür. Ve tabandaki bu çalışmanın toprak mücadelesi önderlerinin bilinçliliğinin artmasına katkıda bulunacağına hiç şüphe yoktur. Bu ilk toplantı sırasında bir dahaki toplantı tarihi için anlaşırlar.
Gelecek toplantı için ilkindeki her katılımcı başka komşuları davet etmelidir. Dolayısıyla genelde eğer ilk toplantıda on kişi vardıysa, bir dahakinde 20, 30, 40 olacaktır ve mücadeledeki yoldaşları arttırabilmeleri bu şekilde olur.
Dört ya da beş toplantıdan sonra –çeşitli cemaatlerde paralel bir şekilde gerçekleştirilen- yeterince insan işgalle alâkadar olduğunda, bütün bu aileler birlikte bölgesel bir toplantı yapılır.xi
Çoğunlukla önceden yerleştirilmiş olan bir MST üyesi de davet edilir ve o kendi deneyimlerini aktarır; ayrıca iyi-bilinen güvenilir liderlerden bazılarını davet edebilirler. Toplantıda eylem için gün ve saate karar verirler.
TOPRAK NASIL İŞGAL EDİLİR
Tarihi boyunca MST’nin başarılı bir şekilde örgütlediği sayısız toprak işgali ona bunları nasıl uygulamaya koyacağı hakkında zengin bir pratik bilgi sağladı. Telkinlerini aşağıdaki biçimde özetleyebiliriz:
Birincisi: işgal edilecek olan alan önceden teşhis edilmelidir. Toprağın fiziksel koşulları hakkında bir çalışma yapılmalıdır: suyun varlığı, aile bahçeleri imkânı, dışsal görünürlük, gelecekteki verimli koşullar vs. Olası engelleri önceden görmek ve en küçük ayrıntıya kadar her şeyi garanti etmek esastır. İyi toprak seçimi, kampçılar toprağın dağıtılmasını beklerken, daha iyi koşullar arayarak daha sonra bir başka yere geçilmesini mümkün kılar.
İkincisi: toprağın örgütlenen bütün aileler için kolayca ulaşılabilir olmasına dikkat edilmelidir. Genellikle bir latifundiya onu işgal edecek ailelere yakın, bölgenin merkez kısmından seçilir.
Üçüncüsü: eğer hükümet tarım reformunu uygulamaya koyma arzusuna sahip olursa, kamulaştırılabilecek bir toprak parçası seçilmelidir.xii “Çok az veya hiçbir şey üretmeyen –toplumsal işlevini yerine getirmeyen” geniş bir alan seçmeye çalışmak zorunda olmalarının nedeni budur.xiii Bu MST’nin toprakları kamulaştırmak istediğini söyleyen sağ kanadın köylülerle savaşmak için kampanyalar örgütlemesinin önüne geçer ve hükümetin bu toprakları temizlemek için güç kullanmasına hiçbir neden bırakmaz.
Bu MST kuralı geçenlerde, Fernando Henrique Cardoso Yönetimi tarafından kabul edilen ve iki yıl geçmeden işgal edilen toprakların verilmeyeceğini ilan eden yeni bir yargı-kanunundan ötürü değiştirildi. Hareketin buna yanıtı ilk iş olarak hedefledikleri verimsiz toprakları elde etmek için daha büyük bir baskı silahı olarak verimli toprakları işgal etmek oldu. Bu nedenle, bu verimsiz toprakların dağıtılması için temel müttefikleri geçici olarak yerleştikleri latifundium sahibinin ta kendisidir.xiv
Dördüncüsü: bütün topraksızların tamamen katılması zorunludur, geleneklerde olduğu gibi sadece babanın katılması kabul edilmez. Çünkü, kadınların cesareti ve inisiyatifi genellikle mücadelenin en can alıcı anlarında belirleyicidir.
Beşincisi: çeşitli belediyelerden çıkan büyük köylü gruplarını seferber etmeye çalışarak mümkün olduğunca kitlesel olmalıdırlar.xv “İşgal yerine hep birlikte varmaları toprak sahiplerinin şiddetinden sakınmak için” de uygundur.xvi
Altıncısı: tam işgal anına kadar işgalin yeri ve tarihi çok gizli tutulmalıdır. Harekete karşı olan insanlar tarafından bilinmesine meydan vermemek için sadece liderler bu olguları bilmelidir.xvii Hazırlık toplantılarının açık olduğunu hatırlamalıyız, dolayısıyla katılmak isteyen herkes katılabilir. Bu anlamda güvenilir olmayan insanların, ya da sadece “yoldaşlardan istifade etmekle ilgilenenlerin katılmasına meydan vermemek önemlidir. Bu insanlar kolayca pes eder, ya da polis ve toprak sahipleri için ihbarcı olur.”xviii
İzlenecek olan yol bütün grupla tartışılmalıdır: Seçilen alanda başlangıç noktasından bitiş sınırına kadar polis ya da hükümet tarafından fark edilmeye meydan vermemek için, dikkat çekmeyen herhangi bir dolambaçlı güzergâh ya da yol olup olmadığını bulmaya çalışmak.xix
Yedincisi: son olarak, gerekli olduğu sürece kamp yaparken ihtiyaç duyacakları her şeyi önceden hazırlamalıdırlar: uzun bir süre dışarıya bağlı olmamayı temin etmek için çadırlar, yiyecek, nakliyat vb. temin edilmelidir.xx
YASAL SORUNLAR
Her ne zaman bir işgal olsa, yasal sorunlar olur. Eğer toprak hükümete aitse, davaya karar vermesi gerekenin eyalet Federal Hâkimi olduğunu bilmek işgalciler açısından önemlidir, diğer taraftan eğer toprak özel mülkse, karar veren vilayet hâkimidir. Eğer ihraç emri bu iki kategoriden birine uymuyorsa, işgalin illegal olmasının nedeni budur.xxi
Eğer zorla çıkarılırlarsa, ihraca karar veren izin kâğıdı yetkisini kanıtlamalı ve mülk sahibi tarafından uygulanan eylem tipini incelemelidirler: mülk sahibi ihraçları için yasal bir belgeyle gelebilir (bu onların zaman kazanmasını sağlar), ya da hâkimden topraklarının derhal geri verilmesini rica edebilir. Bu durumda hâkim iki farklı biçimde harekete geçebilir: köylülerin polis eylemi aracılığıyla ihracına karar vermek ya da ihraçtan önce toprak işgalcilerini toplantıya çağırmak.xxii Kendisine anayasa tarafından verilen hakka dayanarak, mülk sahibi “meşru müdafaa” içerisinde de harekete geçebilir.xxiii
MÜZAKERE
Bu işgal süreci devam ederken, topraksız çiftçiler devletle İşgal Müzakereleri Komisyonu aracılığıyla bu ailelerin yerleşimini görüşmeye çalışır.
Toplantılar (Audiencias)
İşgalden sonraki ilk adım “hükümetle ilgili gruplarla görüşmeyi amaçlayan, yetkililerle toplantılar örgütlemeye” çalışmaktır. En yaygın sonuç işçilerin boş sözlere dönüşecek olan birçok vaatle ayrılmasıdır. “daha sonra, olumlu bir sonuç olmadan önce yıllarca sürebilen görüşmeler süreci başlar”xxiv MST’nin yetkililerle bu toplantıları iki özellik tarafından belirlenir:
Birincisi: “köylüler her zaman geniş gruplar içerisinde görüşür. Bazı toplantılara MST’nin kitlesel müzakereler olarak adlandırdığı gerçek halk yığınları katılır.”xxv
İkincisi: “köylüler aldıkları sözlerin hiçbirini unutmazlar.” Duyduklarına inanırlar. Tatlı konuşmanın onları sakinleştireceğinden emin olan iktidardaki politikacılar bir takım şeyler vaat eder ve daha sonra sözler unutulur.”xxvi Ancak bu doğru değildir, topraksız insanlar unutmazlar ve tekrar ve tekrar taleplerinde diretirler.
Eylem Yoluyla Öğrenme
İşgal sırasında müzakere aynı zamanda bir bilgi alanına dönüşür ve şu anda onların dengi olarak görünen yetkililerden önce köylülerin tutumlarında bir değişimi gerekli kılar. “Eğer toprağı olmayanlar geçmişte tepki göstermekten korkmuş olsaydı, şimdi de onların tepkisinden korkan yetkililer olurdu ve bu onlara eşit şartlar verir.”xxvii Müzakereleri daha lehte bir atmosfer içerisinde gerçekleştirmek için yerel şahıslar ve kurumlar arasında (vekiller, sendikalar ve kiliseler) müttefikler aramak çok önemlidir.
1.BASKI ARACI OLARAK İŞGAL
1)Politik Baskı ve Müzakere
Daha önce söylediğimiz gibi, işgal bir politik baskı biçimidir. Görüşmeye ivme kazandırmayı amaçlar. Pratik “en iyi görüşmelerin işgallerin bir sonucu olarak olduğunu” kanıtladıxxviii çünkü eğer “hükümetle görüşmekle başlarsanız, sadece görüşerek, sonuç olarak hiçbir şey elde edemezsiniz.”
Kitle hareketinin genç bir lideri şöyle diyor: Tarım reformunu uygulamaya koymakta hiçbir politik çıkarları yoktur. Daha sonra öğrendik: toprağı işgal edeceğiz ve baskı sarf edeceğiz; eğer bizimle görüşmek isterlerse, iyidir, ya ayrılırız ya da teslim oluruz, aksi takdirde orada kalırız.”xxix
Genellikle, eğer görüşme iyi hazırlanmışsa, ve gelecek yerleşimcilerin lehine bir anlaşmayla gelmişlerse, bu aileler işgal ettikleri aynı toprağı talep etmezler, ancak söz konusu toprak işgalin meydana geldiği aynı bölge içerisinde olmalıdır.
Bundan sonra işgallerin amacı “topraksız köylülerin sorunlarını yönetici çözümleriyle görüşmek ve işlenmemiş topraklara üretim yaptırmaktır. İşgalin kent işçilerinin grev hakkıyla karşılaştırılmasının nedeni budur: bu haklarını istemek için bir mücadele aracıdır. Topraksız insanların hiç grev yolu yoktur, insanlar hazır olduğunda işlenmemiş toprakların yanı sıra bunları işletmeye ve gıda üretmeye istekli insanlar olduğunu kanıtlamak için baskı ortaya koyma imkânları latifundia işgal etmektir.”xxx
2)Adil Olmayan Yasal Engelleri Parçalamak ve Adil Kanun Ortaya Çıkarmak
İşgaller aynı zamanda var olan yasallığı sorgulamanın bir yoludur. Bunlar kanunların egemen sınıfların yararlanması için yapıldığını ve bu yasal engeli insanlar tarafından sarf edilen baskı ve diğer özel mücadele araçları yoluyla parçalamanın örgütlü hareketlere bağlı olduğunu gösterir.xxxi
Bu mücadele aracılığıyla MST bu işgallerde evden çıkarılma suçuna karşı bir dizi yasa elde edebilmiştir: eğer topraklar faydasız ya da yeterince işlenmişse yasa artık bir başkasının toprağını işgali cezalandırmayacaktı. Bu en zengin kesimlere fayda sağlayan yasaların ancak örgüt ve insanların baskısıyla değiştirilebileceğini gösterir.xxxii
Topraksız insanlar aşağıdaki biçimde düşünür: “yasa, toprağı toplayan, çok az üreten ve milyonlarca insanı haysiyet içerisinde yaşamaktan alı koyan latifundiuma ait özel mülkü korur.” Bu nedenle “bu adaletsiz bir yasadır. Ve hiçbir insan adaletsiz yasalara boyun eğmeye zorlanamaz. Yüzyıllardır, bu yasalara karşı ve yaşamdan yana açık ve titiz bir şekilde adaletsiz yasalara boyun eğmemek halk hareketleri mücadelesinin bir aracı oldu.”xxxiii
Topraksızların fikrince, “Hıristiyanlar Şebat1 ve kutlama yılı sırasında Geri Alma Hakkını tanıyan İncil aracılığıyla toprak işgalini meşrulaştırır. Bu toprağını kaybeden kişinin –kendisi ya da soyunun- toprağı elinde bulunduran kişiden, herhangi bir zaman diliminde, kurtarma hakkı olduğu anlamına gelir. Bu Tanrının toprağı herkese verdiği ilkesine dayanan kamusal bir yasasıydı. Eğer toprağına toprak katan kişi onu geri vermezse, bundan etkilenen kişi kendisine ait olanı geri almak için güç kullanabilir [...].”xxxiv Eğer bu kitabı mukaddese ait yorumu kabul edersek, köylüler kendilerine ait olan şeyi işgal etmektedir ve sadece birkaç elde toplanan toprak yasaktır.
Dolayısıyla işgal meşrudur, birincisi, yaşamı savunmaktan kaynaklandığı ve araçların zapt edilmesi hayatta kalmak için olduğundandır, ikincisi, toplumun marjinalleştirdiği insanlar tarafından uygulamaya konmasından ötürüdür, üçüncüsü, sahipleri için ya da toplum için hiçbir ekonomik anlamı olmayan verimsiz topraklar üzerinde yapılmasından ötürüdür.xxxv
Diğer yandan, Brezilya’da prestiji olan birçok avukat toprağın toplum için hiçbir yarar sağlamadan tek elde yoğunlaşmasının sadece adaletsiz değil, aynı zamanda yasa dışı olduğunu düşünür. “İşgallerin sadece haklı olmakla kalmadığı aynı zamanda yasal olduğu fikrini savunurlar.”xxxvi
Avukatlara göre, bir hâkimin yapması gereken bir işgal olduğunda, işgal edilen alanın teknik bir incelemesini istemektir ve eğer alanın bir latifundium olduğu doğrulanırsa,xxxvii onun kamulaştırılması talep edilmelidir. Bundan sonra hükümet mülkiyet hakları sahiplerini (Tarım Reformunun Mülkiyet Hakları, 20 yıl sonra ödenmesi gereken) saptamak zorunda kalacaklar ve işçilerin üretmeye başlamasını ve toprağı toplum için faydalı hale getirmelerini isteyeceklerdir.
Ancak tarihsel olarak hâkimler bu şekilde davranmadı. “Anayasayı uygulama cesaretleri yoktur. Sivil Yasaları uygulamanın ve ailelerin ihraç edilmesini talep etmenin konforlu konumunu tercih ederler.” Buradaki kazanım hakimler tarafından verilen ihraç mühletinin uzatılması, böylece hükümetle görüşmek için daha fazla zaman kazanılması ve en azından bu ailelerin durumuna geçici bir çözüm aranmasıdır.xxxviii
İşgaller “tarım reformunu gerçekleştirmek ve bütün toprakların toplumsal işlevini yerine getirtmek için anayasal yetkiyi pratiğe aktarmanın bir yolunu” temsil etmesine rağmen, aynı zamanda kendi içerisinde mevcut yasalara karşı sivil itaatsizlik eylemleridir.xxxix
2.ÖZNEL ZAFERLER
1)Örgütlü İsyanın İfadesi ve Sınıf Bilinçliliğinin Oluşumu
İşgal aynı zamanda örgütlü isyanın ya da toplumsal sorgulamanın bir yoludur. Bir latifindumu işgal eylemi topraksız insanların yaşamında muazzam bir değişimi gerekli kılan açık bir itaatsizliği simgeler: İşgal, her zaman bir başkasına itaat etmelerini –patron, baba, belediye başkanı olsun- ve kafalarını eğmelerinixl gerektiren geleneklerini parçalar, köylünün yaşamındaki iki çok güçlü duyguyu ortadan kaldırır: bunlar korku ve konformizmdir.xli
Öte yandan, toprak için mücadele sermayeye, temellüke ve sömürüye karşı aralıksız bir mücadeledir. “bu kapitalistler ya da toprak sahipleri tarafından dışlanmalarına karşı topraksız işçilerin mücadelelerinde geliştirilen bir eylemdir.”xlii Salete Caldart’a göre, işgal aracılığıyla sınıf mücadelesi açıklık kazanır: Büyük toprak sahiplerinin alanını işgal ettiklerinde kendilerini içinde buldukları mücadele, MST’ye bağlı kadın ve erkekler açısından köylülerin sınıf bilinçliliğine katkıda bulunan bir deneyimdir: Telleri kesmeden ve alana girmeden hemen önce, işçi çok açıkça çelişkiyi ve sınıf farkını görür –bir yanda, verimsiz çok büyük toprak arazileri, kendisini destekleyen polisle birlikte kibirli bir burjuvazi; diğer yanda bununla beraber örgütlü işçiler, topraksızlar.xliii
2)Eski Değerlerin Yenileriyle Değiştirilmesi
İşgal topraksız insanları hazırlayan ve dünyayı kavrama biçimlerinde “yavaş fakat derin değişimleri” başlatan en zengin deneyimlerden biridir. Toprağı işgal ettiklerinde, her nasılsa topraksız köylüler yüce özel mülkiyet değerini parçalamaya ve topluma –ve kendilerine- toprağın “yaşam ve emek gibi değerler” tarafından denetlenmesi gerektiğini anlatmaya başlarlar.xliv Bazı değerleri ortadan kaldırmaya ve örgütlenme gibi, başkalarını yaratmaya ya da yeniden bulmaya başlamaları bu şekildedir.xlv
3)Yeni Bir Kimlik İnşa Etmek
İşçiler açısından en küçük toprak arazisi olsa bile, her nasılsa, bilinmeyen gerçekliklerini geride bırakarak, onu işgal etmek bu toplumsal koşullara karşı tepki göstermenin bir yoludur. Harekete katıldıklarında, ikinci bir soyadı elde ederler: Topraksızlarxlvi
4) Örgütlü Olmanın Önemi
İşgal, köylü ailelerin eğer işgalin başarılı olmasını ve daha sonra hayatta kalabilmeyi istiyorlarsa, diğerlerine katılmalarını ve şahsen örgütlü olmanın önemini anlamalarını sağlar.xlvii Eğer kolektif olmak yerine, işgal bireysel olsaydı, köylüler “cani” ya da “suçlu” olarak adlandırılırlardı, ancak örgütlü bir grup tepkisi olduğu için, genellikle toplum başka bir tutum benimser.xlviii
SONUÇ
Kısacası, toprak işgali Brezilya’nın toprak mücadelesinin en etkin aracı ola gelmiştir. Bu köylü mücadelesinin görünmesini sağlar ve toplumu taraf olmaya zorlar. Aynı zamanda, yoksula yardım eden yasalar olsa bile, bunların ancak bir toplumsal inisiyatif bulunduğunda uygulamaya konduğunu kanıtlar. Brezilya’nın Anayasası toprağın toplumsal işlevine göre oldukça ilerici olsa bile, sadece köylülerin toplumsal baskısı işlenmemiş toprakları çalıştırmaya can atan küçük köylülere dağıtımlarını hızlandırabilmiştir.xlix
İŞGAL Mİ YOKSA İSTİLAMI MI?
Kamuoyunu MST’ye karşı kışkırtma çabaları kapsamında, medya bir kere daha MST tarafından gerçekleştirilen işgalleri “istilalar” olarak ve bunlara katılan çiftçileri de “istilacılar” olarak –ancak asla “işgalciler” olarak değil- tanımlar.l
“İstila” kelimesinin –bu hem hükümet hem de medyanın gözde kelimesidir- olumsuz etkisi açıktır.li “İstila etmek bir şeyi birisinden” zor eylemiyle almaktır. “İşgal etmek” boş bir mekanı doldurmaktır, “bu durumda, topraklar toplumsal işlevlerine intibak etmez.”lii
Farklılık işgal yasal olmasına rağmen, istilanın yasak olmasından kaynaklanır. “İstila” kelimesi eğer toprağa ihtiyacı olmayan birisi bir başkasına ait bir araziyi gasp ederse doğru bir şekilde kullanılmış olur. Bu ifade öyleyse sadece çok uluslu şirketlere karşı kullanılabilir: Çok uluslu şirketler Brezilya’nın her yanında milyonlarca hektar toprağı istila etmişlerdir.liii
III. KAMP
İşgal aslında nispeten kısa bir süre devam eder: Toprağa girmek zaman alır. Toprak bir kere işgal edildiğinde, aileler kamp kurar: şu meşhur siyah çadırları, geçici barınaklarını hazırlarlar. Kamp işgal edilen toprakta, hükümetten ya da MST ile dayanışmayı düşünen özel bir şahıstan devr alınan bir arazi üzerinde ya da son çare olarak, yol kenarında kurulabilir.
MST tarihinde ilk büyük kamp Encruzilhada Natalino’da (1981) olandır. Topraksız insanları mücadelelerinde seferber etmek için en önemli araç haline gelen bu örgütsel yapı, bu ve bunu takip eden diğer kamplarla kendisini güçlendirmiştir.liv
Kampın üç amacı vardır: tarım reformu için yetkililer üzerinde baskı yapmak, ki böylece seferber olan köylülere toprak verilecektir; işgalcileri eğitmek ve onları seferber etmek; ve toprak mücadelesinden kamuoyunu haberdar etmek.lv
KAMP ÇEŞİTLERİ
Farklı kamp çeşitleri vardır, bunların arasında geçici ya da sürekli olanlar vardır, ve bu ikinci kategori içerisinde açık olanlar vardır.
Geçici Kamplar
Geçici kamp, yetkililerin dikkatini çekmek, çalışmak ve izlenecek yola karar vermek ve hükümete yeni istemler sunmak için geçici bir temelde kurulur. Mühletin sonu geldiğinde ya da amaçlar elde edildiğinde kamp dağıtılır.lvi
1999’da, örneğin, MST bir dizi ihraçtan ve Parana Eyalet hükümetinin Quenrencia do Norte bölgesinde kamp yapan köylülere yönelik çok şiddetli saldırılarını kınamak için Curitiba Kent Merkezi’nin önünde, 100 günden fazla, kamp kurdu. Bu zorla çıkarmalardan biri sırasında, 49 köylü haksız bir şekilde gözaltına alındı ve bazıları 70 günlüğüne cezaevine yollandı; diğerleri ise aşağı yukarı dört aylığına cezaevine yollandı. “bu eyleme katılan topraksız köylülerden biri Paulo de Marck şöyle demektedir: “tek suçları bir toprak parçası için mücadele etmeleriydi”.lvii Kamp “öncelikle, haksız bir şekilde hapsedilen yoldaşlarının özgürlüğünü ve askeri polisin, hükümetin ve devlet güçlerinin Parana köylülerine eziyetlerine son verilmesinilviii; ikinci olarak, Parana eyaletinde kamp yapan 9000’den fazla aileye toprak; ve üçüncü olarak, biz yerleşimcilerin üretmek için ihtiyaç duyduğu kaynakların tayin edilmesinilix” istemek için kurulmuştu.
Bu kampta eyaletin farklı bölgelerinden, toplam olarak yaklaşık 500 köylü kadın, erkek ve çocuktan oluşan, her bölgeden 50 ya da 60 insan, aileler vardı. Hepsi bölgeler tarafından düzenlenen, her grubun kendine ait kolektif mutfağının olduğu aynı barakalarda yaşıyordu. Kampın duşu ve banyosu; uydurma depolar ve borularla aktarılan su vasıtasıyla giyecekleri yıkamak için bir yeri; bir anaokulu ve insanların gündüz vakti gittikleri politik eğitim için büyük bir salonu vardı. Ayrıca kamp içerisinde bir fırın inşa ettiler: ekmeğin bir kısmı kampçılar içindi ve diğer kısmı gerekli malzemeleri satın alabilmek için satılıyordu. Bir de üretimi kendi kullanımları için olan tamamen organik sebze bahçesi vardı.
Gün boyunca, eğitim faaliyetleri, mutfak ve silip süpürme işinin yanı sıra, hükümetle görüşmelere katılan topraksız köylülerden oluşan komisyonlar meydana getirilirdi. Mark şunları diyor: “Eğer tencerenin altındaki ateşi yakmazsak, su asla kaynamayacaktır. Hükümet işçilerin dilekçelerine ancak halk baskısı olursa yanıt verir.”
Sürekli Kamplar
Sürekli kamplar olarak adlandırılır çünkü kamp yapan ailelere bir çözüm bulunana kadar devam eder ve politik momente bağlı olarak aylarca hatta yıllarca devam edebilir.lx
1995’de MST bazı eyaletlerde kesintisiz açık kamplar deneyimine girişti. Bunu bu şekilde adlandırdılar çünkü kamp yapan ailelerin orijinal sayısı onlara katılan yeni grupların sonucunda artar. Bazı eyaletlerde açık oldukları dönem sınırlıdır – örneğin, yaklaşık 30 gün- ve daha sonra kapanırlar çünkü yeni grupların sürekli artmasıyla en uzun kamp yapan grubun olgunlaşmasını ve bilinçliliğini zayıflatabileceğine inanılır. Diğer eyaletlerde halen bölgeye yerleştirilmek için mücadele veren aileler bulunduğu sürece açık olurlar. Sonunda bir grup kampçı yerleştirildiğinde, yeni topraksız aileler kampta onların yerini alır. Bu durumlarda kampları açık tutmak için izlenen ölçüt, aileleri zorla çıkarmak için polis gücü kullanımını engellemenin bir yolu olarak, kampların kitlesel olma zorunluluğudur.lxi
MST’nin Organik Kullanımı için Kamplar
Hareket büyük toplantılar, eyalet toplantıları, ulusal kongreler, kitlesel dersler vb. şeyler gerçekleştirmek zorunda olduğunda da kampları kullanır.lxii
KAMP NASIL ÖRGÜTLENİR
Kamplar hareketin örgütsel sürecine başlamak için ideal yerlerdir. Bu denli geniş ve heterojen birçok insanın kampta yaşamlarını sürdürmesi için çok iyi bir iç örgütlenmeye ihtiyaç duyulur.
Aile Grupları: MST İçerisindeki Temel Örgütlenme
Topraksız insanlar bir toprak parçasını işgal ettiklerinde, kendilerini işgalden önce aile grupları içerisinde, hatta bazı durumlarda hazırlık niteliğinde mitingler yapıldığında örgütlerler; diğer durumlarda işgalden sonra örgütlenirler. Bu aile grupları tabanda çalışan MST militanlarının –bunlar kitle liderleridir- sorumluluğundadır.
Başlangıçta gruplar küçüktü, 8’den 10’a kadar, ancak daha sonraki pratikler, aynı yerden geldikleri için birbirlerini tanıyan bu küçük ailelerden oluşan grupların en küçük neden için kendi aralarında tartışmalara girdiğini, böylece geniş bir ufka sahip mücadelelerini kaybettiklerini gösterdi. Bu nedenle, bu rakam bazı kamplarda halen kullanılsa da, çoğunluğunda farklı yerlerden köylülerden oluşan 20 ile 30 arası aile vardır. Bu onların sınırlı bir hakikat görüşünün ötesine geçmelerini ve iç meseleler üzerine aşırı tartışmalardan sakınmalarını sağlar.
Kamplar genellikle toplantılara katılan bekâr insanları ve birçok çocuğu –yaklaşık 40 ile 50 insan- içerdiğinden ötürü, toplantılara çok yüksek bir sayıda insan katılmaz, ancak bu, dinamik bir katılımın yaratılmasına yardımcı olur.
Bu aile grupları MST yapısının parçasıdır. Bu, hareketin kamplar içersinde tabandaki örgütlenme tarzıdır ve yerleşimlerde devam etmelidir. Üyelik zorunludur. Bütün aileler tabanda bir grubun parçası olmalıdır ve bir kampta yerine getirilmesi gereken bazı farklı günlük işleri üstlenmelidir.
Bu grupların örgütsel ve eğitimsel amaçları vardır. Burası köylülerin bireyciliklerinin üstesinden gelmeye ve kolektif iş hakkında daha fazla düşünmeye başladıkları yerdir; kafası başka bir mantıkla çalışmaya başlar. Sonuç olarak, bu aile grupları MST’nin toplumsal temelleridir.
Faaliyet Bölümleri
Aile gruplarıyla ilk defa kamp örgütlemeye başladıklarında, topraksız köylüler aynı zamanda yiyecek, sağlık, temizlik, eğitim, din, neşe, finansman, eğlence ve sporlar vb. bağlantılı olan farklı komisyonlar ya da çalışma ekipleri yaratır. Bu gruplardaki katılımcılar çoğunlukla zorunlu çalışmadan gönüllü çalışmaya geçmeye arzulu, zamanlarını Harekete adamaya daha eğilimli olan insanlardan meydana gelir. Örneğin bazı insanlar sağlıkla ilgili görevlerden sorumludur; diğerleri, eğitim, kontrol vs. sorumludur. Bu görevlerin her biri için bundan sorumlu olacak bir kişiyi seçerler, ve o kamptaki her ayrı faaliyet bölümünün parçası haline gelir. Kadınlar bu faaliyetlerin çoğunluğunda önde gelir ve her gün hareket içerisinde daha fazla sorumluluk üstlenmektedirler.
Genel Meclis
Kamp içerisinde en yüksek karar alma seviyesi kamp yapan ailelerden oluşan genel meclistir.lxiii
Bu aşamada, harekete geçilmesi için değerlendirmenin ve incelemenin yanı sıra, bu özel bölge ve alanda mücadele için genel ve özel koşullara ilaveten ülkenin genel atmosferini gözden geçirmek için periyodik durum incelemeleri olur. MST’den bir kadro devletle ve merkezi hükümetlerle görüşmelerin nasıl gittiği üzerine bir rapor verir. Bu da kampçılara ülkenin küresel koşullar içerisindeki belli mücadelelerle bağlantı kurmaya başlamasına yardımcı olur.
Genel Koordinasyon Sistemi
Ayrıca kamp içerisinde bir bütün olarak toplumla ilişkileri ve görüşme süreçlerini yönlendirmenin yanı sıra bütün bölümlerdeki işi birleştirme misyonu olan genel koordinasyon için bir sistem vardır. Bu koordinasyon aile gruplarının liderlerinden (genellikle, her gruptan bir kadın ve bir erkek) oluşur. Eğer kamp çok genişse, daha küçük bir komisyon seçerler böylece toplantılar daha düzgün olacaktır.
Örgütsel İlkeler
Kamplarda örgütlenmeye yön veren ilkeler demokrasi, karar alımına herkesin katılımı, görevlerin bölüşümü ve kolektif önderliktir.lxiv
Bir zaman sonra, bu ilkeler topraksız köylülerin günlük hayatıyla kaynaştırılır. Bu köylünün bir kamp meclisinde başlayabilecek ve başka kamusal alanlarda devam edebilecek farklı sosyal ilişkiler kurmasını, katılım hakkı için savaşan bir yurttaş olmayı öğrenmesini gerektirir.lxv
Katılım gösterebilmek için, topraksız köylüler dinlemesini, tartışmasını, fikirlerini savunmasını, önerilere oy vermesini, komşusunun, eşinin, çocuğunun fikrine saygı duymasını öğrenmelidir çünkü kamplarda hepsi eşittir.lxvi
Parasal Kaynak Sağlama
80’lerde, kamplar gıda, giyecek ve ilacı esas olarak topraksızların mücadelesini destekleyen kurumlardan ve cemaatlerden alıyordu. Ancak 80’lerin sonundan beri, MST tarafından gerçekleştirilen yerleşimlerin sayısındaki artıştan ötürü bunların katkıları arttı. Farklı biçimlerde birlikte çalışırlar: yiyecek verirler, işgaller için kamyon ve toprağı işlemek üzere traktör ödünç verirler. Bu destek bu yerleşimler kooperatiflerle birleştirildiğinde daha da önemli olur.
Kamp genellikle kendisini kampçıların çalışmasıyla ayakta tutar. Zapt etmek istedikleri kamp aynı toprakta olduğunda, karşılıklı yardımı kullanarak üretime başlarlar. Diğer durumlarda, hayatlarını sürdürmelerinde kampçıların ailelerine yardım etmek için, çoğunlukla kampın dışındaki çalışma kaynaklarını düzenlerler. Bunlar elmaları, fasulyeleri, pamuğu vb. şeyleri toplamak gibi geçici tarım hizmetleridir.
Kampın önderliği belli bir sayıda kampçıyı bunları yerine getirmek üzere rotasyon temelinde seçerek kampın dışındaki bu hizmetleri örgütler, çünkü her zaman aynı anda herkes için yeterli iş bulunmaz. İşçi kazancının %50 kadarını kampın fonuna verir. Her hafta kazançları hakkında bir kamu raporu verilir, böylece bütün para tamamen şeffaf bir biçimde kullanılır. Bu koşullara bağlı olarak, açık bir mecliste ya da aile gruplarının toplantılarında yapılır.
Bazı durumlarda, güç bir ekonomik durum olduğunda, ailenin başı ailesinin geri kalanı kampta kalırken kente çalışmaya gider. Bu Brezilya’nın özellikle Kuzey ve Kuzeydoğu bölgelerinde meydana gelir. Bütün bu destek sayesinde, MST işgallerin sayısını arttırabilmiş, direnişini yükseltmiş ve aynı zamanda birçok işgal gerçekleştirebilmiştir.lxvii
3. KOLEKTİF YAŞAM İÇİN ALAN VE ÖRGÜTLENME İÇİN OKUL
Kamp sosyalleşme için, kolektif yaşam açısından geniş bir alandır. Ve aynı zamanda, örgütlenme için bir okuldur. Kamp yaşamında ilk elle tutulur olgu bu mekânın köylünün bir grup içerisinde yaşamasını sağlamasından ötürü köylünün kişiliğine özgü izolasyonu parçalamasıdır; öte yandan, bu koşullar altında kişisel ve aile bekasını sağlamanın tek yolu budur.lxviii
Kamptaki yaşam her kişiye beraberlerinde getirdikleri bireyciliği daha kolektif bir davranışa dönüştürme imkânı verir. Dayanışma kampta görünen en temel değerlerden biridir. Komşunuzla dayanışmanız pratik bir zorunluluk haline gelir: Yiyecek herkes için yeterli değildir, baskı herkese karşı sergilenebilir, rüzgar birçok çadırı tahrip edebilir, mücadeleyi terk etme tereddüt ve isteği herhangi bir zamanda içlerinden her birini ya da birçoğunu etkileyebilir.
Dayanışma ihtiyacı aşağıdaki sözlerle ifade edilebilir: “zafere ya hepimiz ulaşacağız ya da hiçbirimiz ulaşamayacağız.”lxix Bu, koşulların bireysel ya da ailenin bakış açısından daha çok, nasıl dayanışma içerisinde olunacağını ve gerçekliğe kolektif bir bakış açısından nasıl bakılacağını öğrenme ihtiyacını ortaya çıkardığı anlamına gelir.
Ayrıca daha önce belirtilen malzemeleri kolektif bir biçimde kullanarak her bireyin belli bir rol üstlendiği ve çalışmasını kolektif hizmete kattığı bir hayat örgütlenir.
4. KAMPTA SÜREKLİLİK VE ŞİDDET
Kampın varlığını garantilemek “toprağın ele geçirilme mücadelesinin başarısı için esastır.”lxx MST’yi karakterize eden pratiklerden biri toprak elde etmek için seferber edilen ailelerin toprak kendilerine dağıtılana kadar kampta kalmak zorunda olmasıdır. Diğer hareketler görüşmeler başladığında aileleri başlangıç yerine geri döndürürler, çünkü yetkililer tarafından verilen sözlere itimat ederler. Kampın baskısı olmadan, toprağın kalıcı olarak verilmediği hareketin deneyimleriyle kanıtlanmıştır.lxxi Hâkimlerin ve politikacıların işgallere ilişkin farklı tutumları saygıyla kabul etmesini zorlayan katiyen bu direniş pratiği olmuştur.lxxii
İhraçlar ve Direniş Biçimleri
MST’nin tarihi boyunca “silahla yaralamalar ve dayaklardan ötürü ölüler ve geri kalan köylülerin yaşamlarında devam eden izlerle birlikte, birçok şiddetli ve vahşi zorla ihraçlar” oldu.lxxiii Bu, görüşmeyi reddeden ve hiçbir çözüm önermeyen hükümet ya da yargıcın boyun eğmez tavırlarının sonucudur.
Bu olgular topraksız insanlar arasında “onurlu bir yaşam için alternatif olarak” ihraçlara direnmeyi, sivil itaatsizlik uygulama kararlılıklarını olgunlaştırdı. Köylüler birçok defa şunu ifade etti: “Biz açlıktan ölmektense kavga ederek ölmeyi tercih ederiz.”lxxiv Bu kolektif bir politikadır, bir “mücadele aracıdır.”lxxv
MST Barışçıl Mücadeleyi Destekler
Direnme kararının şiddeti seçmek anlamına gelmediğini açıklamalıyız, çünkü MST’nin desteklediği mücadele barışçıl bir mücadeledir. Kendilerini polis saldırganlığından korumak için kullandıkları tek silah kendi vücutları ve çalışma araçlarıdır: Palalar, çapalar, oraklar, odun parçaları ve tehlikeli anlarda eski avcılık tüfekleri. Hareket polisle karşı karşıya gelmekten kaçınmaya çalışır, buna hazır olmadığını bilir, çünkü polis silahları -tabancalar, tüfekler, makineli tüfekler, gözyaşı gazı, atlar, köpekler ve helikopterler gibi- onların sahip oldukları savunma silahlarından çok daha güçlüdür.
Ancak bu sadece daha az olumlu teknik koşullardan ötürü karşı karşıya gelmekten sakınma meselesi değildir; hareket bundan çoğunlukla sakınır çünkü onların amacı şiddet değil, toprağı ele geçirmektir. Gözlemlediğimiz kadarıyla, çok büyük mülklerini ellerinde tutmak isteyen ve bu yüzden bunlar faydasız olduğunda geleneksel baskıcı özel birlikleri kullanma gereksinimi duyan ya da kendilerine ait sözleşme altında paramiliter insanlar oluşturanlar Brezilyalı büyük toprak sahipleridir.
İhracın Önüne Geçilemediğinde Yapılanlar
İhraçtan kurtulamadıklarında “aileler kampı başka alanlara taşır –örneğin, yol kenarına veya kendilerine belediyeler ya da diğer kurumlar tarafından verilen arazilere. Yol kenarından zorla çıkarıldıklarında, en yakın yerleşimlerde kamp kurarlar [...].”lxxvi
5. Kampçılar Tarafından Kullanılan Diğer Mücadele Biçimleri
Kamp var olduğu sürece, hareket örgüt ve eğitim için sadece yoğun bir iç faaliyet gerçekleştirmez, aynı zamanda dış çalışma yapar. Kafalarında iki amaçla bir dizi farklı faaliyete girişirler: Bunlar, kamuoyunu sarsmak ve yetkililer üzerinde baskı yapmaktır.
Kamp içerisindeki Yetkililerle Halk Mitingleri
Kampçılar “örgüt temsilcilerinin kampçıların katlandığı duruma yakınlık duyması ve orada toplanan insan yığınlarına maksatlarını doğrudan açıklamaları için”lxxvii zarif bürolar yerine örgütün temsilcileriyle birlikte kampçılar tarafından işgal edilen yerde halk mitingleri düzenler.
Yürüyüşler ya da Toplu Yürüyüşler
Yürüyüşleri ya da toplu yürüyüşleri de desteklerler. Toplu yürüyüşler fikri MST’yi toplumdan izole etmek için hükümet tarafından desteklenen bir taktiğe yanıt olarak ortaya çıktı. Medya meydana gelen işgaller üzerine hiçbir şey yayınlamadı ve sistematik olarak onların taraf tutan mücadelesini görmezlikten geldi. Bu koşullarda ne yapılacağını bulmaya çalışırken, MST eğer farklı kasabalar içinden geçecek örgütlü yürüyüşleri örgütlerse, bunun hükümet ve sağın ortaya koyduğu olumsuz kampanyaya karşı koymak için iyi bir formül olacağı sonucuna vardı.lxxviii Toplu yürüyüşler bir taşla birçok kuş vurdu: medyanın ve halkının toprak sorunu üzerine ve MST’nin elde etmek için mücadele ettiği hedeflere dikkat çekti ve politikacılar üzerinde baskı kurdu.
Bazı toplu yürüyüşler, kasaba ve kentlerden geçerek, 500 kilometreden daha fazla yol kat eder. Herhangi bir yerde uyur, halk mitingleri örgütler ve “halkı tarım reformunun gerekliliği hakkında bilinçlendirerek ve onları mücadeleye katarak” gezileri boyunca toplantı ve kutlamalara katılırlar. MST bir milyondan fazla insanı bu eylemlere toplayabilmiştir.lxxix
MST ayrıca Brezilya’nın tarımsal döneminden istifade ederek ve köylü mücadelesinden yana uluslararası geziyi kutlamak için –bazen kendi başına, başka zamanlar diğer hareketlerle birlikte- hemen hemen her yıl Nisan’da eyalet başkentlerinde yerel etkinlikler düzenler. “Kır işçilerinin durumuna, politik atmosfere ve yöneticilerin tutumlarına bağlı olarak bu yürüyüşler toplumsal çatışmanın fitili olabilir.”lxxx
3) Toplu Oruç ve Açlık Grevleri
Toplu oruç ve açlık grevleri MST tarafından çok kullanılmadı. Toplu oruç kamusal bir yerde gönüllü olarak yemek yememeye dayanır. Bu eylem aç köylülerin her gün nasıl öldüğünü ve “onları gerilla savaşçıları olduğu yalanıyla suçlayanları kamuoyuna kanıtlayarak, topraksız köylülerin barışçıl tutumunu, konuşmaya hazır oluşlarını” göstermeyi amaçlar.lxxxi Genel olarak, yöneticiler işçilerin isteklerini dinlemeye karar verene kadar belli bir mühlet (üç günden beş güne kadar) oruç tutarlar.
Açlık grevleri “yetkililer üzerinde sürekli bir baskı sürecine bağlı olan, kamuoyunun hükümetin grevcilerin hayatını tehlikeye atmaktan kaçınmasını talep eden birçok fikir ve hazırlık ile” sadece uç durumlarda kullanılan bir mücadele aracıdır. Bu sadece “artan sayıda hayat tehlikede olduğunda ve onları kurtarmak için hiçbir şey yapılamadığında” mazur görülür.lxxxii
4) Kamu Binalarının İşgali
Tarım reformuyla ilişkili bazı hükümet ya da kurumların topraksız köylülerin isteklerine gösterdikleri kayıtsızlıktan dolayı, MST baskı ortaya koymak için daha güçlü yöntemler aramaya zorlandı: kamu binalarının işgali somut taleplere bağlandı. Bu işgaller görüşmeden sorumlu olup vaatlerini yerine getirmeyenleri ifşa etmeyi amaçlar.
Bu eylemlerden bazılarına katılmış olan Marcelo Enrique Batista şunu vurgular: “Örneğin, hükümetin aileleri yerleştirmesi ve onlara tarım reformu için mali destek vermesini talep etmek için INCRA’yı –INCRA tarım için sübvansiyonlar sağlamaktan sorumludur- işgal ederiz. Ve bir yanıt alana kadar ayrılmayız.”lxxxiii
Hükümetin temsilcileri hiçbir cevap vermediğinde ya da onları ağırlamayı reddettiğinde genellikle MST bu tarz mücadeleye baş vurur. Bu işgallerin bazısı günlerce sürebilir ve bunlar aralıksız baskı ortaya koymanın bir yoludur.lxxxiv
5) Kamusal Yerlerde Kamplar
Durum gerektirdiğinde, topraksız köylüler yetkililer taleplerine yanıt vermeye karar verene kadar onlar üzerinde baskı sağlamaya çalışarak, kentlerin merkezinde kamplar kurar. Kırsal bölgenin dışında bir kampın, başka insanların sorunlarına karşı gözlerini kapatan kent insanları arasında –en azından görsel bir bakış açısından- güçlü bir etki yarattığına hiç şüphe yoktur. Hemen hemen her zaman, yöneticiler bu tarz eylemi bertaraf etmiştir.lxxxv Kendi burunlarının dibinde yolsuzluklarının açık kanıtının bulunmasından hoşlanmazlar.
6) Yeniden İşgal
Kampçılar zorla çıkarıldıkları bir latifundiumu yeniden işgal edebilir. Bu genel duruma, atmosfere, hükümetle görüşmelere ve bu kamp yerlerinin yaşam koşullarına bağlıdır. Yeni bir işgal hükümetten atiklik ve politik mesuliyet talep etmenin bir yolu olur.

BÖLÜM 3: YERLEŞİMLER
Türkçe Çeviri : Akın Sarı

I.MST’de Yerleşimler
Toprak genellikle oldukça uzun bir mücadelenin sonucunda bir kere zapt edildiğinde ve mülkiyeti yasallaştırıldığında köylüler kendilerine tahsis edilen topraklara yerleşir. Bu tarımsal topluluklar “yerleşimler” olarak adlandırılır.i
Yerleşim kelimesinin Brezilya’da sadece yakın zaman önce benimsendiğini belirtmek önemlidir. Bu kelime 60’ların ortasında ortaya çıkar. “Toprak için mücadele eden toplumsal hareketler açısından, bir yerleşim zapt edilen toprakla eş anlamlıdır. Devlet açısından bu bir grup topraksız aile için düzenlenen bir alandır ve toprak sorununu çözmenin bir yoludur.”ii
Yerleşimler çok çeşitlidir. 20 ile 30 arası ailenin yerleştiği yerler vardır, oysa başka yerlerde 600 ya da 700 aile vardır, gerçi bu çok sık görülen bir durum değildir. Öte yandan, bölgesel özellikler, pazarlardan uzaklık ve aldıkları toprağın niteliği yerleşimler arasındaki önemli farklılıkları belirler.
MST yerleşimlerinin özelliklerinden biri “üretimin örgütlenmesine olan ilgileri ve, bununla beraber, Hareket tarafından belirtilen daha geniş bir mücadele stratejisiyle ilişkili olarak, yerleşim içerisindeki hayatı bir bütün olarak örgütlemek için daha genel bir strateji saptamasının olmasıdır.”iii
Yerleşimlerin örgütlenmesi süreci için genel kurallar vardır, ancak MST bunların farklılaştırılmış bir biçimde uygulanması gerektiğine dikkat çekmeye özel önem verir. Her yerleşim, kendi durumuna göre MST’nin kurallarını yorumlayarak, kendi yolunu çizmelidir. Kendi özel koşullarına, benimsediği örgüt tarzına ve bunun ele geçirilen toprakta köylüler için yol açtığı yeni bir yaşama tarzına göre kararlar almalıdır. “Hiçbir benzer iki yerleşimin olmamasının nedeni budur, ancak bunların MST tarafından işgal edilen bir toprağın kısımları olduğunu gösteren özellikleri vardır.”iv
Yerleşimler gittikçe artan şekilde Brezilya’da tarım reformu için mücadelenin ekonomik ve politik artçı kuvvetleri oldu. Yerleşimler finansmanın ve bağımsız kadroların çoğuna katkıda bulunur böylece bu kadrolar hareketin ülkenin diğer bölgelerinde örgütlenmesi için zamanlarını adayabilirler. Bir kamp içerisindeki bütün köylülerin aynı zaman diliminde topraklarını almadıklarını belirtmek önemlidir.v
Başlangıçta, INCRAvi bireysel bir temelde görüşülmüş olan ailelerin nüfus sayımını yaptı, ve bu verilerle toprağı neye göre dağıttığını gösteren bir gerekçeler listesi hazırladı. İlk yerleşimlerin oluşumu bu şekildedir; örneğin Rio Grande do Sul içersindeki Anonni malikânesi bunlardan biridir. Daha sonra MST, üyelerinin akrabalıklarından ötürü kamplarda önceden oluşturulmuş aile gruplarını –toprağı dağıtırken- dikkate almak için resmi bir kurum oluşturdu. Hareket grubu meydana getiren ailelerin ve onların alâkadar olduğu alanın ve bu kriteri kabul eden kurumun bir listesini INCRA’ya teslim etti. Bu ilk zaferdi. Bir diğeri daha sonra oldu: MST çekiliş yoluyla sahip olunan toprağın dağıtımında başarılı oldu böylece toprak bölüşümü saydam bir süreç oldu; çekilişler aile grupları tarafından yapıldı. “Sürekli kampların” bulunduğu diğer yerlerde çekilişi köylülerin kıdemiyle birleştirirler.vii
Köylülerin yerleştiği topraklar özel latifundia ya da devlet topraklarının kamulaştırılmasıyla olabilir. İlk durumda, hükümet toprağın sahiplerinin yatırımlarını telafi eder: çitler, evler, depolar vb. ve kamulaştırılan toprak için onlara yirmi yıl ya da daha fazla bir sürede ödenen Tarım Borcu Senetleri (TDA) isimli mülkiyet hakkını verir.viii Bazı durumlarda, olup bitene ivme kazandırmak için –kamulaştırma süreci çok yavaş olduğundan- hükümet on yıl vadeyle tarımsal borçların senetlerini ödeyerek toprakları kamulaştırmak yerine toprak sahiplerinden satın almaya karar verir. Yakın dönemde, hükümet devlet şirketleri içerisindeki özelleştirilmiş devlet tahvillerini satın almaları için toprak sahiplerinin senetlerini kullanmalarına müsaade ederek kamulaştırılan toprak sahiplerine yardımcı oldu. Kamu toprakları davasında, bunlar çalıştırılmak üzere hükümet tarafından topraksız çiftçilerin bakımına bırakıldı.
Şimdi bazı yerleşimlerin, biri Pirituba’da, São Paulo eyaleti, ve diğeri Arjantin’le sınırda olan Santa Catarina’da, örgütlenmesi üzerine iki somut deneyimini değerlendireceğiz. Hareketin bu deneyimlerden ve ülkenin her yanındaki diğer deneyimlerden öğrendiği temel dersleri çalışmaya başlamadan önce, bu yerleşimlerde yaşayan MST liderlerinin belirttiği gibi, bu örneklerde ne olup bittiğini adım adım takip etmenin okuyucu açısından önemli olduğunu düşünüyoruz .
PIRITUBA ÇİFTLİĞİNDEKİ YERLEŞİMLER
Aşağıdaki metin Mayıs 2001’de Marta Harnecker’le bir röportajda São Paulo Eyaletindeki MST lideri Delwek Mateus tarafından verilen demeçtir. Mateus zamanını daima hareket içerisindeki yerleşimlerle çalışmaya ve bu eyaletteki kooperatiflerin örgütlenmesi görevine adamıştır. Mateus, Pirituba Çiftliğinin işgaline katılmadan önce ve MST’ye üye olmadan önce tabandaki kilise cemaatlerinin bir üyesiydi.
6. İŞGAL
80’lerin başlarında, kır işçileri sendikasının aracılığı ve Katolik Kilisesi’nin desteğiyle, yasanın kendilerini koruduğunu bildikleri içinix, São Paulo bölgesinden topraksız insanlar hükümetten Pirituba Çiftliğinin işlenmemiş topraklarını hükümetten istemek üzere örgütlenmeye başladı.x
Hükümetle; bu alanlardan doğrudan sorumlu sekreterlerle; belediye başkanlarıyla, müsteşarlarla –başka bir deyişle, São Paulo eyaletinin birçok yetkilisiyle, toplantılar yaptılar. Ancak bu toprağı yeniden elde etmek ve yasaya uyarak bunları almak yeterli değildi. Çiftliği işgal etmeye karar vermeleri bu sırada oldu.
7. Küçük Grupların Bastırılması
1980’den 1984’e kadar, küçük bir grup topraksız köylü –30 ile 50 aile arasında- bu alanlarda çeşitli işgaller gerçekleştirdi. Büyük toprak sahipleri, aileleri zorla çıkarmak için derhal ücretli gangsterlerini yolladı.xi Bu yıllar topraksız köylüler ve büyük toprak sahipleri arasındaki mükerrer çatışmalarla damgalandı. Birçok ihraç oldu. İşçiler o vakit grubu genişletmek ve örgütlerini geliştirmek gerektiğini anladı.
1)Kitlesel İşgal: 300 Aile Çitleri Parçalar
Hazırlık mitingleri semtlerde ve bölgenin kır işçileri sendikasının merkezi bürosunda yapıldı. Grup topraksız işçilerle tartışmaların neticesinde büyümeye başladı.
13 Mayıs 1984’de, yaklaşık 300 topraksız aileyle birlikte – kadınlar, erkekler ve çocuklardan oluşan 1000 civarında insan- Pirituba Çiftliğindeki çitleri parçaladık. Aileler –çoğunluğu köylü aileler- Parana eyaletini de içine alan bölgenin farklı belediyelerinden geldi.xii Bu benim davamdı. Ailem ve 30 insanla daha geldim. İstediğimiz toprakta kamp kurduk ve en sonunda kazandık. Bu MST daha henüz São Paulo’da yokken, Brezilya topraksız köylülerin ilk kamplarından biriydi.
2)Kampta Direnmek İçin Örgütlenme
Önce işgal, toprak sahipleriyle karşı karşıya gelme süreçleri, dikkat gerektiren durumlar, vb. tekerrür etti, ancak biz büyük bir grup olduğumuzdan, toprak sahiplerinin tepkisine direnebildik ve bu defa gangsterleri bizi zorla çıkaramadı.
Asıl endişemiz kendimizi nasıl örgütleyip hayatta kalacağımızdı. Bizi destekleyen CPTxiii sayesinde, Rio Grande do Sul’da geliştirilen deneyimler hakkında bilgi almaya çalıştık. Onlardan kampı aile ve çalışma grupları içerisinde örgütleme gereğini öğrendik: güvenlik, yiyecek, müzakere, sağlık, eğitim vb. Kendimizi örgütleme sürecimiz Güney’deki deneyimlere benziyordu.
Akrabalıklarından ötürü birbirlerine yakın olan 10 ile 15 arası aile grubuyla, örneğin aynı mahalleden gelen ve uzun bir zaman birlikte yaşamış olanlarla, başladık. Bu gruplardan kampta çalışma ekipleri örgütledik.
3) Yerleştirilecek Ailelerin Seçimi
Mücadele sırasında –yaklaşık dört ay sürdü- terk eden aileler ve kabul edilecek şartlara sahip olmayan başka aileler vardı. Seçim ölçütü hepimizin arasında değerlendirildi. Ve aşağıdaki şekilde karar verdik: topraksız kır işçisi olmak, hiçbir gelir sahibi olmamayı, bir kamu görevlisi olmamayı, çocuklara sahip olmayı -ki böylece toprak bizzat aile tarafından işlenebilir, önceden deneyim sahibi olmayı ve bir süre bölgede bulunmuş olmayı gerektirir.
Kamp kurdurulan köylüler ve yerleşecek olan ailelerin sayısının saptamasında payı olan eyalet ve alanın büyüklüğü birbiriyle bağlantılıdır. Her aile asgari koşullarda yaşamak için yeterli gelire sahip olabilsin diye tahsis edilecek toprağın büyüklüğünü belirtmeden önce bölgenin özel tarımını dikkate aldık.
Bu saptamalar bizim 150 aile seçmemizi sağladı. Eğer gerekseydi daha fazla seçebilirdik, 170 ya da 180, çünkü her aileye teslim edilen arazinin büyüklüğünü biraz azaltabilirdik.
Aileleri yerleştirmek için iki toprak arazisi alabildiğimiz için, iki gruba ayrılmak zorunda kaldık: birisi 95 aileden ve diğeri 55 aileden meydana geliyordu. Toprağın dağılımı yeterince eşit olduğundan hiçbir sorun yaşanmadı.
Toprağımız iki grup arasında iyi saptanmış olsa da, bazen her iki toprakta da kolektif bir biçimde kullanıldı veya bazen aynı makineleri ya da araçları kullanmak için bir araya geldik. Pirituba çiftliği çok büyük olduğundan ve biz onun sadece küçük bir kısmını işgal ettiğimizden, bölgeden –bizim deneyimimizle ilgilenen- diğer aileler kendilerini örgütlediler ve yeni işgallere ön ayak oldular. Sonuç olarak 1986’da üçüncü bir grup yaratıldı; 1988’de bir dördüncüsü; 1990’da beşincisi; ve 1992’de altıncısı yaratıldı. Bu gruplar on yıllık bir dönem sırasında çıktı ve 360 aileyi kapsadı. Bugün altı grup vardır: diğerleri ortalama 50 aileyken, yaklaşık 100 aileyle en büyüğü birinci kamptır. Hepsi hemen hemen aynı deneyimleri yaşadı. Başlangıçta kolektif bir dernektiler; daha sonra daha küçük gruplar oluşturdular. Bugün çeşitli gayri resmi gruplar olduğu kadar birçok kooperatif vardır ve bunların hepsi Bölgesel Kooperatifin parçasıdır.
8. Yerleşimin Örgütlenmesi
1) İlk olarak, Desteklenen Üretim
Kamp yapan ailelerin çoğunluğu bölgeden köylüler olduğu için -bizim örneğimizde olup biten ise toprağın kullanımı için yetki almadan önce- onu nasıl kullanacağımızı daha önceden değerlendirmiştik ve ne ekeceğimizi zaten biliyorduk. Hükümet yerleşime bilgi vermek için bir grup teknisyen yolladığında, biz zaten örgütlüydük ve kolektif çalışma için önerilerimizi tartışabiliyorduk.
Her iki grup kır köylerinde (agrovilas) örgütlüydü.xiv Sık çalılıkları temizlemeye başlamak için kolektif çalışmayı kullanma fikri derhal ele alındı çünkü toprak terk edilmişti ve berbat bir durumdaydı.
Daha sonraları, toprağın niteliğinin kötü olduğunu bildiğimizden ve onu işletmek için paraya ihtiyacımız olduğundan, traktör almakta gerekli olan kredi için devlete baskı yapmak üzere iki dernek kurduk. Bu bizim ilk kolektif eylemimizdi. Bize devir edilmiş olan toprağın %50’sini bu traktörlerle işlettik. İlk tahıl, fasulyeler ve pirinç hasadı iyiydi ve onları ilk yıl boyunca aileleri beslemek için kullandık. Bu tarz örgütlenme iyi bir üretim miktarı verir. Bu iki nedenle çok önemliydi: birincisi, ailelere yiyecek temin etmek için; ikincisi, toplum tarım reformu ve işgali sorgulayarak tepki gösterdiğinden bölgenin toplumuna bizim bir avare takımı olmadığımızı, lâkin çalışmak, üretmek istediğimizi ve tarım reformunun mümkün olduğunu kanıtlamak için.
2) Aile Gruplarının Doğuşu
Kolektif çalışma ve dernek deneyimi ilk iki ya da üç yıl boyunca devam etti. Her grubun kendine özgü deneyimi oldu. Ancak 1987-1988’den itibaren bu yöntemin herkesi memnun etmediğini anladık, farklı bir yöntemle üretim yapmak isteyenler vardı. Bu bağlamda bir başka tartışmanın ortaya çıkışı bu şekilde oldu: Kendimizi nasıl örgütleyecektik. Daha sonra aile gruplarını yaratma fikri ortaya çıktı. O zamana kadar sadece bir tek büyük grup vardı, ancak bu andan sonra daha küçük gruplar örgütleme fikrine kapıldık ve bugün halen sahip olduğumuz sistem budur.
Şu anda, her yerleşim 8 ile 30 aileden oluşan gruplar içerisinde örgütlenmiştir. Bazıları kooperatifler oluşturmayı, diğerleri gayri resmi gruplar kurmayı seçti. Az çok kolektif çalışma deneyimleri vardır.
Bu aile grupları üretim için üç yol denedi: tamamen kolektif çalışma (Tarım ve Sığır Yetiştirme Kooperatifleri, CPA); kolektif üretimin bireysel üretimle el ele gittiği ortak çalışma; ve bir çeşit işbirliği olsa da, örneğin, bazı durumlarda makinelerin kullanımıyla bireysel çalışma.
3) Büyük Birimleri İdare Etmekteki Güçlükler
Birkaç yıl sonra çeşitli meseleler bazı köylülerin ayrılmasına neden oldu. Bunlardan biri Pirituba Yerleşim Derneği’ni etkili bir şekilde idare etme güçlüğüydü, çünkü geniş bir çiftçilik alanını, birçok makineyi ve kaynakların önemli bir miktarını idare etmekte büyük bir sorun yaşandı. Bütün bunları idare etmek ve nasıl çalışması gerektiğini anlamak zordu. Birçok eleştiri vardı çünkü insanlar bu çok büyük mali ve idari yapıyı kontrol edemiyordu.
4) Daha Küçük Gruplar Katılımı Kolaylaştırır
Daha küçük gruplar içerisinde her şey daha kolaydır. Çalışma miktarları –hatta mali ve idari işleri- daha azdır ve bu anlamayı ve katılımı teşvik eder. Sorunları anlamayan kişi katılmak için kendisini uyarılmış hissetmez.
Geniş resmi toplantılarda, işler daha zordur, çünkü bir grubun diğerine karşı çıktığı, bir fikrin diğerine karşı konduğu bir tartışma tarzı olur; katılım genellikle çok sınırlıdır, çünkü önerilerini ve fikirlerini açıklamak isteyen insanlar bunu yapmaya cesaret edemez. Fakat günlük yaşamda bunu yaparlar.
Kendi deneyimimden sonra, büyük bir birlik yaratmadan önce daha geniş bir anlayış ve politik, kültürel, ideolojik ve ekonomik dünya vizyonu için köylüleri eğitecek bir süreç olması gerektiğine inanıyorum –başka bir deyişle, kendi bilinçlerini arttırmalıdırlar. Bu kapasiteyi kazanırken daha karmaşık bir yönetimi anlayabileceklerdir ve katılım için bölgesel yapılara geçeceklerdir.
Ailelerin tam katılımıyla beraber, böylece bütün bir süreci daha küçük gruplardan inşa eder, tabandaki gruplardan temsilcilerin başını çektiği daha geniş bir bölgesel yapıya sahip olana kadar, bu gruplardan temsilcilerin katılımıyla birlikte ikinci bir aşamaya geçersiniz. Yapmaya çalıştığımız budur: aile gruplarının temsilcileri aracılığıyla yerleşimlerdeki yaşamın diğer yönlerini içine alan daha geniş bir deneyim yaratmak.
5) Kır Köyleri ve Arsaları Bölüştürme Yolları
Evleri nasıl yerleştireceğimizi tartıştık. Köylüler kır köylerinin avantajlarını anlamalarına karşın bir kır köyünde yaşamayı oldukça sert bir şekilde reddettiler. Bu durumu çözmek için köylülerin en azından evlerinin civarında yetişen bazı ürün çeşitlerine sahip olma arzusuna saygı göstermeye çalıştık. Şimdi evleri inşa ettiğimiz daha küçük arsalarımız var ve köylüler yuka1, patates, sebzeler eker, komşuların sebzelerini yemeyecek bazı hayvanları yetiştirirler. Bu arsaların yanı sıra uzakta kooperatiflerin kendi ürünleri üzerinde çalıştığı daha geniş arsalarımız vardır.
Ayrıca okul, sağlık merkezi, kilise, sportif ve eğlendirici alanlar ve topluluk radyosu bulabileceğiniz bütün yerleşimler tarafından paylaşılan bir topluluk merkezi vardır. Bu esneklik ve köylülerin evinin yanında kendine ait arsaya sahip olma arzusuna karşı saygı, ailelerin kendilerini iyi hissetmesi için çok önemliydi. Yerleşimi terk etmek isteyen hiçbir aile yoktur, hepsi memnun edilmektedir.
Kır köylerindeki yaşam sosyal ilişkileri teşvik eder. Eğer her aile kendi bireysel arsasında yaşamış olsaydı, birbirlerinden kilometrelerce uzakta, fikirlerini değiştirmek ve sorunları değerlendirmek çok daha güç olurdu. Ancak birbirleriyle yakın yaşadıkları için, daha fazla ilişki var ve bu yardımcı oluyor çünkü insanlar buluşur, sohbet eder, sorunları ve ne düşündükleri hakkında konuşur. Örgüte ve sorunların çözümüne yardımcı olan bu toplumsal karşılıklı ilişkidir.
6) Neden Kolektif Bir Yemek Salonu Yoktur
Bazı yerleşimlerde kolektif bir yemek salonunun bu karşılıklı ilişkiler için mükemmel bir yer olduğunu bilmemize rağmen, bizim durumumuzda bunun işe yaramayacağını düşünüyoruz. Pirituba yerleşimi –daha küçük bir ölçekte olmasına rağmen- nüfusu Rio Grande do Sul, Parana, Pernambuco, Bahia, Minas Gerais’ın, ve daha küçük bir sayıda, bizzat São Paulo’nun göçmen insanlarından oluşan São Paulo’nun kosmopolit niteliğini yansıtır. Yemek alışkanlıkları çok farklıdır. Örneğin, peynirden hoşlanan Minas’lı insanlar vardır ve başka şeylerden hoşlanan Bahia’dan insanlar vardır.
7) Toprağa Yönelik Mülkiyet Hakları
Toprağımız için henüz bir mülkiyet hakkına sahip değiliz çünkü devlet çok yavaş, bürokratik ve şu ana kadar bize resmi bir belge vermedi. Fakat bu bizi endişelendirmiyor. Gerçekten toprakta kalmayı garantileyen kesinlikle örgütlenmemiz ve toprağın kullanımıdır. Yasa toprağın kullanımı için ve nihai bir mülkiyet hakkı olmadan, devletin bir imtiyaz vermesi gerektiği hükmünü verir.
Eğer bir aile ayrılmaya karar verirse, toprağı satamaz, ancak üzerine her ne inşa edilirse ona ödeme yapılması hakkına sahiptir: ev, arazi üzerindeki yatırımlar, çitler vb. Daha sonra söz konusu toprak bu fırsatı bekleyen bölgenin bir başka topraksız ailesine devir edilir. Hem MST hem de INCRA tarafından yapılan bir liste vardır. Hareket onları seçmek için kamp yapan aileleri önerir ve genellikle, hükümet belediye başkanlarını –ya da politik etkisi olan başka insanları- ister.
Bundan sonra, koşulları yerine getiren seçilmiş aileler toprak arazileri devir edilmek üzere bir çekişile katılır.
9. KOOPERATİFLER
Pirituba bölgedeki tek yerleşimdir, ancak geleneksel küçük çiftçilerle ilişki içerisindeyiz ve MST’ye katılmaları için onlarla hem üretimde hem de politik ve ideolojik çalışmada birlikte çalışırız, böylece mücadeleye bizimle katılacaklardır.
1) Bölgesel Kooperatif
Size anlattığım gibi, burada Pirituba’da çeşitli kooperatif biçimlerimiz vardır: kolektif bir şekilde çalışan Tarım ve Sığır Yetiştirme Üretim Kooperatifleri; kolektif ve bireysel üretimi birleştiren karma kooperatifler; ve kooperatif yolundaki gayri resmi gruplar.
Bu farklı kooperatifler ve gayri resmi gruplar bölgesel bir MST kooperatifine bağlıdır. Bu daha yüksek aşamada örgütün daha geniş yönlerini bölgesel bir seviyede değerlendirir ve işçilerin katılabileceği bir yer olmaya çalışırlar. Ekonomik amaçları pazarlamayı desteklemek ve küçük tarım ve sığır yetiştirme endüstrileri yoluyla ürünlerini geliştirmektir. Bölgesel kooperatifin görevi esas olarak ekonomiktir. Bu nedenle, yerleşik köylülerin yaşamının kültürel, sosyal, sağlık ve eğitimsel yönleri gibi, diğer yönlerine katılmak için daha geniş bir yapıya ihtiyaç duyarlar.
2) Katılımcı İş Gücü
Üretim kooperatiflerinde, çalışma birleşmiş köylüler, özellikle genç olanlar, tarafından gerçekleştirilir. Bu, gençler için yeni çalışma kaynakları açmanın bir yoludur.
Artık ürünlerin dağıtımı konusunda, başlangıçta her bir ailenin çalışma saatlerine ne kadar iştirak ettiğini hesaba katmadan bunları bütün aileler arasında bölüştürdük. Bu yöntem bizde birçok soruna yol açtı: En büyük gayreti gösteren insanları teşvik etmemekle sonuçlandı çünkü her hissedarın farklı çalışma miktarını ödüllendirmedi, daha doğrusu tam olarak üretimi arttırmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda civarda aylaklık etmeyi teşvik etti. Daha sonra bu ürünleri çalışılan günlere göre ve en sonunda çalışılan saatlere göre dağıtma formülüne geçtik. Bu formül daha öncekilerden daha iyidir çünkü daha fazla çalışan insanı teşvik eder, ancak yine de mükemmel değildir çünkü her hissedarın üretkenliği aynı değildir: genç ve güçlü bir hissedar bir saatte daha yaşlı ve zayıf bir hissedarın yapabileceğinden çok daha fazla tahıl kaldırabilir. Genç insanlar bundan hoşnut değildir çünkü büyüklerinden daha fazla üretir ancak aynı miktarı alırlar. Kooperatifin her üyesinin çalışmasını ölçmek için en etkili formülü henüz bulamadık. Bu tarım ve sığır yetiştirme hizmetlerinde sanayide olduğundan çok daha güçtür.
Hareket çalışılan saatlere göre ödemenin yanında aynı zamanda çalışma için bir mistik ortaya koyması ve öykünme için farklı yollar bulmak gerektiğini düşünür.
3) Kooperatiflerdeki Sorunlar
a)Makineleşme ve iş gücü
Makineleşme hakkında konuşurken, makine yerine kullanılacak iş gücüyle ne yapılacağı üzerine önceden bir plan olmadan onları satma hatasını yaptığımızı hatırlatmak zorundayım. Bizim yerleşimde çok büyük bir alt yapıya sahibizdir: traktörlere, orak makinelerine ve kamyonlara çok yüksek yatırımlar yaptık çünkü tohumlar bizim temel üretimimizdir: Büyük ölçüde makinelere ve çok az iş gücüne dayanan tahıl, fasulyeler ve buğday.
b)Modern teknolojiye şiddetli bağımlılık
Çok somut bir sorunumuz var –bu küçük bir problem değildir, bilakis büyük bir sorundur: makinelerimiz, araçlarımız, üretim için tekniklerimiz büyük ölçüde –modern teknoloji olarak adlandırılan- özel makineler, melez tohumlar, zirai gübreler ve herbisit’den2 oluşan geleneksel teknoloji paketine dayanır. Kendimizi bu bağımlılıktan kurtarmalıyız, fakat ilk önce bir geçiş döneminden geçeriz, çünkü üretim kooperatiflerimiz bu model üzerinde örgütlenmiştir. Bugün MST içerisinde hem yerleşimde hem de ulusal çapta bu bakış açılarını tartışıyoruz.
c)Teknolojik pakete bağlanan Krediler
Bu kolay bir hizmet değildir çünkü bize krediler ve teknik yardım bu paket etrafında tahsis edilir. Makineler, çok büyük traktörler ve toprağın büyüklüğüne göre çoğunlukla uygun olmayan araçlar satın almak zorundayız, ve üstelik, bunlar birçok iş gücünü özgür kılar.
Diğer yandan bu büyük ölçüde çok uluslu şirketlere dayanan çok pahalı bir teknolojik pakettir. Bütün işçilerin gelirini yiyip bitirmenin yanı sıra, bu ürünler çevreye ve sağlığımıza zarar verir. Bizim üretimimiz mükemmeldir, bereketlidir, miktara göre eyaletteki en iyilerden biridir, ancak hiçbir gelir getirmez çünkü pahalı bir modele dayanır.
d)Piyasanın mantığı dayanışmanın mantığına karşı
Kooperatiflerimizde daha ucuz pazarlama ve rekabetçilik için saptadığımız amaçlara kavuşamadık. Bizim sınırımız buraya kadardır, sistem buna müsaade etmez. Günümüzde, kooperatifler geliri ve yerleşimcilerin üretimini arttırmak için kendilerini elle tutulabilir küçük girişimlere adıyor. Bunlar çok farklı olabilir: Sadece bir kaçından bahsetmek gerekirse, küçük tarımsal-sanayilerden bölgesel bir halk piyasası yoluyla doğrudan tüketiciye pazarlamak bunlardan biridir.
Yapması en zor işlerden biri ekonomik olarak yapıcı olmaya çalışırken mevcut kapitalist model içerisinde etkin ve rekabetçi olmaktır. Gerek yerleşimcilerin gelirini gerekse de üretimi çeşitlendirerek, alternatif üretimi teşvik ederek, maliyetleri azaltarak, bu tarımsal-sanayi ürünleri için yerel bir piyasa yaratarak fiyat dalgalanmalarını destekleyecek koşulları geliştirmek için ihtiyacımız olan pratik alternatiflerin nedeni budur.
Bu girişimler bölgesel kooperatifler aracılığıyla desteklenebilir, fakat amaçladıkları değişimi açık bir şekilde anlamalıdırlar. Mesele mevcut model içersinde yarışmak değildir, buna rağmen somut alternatifler bulmaktır. Bugün bu MST kooperatiflerinin sorumluluğudur.
e) Burjuva yasallığı
Öte yandan, kapitalizm tarafından dayatılan yasallık aynı zamanda sınırlar koyar: kredilerimizi, teknik yardımı keserler, denetimlerle, suçlamalarla bizi taciz ederler ve pazarlamaya mâni olurlar. Bize sınırlar koydukları açıktır çünkü bugün MST hükümetin, burjuva projesinin ana düşmanıdır; çünkü biz onların modelini, esas olarak tarımsal modeli, sorguluyoruz.
Eğer hükümet ve burjuvazi kooperatifler yoluyla bizi engelleyebilirse bunun nedeni bizi yürürlükteki yasalar çerçevesinde çalışmaya zorlandığındandır. Onlar oyunun kurallarını kararlaştırır. Biz onlar istediği müddetçe ilerleyebiliriz, ancak bunu artık istemediklerinde, bize sınırlar koyarlar.
f) Kadınların ve genç insanların düşük katılımı
Örgütün kendi pratiğinden kaynaklanan bir başka sorun hem kooperatiflerde hem de topluluklarda kadınların ve genç insanların düşük katılımıdır. Genellikle, yasa kadınların katılımına müsaade etmesine rağmen, kooperatiflerde erkekler sorumlu olur. MST her iki grubun katılımını sadece kooperatiflerde değil, aynı zamanda bireysel olarak çalışan ailelerin aktif yaşamında da sağlamaya çalışıyor. Neyi nasıl üretecekleriyle ilgili olarak kararlarda kadınların katılımını istiyorlar. Önümüzde kadınların katılımının erkeklerinkiyle eşit ölçüde olduğu CPA deneyimi var. Kadın kooperatifte, aynı haklar ve görevlerle birlikte, bir hisse daha fazladır. Bu ilginç bir süreçtir, en azından bazı kooperatiflerimizde bu deneyim mevcuttur.
4) Bir Alternatif: Organik Tarım
Araçları ve üretim tekniklerini (makineleşme, araçlar, toprağın kullanımı) yeniden örgütleyerek bu kooperatifleri yeniden inşa etmek zorunda kalacağız. Kendi tohumlarımızı üretmek ve kimyasal gübrelerin ve ilaçların kullanımından kaçınmak zorunda olacağız.
Bu yeni öneriyi kurmak için halihazırda bazı küçük alternatif deneyimler bulunuyor. Ancak kuşkusuz bu süreç birkaç yıl gerektirecektir, çünkü bir şeyin uygulamaya konması farklıdır, örneğin organik tarım pahalı bir adaptasyon sürecinden geçmek zorunda kalacaktır. Sorun şudur: değişim devam ederken bu bedeli kim öder? Biz devlet sübvansiyonları ya da bunun için mücadele vermeye hazır örgütlü bir toplulukla doğrudan pazarlama yoluyla bu bedeli ödeyecek olanın toplum olmasına gerektiğine inanıyoruz. Küçük çiftçi bunu ödeyemez, sermaye birikimine sahip değildir ve bu değişim dönemi sırasında herhangi bir geliri olmayacaktır. Bir olay diğerini engeller. Bunu aç kalamayacağı için yapmaz. Bu değişim sürecinin sınırıdır.
Bu değişimi gerçekleştirmeyi umuyoruz, ancak çok az deneyim var çünkü maliyeti üstlenecek hiçbir kaynağa sahip değiliz.
a) Alternatif üretim olarak bal
MST kooperatifinin bölgesel desteğiyle şu anda Itapeya yerleşiminde var olan modele somut bir alternatif örneği bal üretimidir. Bölgede üretilen bala faydası olacak, küçük çiftçileri içine alan, küçük bir fabrika kuruyoruz ve bu üretimi de teşvik edecektir. Bu girişim, devlet ya da çok uluslu şirketlere dayanmadan, ne de onlarla yarışarak, yerleşimcilerin gelirini arttırma amacındadır. Bu avantaj balın aileler için sağlıklı bir yiyecek olmasıyla artar ve tarım için ne toksikleri ne de kredileri gerektirir, çünkü arılar kendi başlarına çalışır.
Başladığımız bir başka alternatif ağaçlar veren kerestelik orman –ve meyve- dikimini teşvik etmek için bir fidanlıktır. Bu uzun vadeli bir hizmettir ve çok ısrar ve sabır gerektirecektir, şu anda sahip olduğumuz her şey mevcut modeli takip etmektedir ve farklı bir şey inşa etmek kolay değildir. Yerleşimimizde henüz bir tarımsal-sanayi yok, fakat küçük bir domuz eti üretimi gibi, bunda çok basit olan küçük girişimlere sahibiz. Ayrıca ev yapımı tatlıların üretimine başladık. Bu faaliyet yerleşim alanlarından birindeki kadınların sorumluluğundadır. Bu çok zengin bir deneyimdir çünkü birçok kadın buna katılır.
Tarımsal-sanayinin ilerlememesinin nedenlerinden biri sahip olduğumuz üretim tarzıdır: tahıl ve fasulyeler. Bu tarz üretim için bir tarımsal-sanayinin tesisatı büyük bir yatırım gerektirir. Yeterli sermayeye sahip olmadıkları için, yerleşimciler ürünlerini bölgeden alıcılara satmak zorunda bırakılır. Güney’deki ya da burada São Paulo eyaletindeki, Pontal de Paranapanema’daki büyük tarımsal-sanayiler PROCERA’dan kaynaklarla kuruldu. Kooperatifi birçok aile meydana getirdiğinden, her şahıs kredisinin toplam miktarı büyük tarımsal-sanayilerde yatırım yapmak için yeterli paraya ulaştı. Ancak burada, küçük sayıda yerleşimcimiz olduğundan, PROCERA kredisinin miktarı, sahip olmak istediğimiz gibi, büyük bir fabrika kurmak için yeterli değildi.
Bunu yapamamanın yine de olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum çünkü bu mevcut teknolojik modele karşı alternatif bir üretim doğrultusunda değişim fikri üzerinde çalışmamızı mümkün kılar. Eğer bir tarımsal-sanayi kurmuş olsaydık, işimiz çok daha zor olacaktı çünkü onu işletmek zorunda kalacaktık ve bunun için mevcut modele dayanırdık.
Mevcut durum küçük tarımsal-sanayileri hakkında düşünmemizi sağlıyor. Bizim büyük projemiz yoldaşların, kadınların ve genç insanların, hem bizzat işte hem de projenin idaresinde katılımlarını teşvik etmek için, bazı basit olanları da içine alan, küçük tarımsal-sanayiler kurmaktır. Bu küçük tarımsal-sanayileri burada bölgede muhtemel bir üretim için dönüştürmeyi ve hatta ürünü civarda pazarlamanın bir yolunu bulmak için bunları bir ilk adım olarak kullanmayı istiyoruz.
İlk yapmamız gereken şey köylülerin tasarıyı anlayabilmesi için bilinçlerini yükseltmektir. Bunu ancak anlarlarsa kabul edecekler. Bu uzun vadede teori ve pratikte onları eğitmek için çok çalışmayı gerektirir: köylüler somut uygulamalar görmek ister; bu onlar açısından olayları anlaşılır kılar.
5) Sosyal ve Kültürel Alanları İçermek için İşbirliğinin Kapsamını Büyütmek
Daha geniş bir işbirliği doğrultusunda ilerlemeliyiz, çünkü mücadele kooperatiflerin ekonomik bakış açısıyla bitmez. Bu işbirliği yerleşimlerin sosyal ve kültürel örgütlenmesini ileriye götürmelidir: işçilerin politik ve ideolojik bilinçliliğini arttırmalıdır. Eğer ilerlemezsek, şu anda karşı çıkmamız gereken direnişin, başımızdan geçen ve MST açısından örgütlü bir taban gerektiren bir çeşit “özel dönemin”, üstesinden gelmek çok zor olacaktır.xv xvi xvii
Tabanımız bütün cephelerde, ekonomik üretimde ve sosyal ve kültürel bilinçte, örgütlü olmalıdır. Köylü kültürümüzü yeniden inşa etmeliyiz, çünkü şu anda kapitalizm tarafından dayatılan kültüre epey bağlıyız. Bu nitelik bakımından bugün elde etmemiz gereken ileriye dönük en büyük sıçramadır!
Fakat bunu başarmak için kooperatiflerin bir adım ötesine geçmeliyiz. Temel amaçları ekonomik neticeler ve pazar için mücadele olduğundan, kooperatif etrafında örgütlenen her şey özellikle üretken neticelere, tarımsal-sanayi ve pazarlamanın geliştirilmesine ve onların gelirlerini arttırabilmeleri için yerleşimcilerin ürettiğinin verimli-kazanç olmasına odaklanır.
Başlangıçta kooperatiflerin ekonomik etkinliğinden çok mutluyduk ve sosyal ve kültürel yönler ya da politik ve ideolojik yönler hakkında endişe duymadık, kooperatiflerin ekonomik imkânının tabanımızın örgütlülüğünü garantilemek için yeterli olacağını düşündük. Ancak bu biçimde olmadı, çünkü kooperatifler bile verimli kazanç kurumları olamadı.
Kendimizi eleştiriyoruz ve bizden önce olan direnişin ve yerleşimcilerin düzeni için daha geniş bir kooperatife dayalı yeni bir öneri hazırlamak gerektiğinin farkındayız. Direnişimizi garantilemek için geniş bir örgütsel sürece ihtiyacımız var. Resmi olarak kooperatiflere dahil edilmemiş olsalar bile, toplulukları örgütlemeliyiz çünkü yerleşimcilerimizin çoğunluğu üye değildir.
MST bu yerleşimcilere yaklaşmalı ve onları hareketin örgütlü tabanının parçası haline getirmelidir; eğitsel, sağlık, eğlendirici ve kültürel yönler üzerinde çalışmalıyız. Bu da ortak faaliyettir ve bu nedenle Kooperatif Sistemi bunun içerisine katılmalıdır.
10. EĞİTİM
Yerleşim üretimsel alanda çok iyi deneyimlere sahiptir. Fakat, eğitim ve sağlık gibi, diğer alanlarda da varız. Ve şimdi kültür ve eğlence üzerinde çalışmaya başlıyoruz.
1) Okul Sistemi
Pirituba örneğinde, topraksız köylülerin eğitimi devlet politikasını izler. İlk eğitim, kamu sistemi ve devlet sözleşmesi altındaki öğretmenlere bağlı olmasına rağmen, yerleşimin kendi okulunda verilir. Ama orta dereceli okul eğitimi kentlerde yapılmalıdır.
São Paulo hükümeti, kırsal bölgede eğitimin çok pahalı ve köylü çocuklar için eğitimin daha iyi olduğu kentte çalışmanın büyük avantajı olduğu iddiasıyla, mevcut kırsal bölge toplulukları içersindeki pek çok ortaokulu ortadan kaldırma politikasını benimsedi. Çocukları bu okullara götürmek için devletten taşıt ücreti aldık. Mücadeleyi kazandık.
Ne var ki bu politikaya karşıyız. Teorik ve pratik bir öneriden yola çıkıyoruz: Eğer insanlar çiftçiyse ve kırsalda yaşıyorsa, çocukluktan itibaren pratik bilgilerini geliştirmeleri gereken yer orasıdır. Çiftçi çocuklarının eğitimi, bitkilerin, hayvanların, üretimin nasıl doğduğunu ve geliştiğini, ailelerinin nasıl çalıştığını görebilecekleri kırsal bölgede olmalıdır. Bu, insanların kültürel eğitimi bakımından temeldir. Eğer gelecekte köylülerin var olmasını istiyorsak, onları çocukluktan geliştirmeye başlamalıyız.
Yerleşim içerisinde eğitim genel olarak köylülerin gördüğü eğitimden çok daha iyidir. Daha iyi örgütlendikleri için, yerleşimciler taleplerinin göz önüne alınmasını istemek için daha fazla güce sahiptirler. MST eğitim bölümü aracılığıyla, yerleşim içerisindeki öğretim kalitesinin gelişmesine de katkıda bulunuyoruz.
2) Sadece Birkaç Öğretmen Militandır
Kamu sisteminde sözleşme hazırlama şartından dolayı, Pirituba’da aynı zamanda MST’nin militanı olan çok az öğretmen vardır: bu öğretmenler orta dereceli okul eğitimlerini bitirmiş ve bir kamu sınavına katılmış olmalıdırlar. Fakat bu öğretmenlerimizin bizim planlarımıza katılmadığı, öneride bulunmadığı, yönlendirmede bulunmadığı, konuşmadığı ve tartışmadığı anlamına gelmez.
Bizim buradaki rolümüz eğitimdeki koşulları düzeltmesi için devletin üzerinde baskı ve denetim kurmaktır. Militanlarımız aracılığıyla, öğretmenlerle konuşarak ve fikirleri onlarla beraber değerlendirerek, MST’nin eğitim önerisini açıklayarak, öğretimin kalitesini çok geliştirmeliyiz. Bu süreç yerleşimin başından beri devam ediyor. Bu henüz ideal bir düzeyde değildir, ne var ki etkin katılım sayesinde iyi deneyimlerimiz oldu.
Bu durum okul dışında çocuklara hareketin tarihini ve ilkelerini öğretmemize yol açtı, fakat bunu yapmak kolay değildir. Adım adım öğretmenleri ikna etmeye çalışıyoruz, böylece bu konuları öğretmeye başlayacaklardır. Bu arada biz ideolojik olarak topraksız çocukları geliştirmeye başlamak için, doğrudan kendileriyle çalışmalıyız. Öğretim grubunun farklı yollar bulmak zorunda olmasının nedeni budur: çocuklarla etkinlikler, öğretmenler ve ailelerle birlikte değerlendirmeler vb.
11) SAĞLIK
Bu konuda Pirituba’da iyi bir deneyime sahibiz ve devletin önerimize katkıda bulunmasını ve katılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ancak çok çeşitli fikirler var dolayısıyla bu da bir inşa sürecidir.
1) Geleneksel Tıpı Kullanarak MST Planına Katıl
MST’nin sağlık planı sağlık tedbiri ve tıbbi bitkilere dayanır. Halen ulusal çapta planımızı oluşturma süreci içerisindeyiz. Şu ana kadar başka bölge ve eyalet gruplarını içerse de yerel deneyimler geliştirdik. Bunu eyalet hükümetleriyle anlaşmalar imzalayan federal hükümetin programıyla, “aile doktoru” olarak adlandırılan, birleştirmeye çalışıyoruz. Bu bazı eyaletlerde ilerleme kaydederken bazılarında olmuyor. Bu programın Küba’nınkiyle ilgisi yoktur. Bu aile doktoru programı çok sallantıdadır.
Burada bir doktorumuz ve ücreti devlet tarafından ödenen bazı sağlık işçileri var ve ailelere bakmak için periyodik olarak yerleşimdeki sağlık merkezimizi ziyarete gelirler.
Bu çalışmayı geliştirmek için kendi işimizle doktor ve işçilerin koruyucu sağlık çalışmasını birleştirmeye çalışıyoruz. Bazı militanlarımız bu grupla görüşüyor ve genel olarak sağlığı geliştirmek için bizim çabalarımızın birleşmesini öneriyorlar.
2) Bütün Yerleşimlerin Sağlık Merkezi Yoktur
Bütün yerleşimler sağlık merkezlerine sahip değildir, fakat en azından bunlardan ikisinin olacaktır. Doktor, her iki günde bir, yerleşimlerde üç yere gelir. Civardaki ailelere bakar. Doktorun küçük çiftçilerin yanı sıra bizim yerleşimcileri de gördüğü küçük çiftçiler bölgesinin civarına yakın bir başka sağlık merkezi daha vardır. İlginç olan kısım bizim önerimizin küçük çiftçilerle de tartışılıyor olmasıdır.
3) Alternatif Tıp
Yerleşim içerisinde alternatif ilaç için bir eczanemiz ve tıbbi bahçemiz var ve bazı militanlarımız nasıl ilaç hazırlanacağını bilir. Doktor bizim sağlık önerimizi beğendi ve bu önemlidir. Onunla konuşuyoruz böylece o da yerleşimde yaptığımız ilaca reçete yazabiliyor.
IV. “CONQUISTA DA FRONTEIRA” YERLEŞİMİ
Aşağıdaki ifadeyi Marta Harnecker’e 8 Mayıs 2001’de Chapeco’daki bir röportaj esnasında, Ulusal MST Önderliği’nden Irma Bruneto verdi. Irma 1984 sonunda ve 1985’de Santa Catarina’daki ilk toprak işgallerine katıldı. Bundan önce Kırsal Toprak Komisyonu, Çiftçi Kadınlar Hareketindeydi ve buradan MST’ye katıldı. Başından beri hareketin örgütçülerinden biriydi. Ulusal Önderlik üyesi olmadan önce üç yıl eyalet hükümetinin bir üyesiydi.
1. İLK ADIMLAR
1) Ronda Alta’dan Esinlenme
Santa Catarina Eyaletinin batısında bir belediye olan Abelardo Luz’da, Mayıs 1985’de, bir işgal hazırlamaya karar verdik, ancak buna girişmeden önce Ronra Alta, Rio Grande do Sul’da bulunan yoldaşları ziyaret etmeye karar verdik. İşleri nasıl yapacağımızı bilmiyorduk. Oraya bunları öğrenmeye gittik. Onlar buraya önceden yerleşmişti ve on aileden oluşan gruplarda kolektif bir tarzda örgütlüydüler. Bu örnek izim üzerimizde büyük bir etki yarattı: işgali gerçekleştirmeden önce onları örnek almaya karar verdik.
Katolik Kilisesi Genç Piskoposları’ndan dokuz genç insandan oluşan bir grup Abelardo Luz’da kamp yaptı ve bugüne kadar birlikte kaldık. Bizim gruplarımız başka insanlar tarafından ziyaret edildi. Nasıl konuştuğumuzu, nasıl yaşadığımızı gördüler ve bize yaklaşmaya başladılar.
Ve, üç yıl sonra, Haziran 1988’de, Dionísio Cerqueiro’da toprak edinme imkânı olduğunda, kolektif bir şekilde çalışmaya karar veren aileleri çoktan seçmiştik. Arjantin sınırına yakın olan bu uzak yere gitmeyi kabul ettik, çünkü bu iyi bir topraktı.
En son yerleştirilecek olan bizdik, ancak kampta geçirdiğimiz bu uzun zaman süresi birbirimizi daha iyi tanımamıza, kolektif bir tarzda çalışmaya kimin hazır olduğunu ve olmadığını bilmemize yardımcı oldu ve yeni yaşamımızla yüz yüze gelmek için daha iyi hazırlanmamızı ve çalışma komisyonlarımızı yaratmamızı sağladı.
2) Küçük Gruplardan Tek Büyük Bir Gruba
Oraya vardığımızda kafamızda, Ronda Alta’da görmüş olduğumuz gibi, on aileyi kapsayan küçük gruplar yaratmak vardı. İlk yaptığımız şey toprağı tetkik etmek oldu. Dağları, ovaları, çok değerli bir ağaç olan araucarialı3 toprağı vardı.
Bu ziyaretten geri döndüğümüzde engebeli topografyasından ötürü bu toprağı ailelere nasıl dağıtacağımızı konuşmaya başladık. Diğerleri kötü toprak alırken bazı ailelere daha iyi toprak mı sağlamalıydık? Bazısına alt yapı sağlarken, diğerlerine yapmayalım mı? Neden bazı aileler kayrılmalı da, diğerleri değil? Engebeli topografya ve toprağın doğal kaynakları bize bu küçük gruplardan oluşan işbirliği planını bozdurdu ve daha sonra Abelardo Luz kampından 35 aileyi tek bir grupta birleştirmeye karar verdik.
3) Bir Belediye 25 Aileyi Daha Dahil Eder
Daha sonra Dionísio Cerqueira Belediyesinden mücadeleye katılmamış 25 aile daha üye oldu, ancak bunun nedeni belediye başkanının baskı sarf etmesiydi. Bu bizim ilk kavgalarımızdan biri oldu. Bundan kaçınamadık, fakat belediye başkanı ve kolektif çalışmanın önemli olduğunda hem fikir olan ilerici bir INCRA yöneticisiyle görüşmek zorunda kaldık.
Ailelerin seçilmesine bile yardımcı olduk çünkü belediyenin Tarım Konseyinin üyeleri olduk. Ne çeşit ailenin yerleştirilmesi gerektiğine karar vermede yardımcı olmak için çağrılıyorduk. Koşulumuz ailelerin kolektif çalışmayı kabul etmesiydi. Tarım reformu ya da bizim hareket hakkında hiçbir şey duymamış insanlar için bunun ne anlama geldiğini iyi tahmin edebilirsiniz. Bu 13 yıl önceydi!
Bu köylülere yaklaşmaya, mücadelemiz hakkında onlarla konuşmaya ve kendi gruplarını oluşturduklarında onları desteklemeye karar verdik. Planımız için onları ikna etmeye çalıştık çünkü başarının büyük ölçüde sürece katacaklarına dayandığını biliyorduk. Eğer şahsi çalışmaya başlasalardı, bu bizim için bir tehlikeydi, çünkü eğer böyle bir şey olsaydı, her biri kendi toprak parçasını isteyecekti.
Dolayısıyla toprağın bölünmesinde hayali bir sınır saptadık ve bazılarımızın bir tarafta ve diğerlerinin başka tarafta çalışmasına karar verdik. Alt yapıyı da bölüştürdük. Bu grupla ne olup bitebileceğinden hiç emin değildik. Zorlukların üstesinden gelemeyeceğini düşündük. Sadece çabucak bir toprak parçası elde etmek için kolektif çalışma önerisini kabul eden bu ailelerden bazısının ayrılmaya başladığı doğrudur. İlk 25 ailenin sadece 12’si kalmaya devam etti. Bizim grubumuzda da ayrılan bazı aileler vardı. Ancak bu her zaman olur.
4) İlk Yıllardaki Zorluklar
Başlangıçta, ilk üç yıl boyunca, çok zor bir dönemden geçtik, kamptaki o üç yıldan bile daha zordu. Hiçbir zaman aç kalmamamıza rağmen, bazen yiyeceğe bile ihtiyaç duyduk. Toprak çok sıkıydı, sadece sığır yetiştirme için kullanıldı. 35 aile için yalnızca bir çift öküzümüz vardı. Tohum ekmek için koşullar uygun değildi ve hiç kredimiz yoktu, bununla birlikte ihtiyacımız olan süt; toprak korunabilsin ve üretmeye başlayabilsin diye gübre; ve bir traktörü temin etmek için 11 inek satın alacak kredi bize verilene kadar borç aldık. Bu ilk yıllar boyunca yiyeceği temin etmek için çalıştık. O zamanlar, her iki grupta otonomdu.
5) Bir Kır Köyü Kurulmaz
Evlerimizi gruplara ayırma tarzımız tipik bir kır köyü gibi değildir; ailelerin kendi evlerini coğrafi bir alanda inşa etmelerini kararlaştırdık. Her biri kendi evini kurmak istediği yeri seçti, bazısı birbirine yakınken diğerleri uzaktaydı, ancak her zaman belirli bir sınır içerisindeydiler. Okul, ana okul, buzdolabının yanı sıra yerleşimin ortasında topluluk merkezi vardı. Ve biraz uzak bir noktada iki grup ev vardı. Bunlardan hiçbiri diğerine beş dakika mesafeden daha fazla değildi.
Biz kamptan gelen aileler olarak evlerimizi inşa etmek için ihtiyaç duyduğumuz odunu beraberimizde getirdiğimiz için şanslıydık. Ormanda kamp yapıyorduk ve yolları yapmak için birçok ağacı kesmek zorunda kaldık. Orman yok olacağından, ağaç kesmek ve kampın her aile üyesine iki metre küp vermek için INCRA’nın onayını aldık. Bu odunu 500 kilometreden fazla götürmek zorundaydık ve onu karşılıklı yardım sistemini kullanarak –çok istisnai bir durum- kendi evlerimizi inşa etmekte kullandık. Bu imkâna sahip olduğumuzdan, çiftliğin hizmetlerini terk ettik: belediye bölgesinden gelen 25 aile için evler, çadır, ahır. Yöneticinin evi çok büyüktü; oraya dört aileyi yerleştirdik.
2. YERLEŞİMLERİN ÖRGÜTLENMESİ
1) Aile Grupları
En başından itibaren, 35 aile tabanda gruplar oluşturdu ve ilk tartışmalarımızı gerçekleştirdiğimiz yer burasıydı ve daha sonra fikirleri ve inisiyatifleri hayata geçirdik. Aile gruplarıxviii her zaman yerleşimimizin örgütlenmesi için bel kemiği olmuştur. Bütün iş ilk önce bu gruplarda tartışılacaktır. Eğer onları mücadele için seferber etmek zorunda kalırsak, kaç insanın gideceği kararını verdiğimiz yer bu gruplardır; eğer ziyaretçilerimiz varsa, öğle yemeği ve kalınacak yer için gruplara ayrıştırılırlar. Gruplarımızda önerileri değerlendirir ve sonuç alıcı eylemleri yönlendiririz.
Çoğu yerde olup bitenler burada olmaz: aile gruplarının birbirlerinden uzakta yaşadıkları için yerleşime vardıktan sonra kaybolmaları gibi. 1990’da MST’de militan bir çekirdek oluşturma fikri hakimdi. Asıl amaçları faaliyetler için pratik tavsiyeler vermeden önce belirli tartışmaların detayına inmek ve çalışmaktı. Kendi örgütlü aile gruplarımız önceden bulunduğundan, yukarıda militan bir çekirdek yaratmayı kabul etmedik. Eğer bazıları militan olur ve diğerleri olmazsa, elbirliğiyle nasıl çalışacaktık? Bize göre, militan çekirdeğin görevlerini yerine getirmesi için önerilen mekân, yerleşimin koordinasyon toplantıları ve bütün yerleşimcilerle durumu değerlendirdiğimiz ve özel meseleleri incelediğimiz topluluklardı.
Gruplarımız her 15 günde bir toplandı ve bu toplantıların her zaman bir çalışma gündemi ve tartışılmak üzere konuları oldu. İşler daha kolaydı çünkü aileler birbirine bitişik yaşıyordu. Eyaletimizde bir defa 350 aileden oluşan grubumuz oldu.
2) Yapı
Yerleşim için beş ile dokuz insandan oluşan bir koordinasyon ya da liderlik yarattık. Daha sonra, yeni görevler ortaya çıkmaya devam ettiği için, özel birimler yaratmaya başladık ve sadece daha genel durumlar liderlere ulaştı. Bu nedenle tartışma için gruplarımız, politik ve sosyal koordinasyon ve ekonomik koordinasyon komisyonlarımız oldu. Daha derin bir analizi gerektiren çok şiddetli tartışma konularını değerlendirdiğimizde, her iki koordinasyona da katılırız. Bir ara, sadece bir birimdeki sosyal, ekonomik ve politik sorunlar üzerine çalıştık. Başlangıçta birçok komisyon -çalışma, planlama ve eğitim vb.- kurduk.
Her şeyde daima çok esnek olduk. Komisyonların -bazısını dahil etmeyerek, başkalarını yaratarak- sayısını arttırarak geliştirmeye ve değişiklik yapmaya devam ettik; hiçbir zaman katı olmadık.
3) Yönetmelikler
İç tüzüklerimizi kaleme almamız gerektiğinde, Ronda Alta’nın tüzüğünü örnek almaya çalıştık, ancak bizim gerçekliğimiz çok daha karmaşıktı dolayısıyla düzenlenecek çok daha fazla şeyimiz vardı. Daha sonra kuralları kendi ihtiyaçlarımıza dayanarak kaleme almaya karar verdik. Bu göreve iki ya da üç insanı koyduk. Bir aya ihtiyaçları vardı, daha sonra değerlendirmek için tasarıyı gruplara sunduk ve bundan sonra, onu meclise sunduk. Yönetmelikler kamptan gelen 35 aile içindi. Belediye bölgesinden gelenler kendilerininkini tasarladı, ve mantıklı olarak bunun için daha fazla zamana ihtiyaç duydular.
4) Serbest Kadrolar
Yerleşimden önce bazı insanları serbest bıraktık böylece hareket içerisinde çalışabildiler; şimdi Mato Grosso’da olan bir yoldaşın durumu buna örnektir. Bizimle kamp yaptı, buraya yerleştirilmişti ve kooperatifin bir üyesidir, ancak hemen hemen bizim yerleştiğimiz zamanda bir başka eyalette çalışmak için taşındı.
İlkin sadece üçümüz serbesttik; şimdi 60 ailesi olan bütün yerleşimde dokuz kişiyiz. Aşırı sayıdan ötürü protesto ettiğimiz zamanlarda bile, serbest kadroların önemine dair hiçbir şüphemiz yoktu.
Önceleri, yerleşimin iç çalışması doğrultusunda Hareket için serbest bırakılan kadroların katkıları daha yoğundu, çünkü bütün grubu birleştirmemiz gerekiyordu. Örneğin ben zamanımı kooperatif ve dışarıdaki iş arasında bölmeye çalıştım. Artık yerleşim gittikçe daha az bana gerek duyuyor.
5) MST’ye Destek Payı
1986’da PROCERA’yı elde ettiğimizde, Hareket bu kredinin bir miktarının örgütü desteklemek için verilmesi gerektiğine karar verdi. Eğer kişi kredi olarak 1000 reyal alırsa, 40 reyalı örgüte yardım etmeyi taahhüt edecekti. Bütün eyaletlerde aynı oranlar yoktu; bazısı %3 katkıda bulunur, başkaları %5 katkıda bulunur. Her eyalet kotayı kendi bölgesinin gerçekliğine göre belirler. Buna herkes uymaz. Birçok insan MST’ye toprak zapt etmek için katıldı ve bir kez onu elde ettiklerinde, onunla ilgili hiçbir şey yapmak istemediler. Ben katıldığımda, örneğin, bu benim tek amacımdı: toprak. Daha sonra fikrim değişmeye başladı, ancak bu herkeste olmadı. Her kredinin %4’ünü teslim etme meselesi yerleşimimizin meclisinde kabul edilen kolektif bir karardır. Herkes tarafından kabul edilmese bile, eğer çoğunluk ödemeyi kararlaştırırsa, Harekette kalabilmek için ödenmesi gerekir. Eğer biri kabul etmiyorsa ayrılmalıdır. Bu önlem medyanın bize karşı kampanyasında kullanıldı; köylüleri ödeme yapmaya zorladığımızı söylediler.
3. Birleşme Süreci
1) Gereksinimler Bizi Sıçrattı
Yerleşimimizi meydana getiren iki grubun birleşmesi yavaş yavaş oldu. Başlangıçta, her iki grubun kendi koordinatörleri vardı. Ayda bir toplandık ve birbirimize yardım ederek deneyimlerimizi mübadele ettik. Okul gibi topluluğun bazı yerlerinde beraber çalışmaya başladık. Daha sonra bizzat gereksinimler bizi sıçrattı.
2) Dayanışmacı Davranışlarla Geliştirilen Bir Süreç
Diğer grup gayri resmi bir grup olarak kalırken biz 1990’da bir kooperatif oluşturmaya karar verdik. Birleşmenin elverişliliği üzerine düşünmüş olmamıza karşın, şartlar yine de olgunlaşmamıştı ve süreci zorlamak için elverişli değildi. Ama yine de, ortak olmasalar bile, kooperatif aracılığıyla kazanılan bütün yardım paralarının her iki grup arasında eşit bir temelde dağıtılmasına karar verdik. Bu çok önemliydi, çünkü eğer biz yardım parası alırken onlar almasaydı, farklılıklar olacaktı ve biz bunu istemedik.
Ertesi yıl, gelecekte birleşme olasılığı üzerine eğilmek için bir ay süresince ders aldık. Birleşmemizin sembolü olarak bir ağaç bile diktik. Çok dikkate değer bir süreçti!
Daha sonra birleşmeye başlayabileceğimiz koşulları tartışmaya başladık. Üretimler arasında en kolayı olan arı yetiştiriciliğiyle başladık; daha sonra yapılar, barakalar, depolar, toprağın bir kısmı ve en son sığır yetiştiriciliğiyle devam ettik. Basitten daha karmaşığa yöneldik. Bir yıl bir şeyi birleştirdik; ertesi yıl bir başkasını. 1995’de diğer grup en sonunda ortak olarak kooperatife katıldı. Tek bir genel önderlik ve tek bir koordinasyon oluşturduk ve herkes çalışma komisyonlarına katıldı. Örneğin, tarladan sorumlu olan grupta, buradan ve oradan insanlar vardı. Bütün bu yıllar boyunca gerçekleştirilen işi mahvetmemek için çok teferruatlı, yavaş, adım adım bir süreç oldu.
Birleşme sürecine en çok katkıda bulunan diğer grupla olan tutumumuzdu. Boş yerleri bizim yerleşimlerden insanlarla doldurmak istediğimiz için ilk etapta onları reddettikten sonra, yerleşimimizle kaynaşmaları sona erdiğinde, tutumuzu değiştirmeye ve onları kabul etmeye, Hareketimize çekmeye ve kaynaşmalarına yardım etmeye karar verdikxix.
Bu birleşmede, sürecin yavaş yavaş olgunlaşacağını umarak ve herhangi bir baskıdan kaçınarak çok yavaş bir şekilde yol almaya çalıştık. Bizi ziyarete gelen ve iki grup olduğunu gören birçok insan onları birleştirmemiz gerektiğinde ısrar etti; birleşmeden önce neyi beklediğimizi anlamadılar. Bu süreç sırasında birçok eleştiri aldık. İlk başta, sadece bazı faaliyetleri birleştirdiğimizde ortak etkinliklerden çok her grubun faaliyetine öncelik verme eğilimindeydik. Bu her şeyi birleştirmemiz gerektiğinin, aksi takdirde geriye düşme riskine gireceğimizin farkına varmaya başladığımız zamandı. Bugün birliğimiz hiçbir zaman ayrı bir şekilde çalışmamışız gibi görünmektedir.
4. ÜRETİM
1) İlk Planlamamız
Grubumuz birçok cesaret, birçok çabayla yaratıldı; öykünecek hiçbir örneğimiz yoktu. İlk planlamamızı yapışımızın çok güç olduğunu hatırlıyorum çünkü bizim grubumuz Hareket içerisindeki diğer deneyimlere oranla çok büyüktü. Bazı tarım bilimcilerin gelmelerini ve bize yardım etmelerini istedik fakat onlar bizim gerçekleştirdiğimizden daha azını biliyordu. Çözüm bulma vakti geldiğinde, her şeyi kendi fikrimize göre yapmak zorunda kaldık, hiç kimse bizim için karar veremezdi.
Bizim ihtiyaçlarımızla ilgili olarak, patates, soğanı ne kadar ekmemiz gerektiğini dikkatle gözden geçirmeye çalıştık. Bunu hiç yapmadığımız için, biz doğru rakamları tutturana kadar ekim çok yavaş oldu: bazen ihtiyaç duyduğumuzdan daha fazla ürettik, bazı üründe ihtiyaç duyduğumuza erişemedik. 12 yıldır bu işteyiz, ve sadece üç yıl önce hayatta kalmak için ihtiyaçlarımıza göre üretmeye başladık. Bugün her ailenin ne tükettiğini biliyoruz.
Önceleri, esas olarak iki şeyi pazarladık: Paraguay çayı (mate) ve fasulyeler. Bize önemli geliri sağlayan 10.000 Paraguay çayı bitkisine sahiptik ve aşağı yukarı 300 ton ürettik. Tahıl ürettik ancak bu sadece kendimiz içindi, onu nadiren sattık.
2) Sekiz Yıllık Planlama
Daha sonraları sekiz yıl için planlama yaptık. İlerlememizi ve ne kadar yol alabileceğimizi dikkatle gözden geçirdik ve bunu yerine getirdik. Yerleşimimizde yiyecek, hayatta kalma her zaman önce gelir. Planlamayla istediğimiz şey insanların iyi bir yaşam edinmesi, iyi beslenmesi ve bunun gibi şeylerdi. Ancak insanların yiyeceğin yanı sıra başka gereksinimleri olur ve onları karşılamaya çalışmalısınız. Bu onları memnun etmek için daha fazla gelir yaratmanın yollarını aramaya başladığımız süreçti. Epey zaman sonra, üretim çizgimizi açıkladık. Bugün tavuk, süt, balık ve Paraguay çayı gibi daha çok gelir elde ettiğimiz bu alanlarda daha fazla yatırım yapıyoruz.
3) Tavuk Üretimi
a) Başlangıçta küçük bir girişim
Tavuk tarımsal-sanayi üretimine sahibiz; bu kooperatifimizi oluşturduğumuzda başladı. Küçük bir deneme ile yola çıktık. 8’e 12 metre bir bina için proje hazırladık. Başlangıçtaki fikir yiyecek bir şeyler edinmek ve arta kalan ürünü satmaktı. 1000 tavuk üretebilir, 500 tüketir ve başka pek çok tavuk satın almak için geri kalanı satabilirdik. Bu yapı daha sonra geri ödediğimiz bir krediyi finanse etti. Daha sonra artan miktarı kentte satmaya başladık ve her zaman çok iyi kabul gördü. Tavuklarımızı kimin satacağı üzerine kavga edildi. Tavukları pazarlamayı yasallaştırmadan, yönetmeliklere uymadan yıllarca sattık. Şimdi her şey yasaldır.
b) Gıda
Tavuklar tahıllarımızın ve soya fasulyemizin bir karışımını yer, bununla birlikte karışımı hazırlamak için bazı bileşenlerin alımına bağlı kalırız. Aynı zamanda civciv satın almalıyız ve bu bizi bağımlı kılar. Ve ilaç, vitaminler almak zorundayız. Bizim tavuklarımız daha kalitelidir, daha ağırdır; diğer tarımsal-sanayilerin onları sadece 40 gün yetiştirmesine karşın, biz yaklaşık olarak iki ay yetiştiririz. Son sekiz ya da on yıldır bu üretimin içinde bulunuyoruz.
c) Pazarlama
İlk önceleri tavuğu satın almak için yerleşime geldiler ancak daha sonra, herhangi bir ürün adı olmadan, sadece paketle tavukları pazara götürmeye başladık. Ve Arjantin’den insanlar onları satın almaya geldi; onlar bu yüksek kalite ürüne en büyük talebimizi teşkil ediyordu. Günümüzde bu önemli bir faaliyettir; günde 7000 tavuk için soğutmamız var. Şu ana kadar bu kapasitenin %15’ini kullanıyoruz. Beş yıl içersinde 52 tavuk üretim yapısına gereksinim duyacağız. Bugün sadece 12 tane var; 40 taneye daha ihtiyacımız var.
Soğuk-depolama makinesi çalıştıracak iş gücüne (yerleşik aileler) sahibiz: ancak yeterince ham madde ya da tavuk yetiştirmek için ihtiyaç duyduğumuz bu 40 binayı inşa edecek koşullara sahip değiliz. Bunu bütünleşme yoluyla çözmeyi düşünüyoruz: dışardan bir çiftçiden tavuklar satın almak ve onları bizzat kesmek gibi. Ancak bu, başka şeylerin yanı sıra, bizim çiftçinin tavuklarını yetiştireceği koşulları yaratmamız gerektiği anlamına gelir: Tavukların yediği karışımı üretmeli ve ona teknik yardım vermeliyiz. Bu çok büyük bir güçlüktür zira bu çok karmaşık bir faaliyettir, bununla birlikte kâr getirir. En önemli gelirlerimiz tavuklardan elde edilir.
d) Krediler ihtiyaçlarımızdan daha fazla teknoloji tarzı gerektirir
Bu kadar büyük bir soğuk-depolama makinesine ihtiyaç duymadığımızın gayet farkındaydık, ancak piyasaya girebilmek için en azından yasa bunu gerektirir. Bu büyük tarımsal-sanayilere faydalı olacak bir yöntemdir. Küçük olanların hiçbir imkânı yoktur. Federal onay alabilmek – CIF- ve bizim doğal pazarımız olan Parana ve Arjantin’de satmak için en azından bunu edinmemiz gereklidir.
Kredi PROCERA tarafından verildi.xx Soğuk-depolama makinesini kurmamız için limitin çok az üzerine çıkmamıza müsaade ettiler. Bu bize aşağı yukarı 300.000 reyale mâl oldu. Bu yıl, bize üçüncü kredinin verilişinin ardından, onu geri ödemeye başlamalıyız. Eğer borçlarımızı ödemezsek, bize bir daha hiç kredi verilmez. MST bütün borçların üstesinden gelmeye çalışıyor, ancak eğer başarısız olursa aylık ödemeler için parayı soğuk-depolama makinesinin kazancından almak zorunda kalırız.
4) Kooperatif
Kooperatifimiz hükümete çok borçludur. Borçlar birkaç yıllıktır, çoktan ertelenmişlerdir. Gelirimiz yaşamımızı sürdürmek için yeterlidir, fakat şu ana kadar borcu ödeyecek para rezervini toplayamadık. Bu bütün kooperatiflerin, sadece bizim değil, en büyük güçlüklerinden biridir ve bu tarımdaki krizle ilişkilidir, çünkü günümüzde örneğin tahıl, fasulye vb. ürünlerin çok düşük fiyatı var ve onların satışından elde ettiğimiz kazanç yeterli değildir.
Kooperatiflerin ailelerin kişisel ihtiyacının yanı sıra bir dizi sosyal ihtiyacı da karşıladığını hatırlatmalıyız. Kooperatifimizin orta dereceli okula kadar ki çocuklar için bütün okul malzemesini temin etmesi bunun bir örneğidirxxi; taşıt ve sağlık vb. giderleri de karşılar.
Öte yandan, bir üye ciddi bir şekilde hasta olduğunda, kooperatif giderlerin bir kısmını öder. Sosyal güvencemiz yoktur, ancak bazı ölçütlerimiz vardır: eğer kişinin hafif bir hastalığı varsa –diş ağrısı, baş ağrısı, ishal- o günkü ücretini kaybeder. Ancak hastalığı ciddiyse, eğer hastaneye yatırılması gerekiyorsa, doktor tarafından mazur görülen çalışma günleri kendisi çalışmış gibi ödenir.
Kooperatif ilaçların ödemesine de yardımcı olur. Bir kişi sürekli tedavi olmak zorunda kaldığında, -örneğin, yüksek tansiyon- kooperatif ilacın yarı fiyatını öder.
Küba’daki CPA’dan esinlenen kooperatif halihazırda sahip olduğumuz şeye yasal bir hüviyet kazandırdı: Kolektif çalışma grubu. Sadece yasal kısım değişti. Gayri resmi bir grup olarak kalsaydık elde edeceğimizden çok daha fazla işi gerektiriyordu, ancak aynı zamanda bize sermaye ve yatırımlara göre daha fazla güvenlik sağladı. Zira geçmişte, sermaye, traktörler iki ya da üç kişinin adına kayıtlıydı ve aynısı banka hesapları, hükümet tarafından dağıtılan -köylünün vergisini ödemesi için ihtiyaç duyduğu- ürünlerin ödeme listeleri için de geçerliydi. Ve bu çok büyük bir risktir, çünkü bir gün bu insanlar tutumlarını değiştirebilir ve bütün topluluğa zarar verebilirler.
Bu yöntem yasal bir bakış açısından daha fazla güvenlik sağladı: Şu anda ortak mülk kooperatif adınadır ve eğer biri ayrılmaya karar verirse geri kalan insanlara zarar veremeyecektir. Bu bir avantajdır. Bir başka görüş muhasebe şartları ve başka birçok şeyden ötürü örgütümüzü geliştirmeye zorlandığımızdı. Önderliğimizin mantığı olan kooperatifin yaratılmasıyla değişmedik. Yönetsel bir bakış açısından daha birçok gereksinim olması dezavantajdır, bürokrasi büyür ve yasal ayrılıklar olur.
5) Bürokratikleşme
Kooperatifin uyması gereken yasalar vardır: “bunu yapabilirsin, şunu yapamazsın” ve bu her nasılsa liderlerimizi bürokrat yaptı. Birçok kitle liderinin kooperatiflerdeki işi zamanını tamamen alır ve başka şeyler için geriye çok zamanı kalmaz. Somut bir ihtiyaç var, birileri buna yanıt bulmalıdır. Bu görev için başka türlü bir kadro bulmalıyız.
Birçok insan kooperatiflerin Hareketi bürokratikleştirdiğini düşünüyor. Bunun kullanılan yöntemler, planlamanın gerçekleştirilme tarzı ve bunun gibi şeylerle çok ilgili olduğunu düşünüyorum.
Bizim örneğimizde, bugün açıktır ki, kooperatifin kurulmasından sonra, yasa uyarınca yapılacak çok daha fazla bürokratik işimiz oldu, fakat aynı zamanda bu yasal şartlar örgütümüzü geliştirmemizi zorluyor. Ve bütün bu şartlara rağmen, sorunlarımız oldu; daha fazla denetim ve bir dizi başka şeylere ihtiyacımız var.
6) Ticaret Kooperatifleri
Ticaret kooperatifleri yarattığımızda işlerin çok daha fazla değişeceğine inanıyorum. Bölgede birçok yerleşim vardı, ancak hiçbiri, bizimkiler dışında, kolektif bir tarzda üretmedi. Bunun üzerine kooperatif için bunları birleştirecek bir başka formül arama ihtiyacı hissettik, bunun sonucunda Bölgesel Ticaret Kooperatifi fikrini öne sürdük. Bunun sayesinde süt üretimindeki kooperatiflerle bu deneyimi geliştirmeye başladık. Bölgede süt ve peynir sanayisi için üç küçük ünite inşa ettik, ve sonradan, 20 Temmuz 1996’da, San Miguel do Oeste-Santa Catarina kooperatifini oluşturduk. Çoğu yerde, ilk önce kooperatif kuruldu ve daha sonra sermayeleri, üretimleri örgütlendi. Kooperatif burada farklıydı. Bölgesel kooperatif yarattığınızda sanayide önemli bir adım atıyorsunuzdur. Günümüzde hem yerleşimciler hem de küçük çiftçiler için daha büyük yatırımları gerektiren uzun ömürlü süt vardır.
Sütü bizim yerimizden aşağı yukarı 60 kilometre uzaktaki bir başka belediye bölgesindeki fabrikaya yollayan bu kooperatife satarız. Ürünün adı Terra Viva’dır4 ve bütün eyaletin dört bir yanına dağıtılmaktadır. Fabrika bölgedeki diğer yerleşimlerin –13 tane vardır, yaklaşık olarak 500 ailedir- ve küçük çiftçilerin sütünün yanı sıra bizim sütümüzü de işler.
7) Tarım Toksikleri
Su ve bunun gibi şeyleri pisletmemek konusunda her zaman kaygılıyızdır. Başlangıçta çok hoş bir değerlendirmemiz vardı ve asla zehir kullanmamamız gerektiği, suları, ormanları korumamız gerektiği sonucuna varmıştık, ancak tütün dikmeye karar verdiğimizde –tahıl ve fasulyelerin fiyatı gerçekten düştüğü için- her şey unutuldu. Bu 1991’de oldu. Ekonomik bir sorunu çözmek zorundaydık. O zamanlar tarımsal-sanayimiz yoktu, süt için henüz sığır sahibi değildik. O zamanlar çok kazanç sağlayan tütün, para kazanmak için acil sorunumuzu çözdü.
Bu nedenle tütün üretmeye karar verdik ve zehir kullanmaya başladık. Daha sonra tütün üretmeyi bıraktık, ancak tarım için üretimimizin geri kalanında toksikler kullanmaya devam ettik. Bu çok çetrefil bir meseledir. Alternatifler arıyoruz, ama halen zehir kullanıyoruz ve şu ana kadar durabilmiş değiliz. Bu bizim en büyük çelişkimizdir.
Onların zararlı olduğunu bilsek bile, onları kullanıyoruz çünkü daha pratiktir. Daha emniyetli ya da daha ekonomik değildir, fakat iş gücünden epey tasarruf eder. Toprağı temizlemek yerine, örneğin, her şeyi kurutan zehirle dezenfekte ediyoruz, bu nedenle toprağı çapalamak gereksizdir; daha sonra ekim yapar; yabani otun büyümesini engellemek için bir başka ürünle dezenfekte ederiz. İnsanlar bundan sonra kendilerini başka faaliyetlere adayabilir; bu iş için o kadar çok insana ihtiyaç duymazsınız.
Ekonomik nedenlerden ötürü bütün bir projeyi mahvettik. Ancak en kötüsü bunun da ekonomik sorunlarımızı çözmemesiydi. Bu kooperatif hayatımız boyunca yaptığımız en büyük hataydı. İnşa etmemiz gereken bütün bir yapıdan ötürü borçlu olduğumuz için hiçbir gelir sağlamadı ve tütün bize umulan sonuçları vermedi. Çılgına döndük ve toprağı çılgına döndürdük, çünkü zehirler çok güçlüydü. Halen borçlarımız var. Bu hata için çok yüksek bir bedel ödemek zorunda kaldık.
Tarımda toksiklere ilişkin sorununun bilincindeyiz, ne var ki onları kullanmaya son vermek kolay olmayacaktır. Onlardan bir gecede tamamen kurtulamayız. Organik gübreler kullanmak için, örneğin, dört ya da beş yıla ihtiyacınız vardır. Onlar olmadan çalışabilene kadar yavaş yavaş ilerlemek zorunda kalacağız, ama bunun mümkün olduğuna inanıyoruz ve elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.
5. OKUL
1) En Başından İtibaren Okula Yönelik İlgi
Haziran 1988’de yerleştik ve o andan itibaren bir okul sahibi olmak için mücadeleye başladık. Okul 1989’da işlemeye başladı. Ve bundan sonra tarım reformunu destekleyen ve MST’nin planı üzerine çalışmak isteyen öğretmenler aradık. Bu özelliklerde hiç kimse yoktu. En sonunda Hareket hakkında hiçbir bilgisi olmayan fakat arzulu, açık ve öğrenmek isteyen bir kadın öğretmen bulduk. Bugün kendisi Toprak Eğitimi olarak adlandırılan ilk gruba bağlı Ijui fakültesindedir ve kooperatifin aktif bir üyesidir. Sonradan bir başka öğretmen aldık. Böylece şimdi iki öğretmenimiz var. Okulumuz en başından itibaren Paulo Freire’nin yöntemiyle çalıştı ve ulusal bir başvuru kaynağı oldu.
Öğrenciler dördüncü grubaxxii kadar kooperatifte çalışır, daha sonra 20 kilometre uzakta bir başka okula devam eder. Bu nedenle ortaokula 35 kilometre uzaktaki kentte gitmek zorundadırlar.xxiii Ya da Veranopolis’de veya bir başka yerde çalışırlar. Ve bütün bunun cezası kooperatif tarafından çekilir: okul malzemesi ve ulaşım aracından belediye başkanı sorumlu olmasına rağmen, bazen kaynakları yoktur ve onu biz karşılarız çünkü bu kooperatifin sorumluluğudur.
2) Okul: Bir Kooperatif Daha
Okulda, çocuklar yetişkinler gibi örgütlenir: toplantılar yaparlar, çalışma grupları ve komisyonları vardır. Bu Kooperatif Okulu olarak adlandırılır.xxiv
3) Anaokulları ya da CIRANDAS
Başlangıçta kadınlar çalışmadı. Grubumuz, çoğunluğu genç erkekler, 18 bekâr ve 17 evli erkekten oluşuyordu ve eğer kadınlar da çalışırsa zarar edeceklerini düşündüler çünkü kadınlara çalışmaları için ödemek zorunda kalacaklardı.
İkinci yılımız sırasında kadınlar çalışmaya başladı ve bunun üzerine çocukların bakımı konusunda rotasyon fikri doğdu. Bundan sonra, bu üç grup tek bir ciranda’da birleşti.xxv
4) Genç İnsanlar Toprağı İşlemek İstemez
Genç insanların sorunu çok farklıdır. Yerleşimlerdeki okullarımızı bıraktıklarında ve çalışmalarına devam etmek için kentlere gittiklerinde –o vakitler 10 ya da 11 yaşlarındadırlar- başka etkilerin, çoğunlukla tüketici davranışları, tesiri altında kalmaya başlarlar. Burada herkesin bir televizyonu olsa bile, bir şeyi ekranda görmek kentte insanlarla beraber yaşamakla bir değildir. Moda ve bunun gibi şeyler hayatlarına girer. Ne korkunç bir şey! Başka şeyler hakkında hayal kurmaya başlarlar ve başka etkilere maruz kalırlar. Ve ortaokula devam ettiklerinde, bu etki çok daha güçlüdür.
Genç insanların çok büyük bir çoğunluğu, özellikle genç kızlar, kırsal bölgede çalışmaktan hoşlanmaz; kentlerde ev işlerine bağlı olmayı tercih ederler. Bu kızlar açısından, güneşin altında toprağı çapalayarak, ekerek çalışmak bir cezadır; bu işin değerli olduğunu düşünmezler. Bu kızların çok azı kırsal bölgede kalır. Örneğin bazıları ITERRA’da hareketin okullarındadır, bazısı militanlarla evlidir, ama genellikle eğitimleri için kooperatifin çabalarını takdir etmezler. İncelemelerini bitirir ve giderler. Bu daha yaşlı olan bizler açısından çok hüsran vericidir. Genç erkekler bunu biraz daha farklı bir şekilde, biraz daha iyi anlar. Yüzde ellisi kooperatifte kalmayı planlamaz. Gerekçelerinden biri burada kooperatifte, bizimkilerden farklı olan, düşlerine göre yeterince kazanmıyorlar; tüketmek, eğlenmek, dışarı gitmek ve bunun gibi şeyler istiyorlar. En büyük endişelerimizden biri genç insanlara ilişkin olan bu meseledir.
Hareket işgaller için birçok genç insanı seferber eder, fakat yerleşimcilerin çocuklarında aynı şevk bulunmaz. Tarımın içinden geçtiği kritik durum genç insanların kırsal bölgenin dışına atılmasıdır ve biz bundan kaçınamadık. Onlar için kamplara gitmek bir seçenek olacaktır, fakat ilginç bir şey olur: Bu deneyimden geçmiş olan kendi aileleri çocuklarının oraya gitmesini istemez.
5) Eğlence: Verimli bir Hizmet
Verimli bir hizmet olduğunu düşündüğümüz eğitim, sağlık, spor ve eğlenceyle ilgili hizmetlere her zaman öncelik veririz. Kooperatif insanlara tarlada çalışmışlar gibi futbol sahasının inşasında sarf edilen saatler için ödeme yapar.
6) Kadınlar Üzerine
Kolektif grubumuzun kadınlarla ilgili sorunları çözeceğini düşündük, zira bireysel mülkiyet yüzünden eziliyorlardı, ancak deneyimler meselenin bu olmadığını gösterdi. Bu önemli bir keşifti: kooperatif tek başına kadınların katılımıyla ilgili sorunu çözmez. Yardımcı olan maddi bir durum söz konusudur –kolektif mülkiyet. Kooperatif kadınların verimli çalışması için bir çözümdür, ancak ev işi için çözüm değildir. Evleri, dünyaları, rutin temizlik, ailelerinin refahı... bu sorun çözülmemiştir. Kadınlar bazen bir toplantıya katılmaz çünkü ekmek yapmak zorundadırlar. Örneğin ekmeğin bir toplantıdan daha az önemli olduğunu ve eğer kadınlar toplantıda hazır bulunmazlarsa haklarını kaybedeceklerini belirten bir yönetmelik tasarlamak zorunda kaldık. Hem kadınların hem de erkeklerin yoklukları için geçerli bir nedenleri olmalıdır. Çalışmamızın kolektif yönü bizim için daimi bir konu olmalıdır. Başka bir şey daha var: Gün boyunca ana okullarımız vardır, ancak gece yoktur, dolayısıyla eğer akşam bir etkinlik olursa ailelerle iki aileden hangisinin katılacağını tartışmak zorundayızdır.
Kooperatiflerimiz ve MST aile ilişkileri, kadınların da özgür olabilmesi için kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiği hakkında çok daha derinlikli analizler yapmalıdır. Öte yandan, kendilerini özgürleştirmekle alakadar olmayan kadınlar vardır, hiçbir şey bulmazlar dolayısıyla katılmak zorunda kalmayacaklardır; onlarla hiçbir şey yapılamaz. Kooperatiflerimizde aileyle ilgili görevlerin paylaşımında bazı ilerlemeler kaydettik, bütün erkeklerin yapacağı ev işleri oldu: hafta sonları süpürür, yemek pişirirler... Bunda her ne olursa olsun epey ilerleme kaydetmemize rağmen kadınlar yine de erkeklerden daha fazla çalışır. Ama bazen sessiz kalan kadınların kendisidir: erkek eş ona toplantıya gitmesini, kendisinin evde kalacağını söyler, fakat yine de gitmez. Peki bu tutuma ilişkin ne yapılabilir?
Bu yönde daha fazla çalışmalıyız; kadınlar katılma ihtiyacını öğrenmelidir. Elbette, yağmur yağdığında evde kalmak çok daha iyidir, çünkü kadınlar en sonunda her zaman düşlediklerini elde eder: bir eşleri vardır, çocukları vardır, bir evleri vardır, toprakları vardır, kooperatif geçmişte üstesinden gelmeleri gereken sayısız sorunu halleder.
Bazı yerleşimlerin kolektif yemek salonu vardır, kendimizinkini oluşturmayı düşünüyoruz, ama ilk başta ekonomik nedenlerden ötürü oluşturamadık, daha sonra bu gittikçe zorlaştı zira insanlar evde olmaktan hoşlanır. Diğer taraftan, ailelerin biraz mahremiyeti olmasının önemli olduğunu düşünürüz, ekonomik bir bakış açısından olsa bile, ortak bir yemek salonu en iyi şey olacaktır.
Kadınların çoğunluğu sadece yarım gün çalışır. Soğuk-depolama makinesinin iki vardiyası vardır: biri sabah ve biri öğleden sonra ve kadınlar yarım vardiya mı yoksa tam vardiya mı çalışacaklarına karar verebilir. Ortak yemek salonu eğer tam vardiya çalışırlarsa daha fazla gerekli olabilir.
6. BELEDİYE İLE İLİŞKİLER
Bizim grubumuz kamp yaptığı zamandan beri PT’yexxvi ve sendikaya bağlıydı. Dionísio Cerqueiro yerleşimine geldiğimizde yaptığımız ilk şey belediyenin, sendikanın faaliyetine katılmak, Partinin nasıl çalıştığını görmek oldu. Biz zaten yerleşim içersinde örgütlenmiştik ve bazı yerleşimcilerimizin sendika faaliyetlerine; diğerlerinin partinin faaliyetlerine ve ötekilerin de Hareketinkilere öncelik vermesini kararlaştırdık.
Sendika sarı sendikalardandıxxvii ve son 15 yıldır liderleri aynı olmuştu. Bunun üzerine belediyeden, kırsaldan önde gelen liderler aramaya başladık ve durumu değiştirmek için yardımcı olduk. Başlangıçta çok zordu, polis bizi takip etti çünkü topraksız insanların olumsuz bir intibası vardı.
Belediye faaliyetine katılmamız sendika aracılığıyla oldu. 1990’da sendika seçimleri oldu ve sahip olunan tüzük fiilen hiç kimsenin onları yenmesine müsaade etmedi. İnsanlar sendikaya katılma hevesini yitirdi, teşvik edilmediler. Bunun üzerine tüzüğü değiştirmek için bir toplantı çağrısında bulunmaya karar verdik. Neredeyse bütün yerleşim, 60 aile, katıldı. Seyahat etmek için bir otobüs aldık; 100 insandan daha fazlaydık. Böylece toplantıda çoğunluk olduk ve tüzüğü değiştirebildik, bu nedenle ertesi seçimleri kazandık. Yerinden edilen liderler bize karşı adaleti kullanmaya çalıştı, ama iki yıl sonra adalet bizi tanıdı. Sendikadaki bu zafer bizim için çok önemli bir şeydi. Ninety percent of the merit went to our settlement.
O zamanlar sendikacılık iyi görülüyordu, sendika hareketinin kavgacı bir ruhu vardı ve belediye bölgesinde bir sendikanın başını çekmek önemliydi. İki yıl sonra, 1992 belediye seçimlerinde –bu tarz katıldığımız ilk seçimler- adayımızı encümen üyeliğine seçtik. PT’nin belediye tarihindeki ilk encümen bizim yerleşimden çıktı. Vekilliği müthişti, çok kavgacıydı; nitelikliydi. Tek solcu encümen olsa bile, hakkına haşin bir şekilde ulaştı ve belediyede ilgi odağı oldu. İyi çalışması ve bizim desteğimiz PT’nin 1996 seçimlerinde belediye başkanlığı zaferine katkıda bulundu.
Sağ kanat eğer bu aday seçimleri kazanırsa, yerleşim lehine çalışacağını ve geri kalan insanların hiçbir hakkı olmayacağını söyledi. Belediye bölgesinde cemaati bize karşı yöneltmeye çalıştı, fakat bu işe yaramadı çünkü kazandık. Ve şimdi, 2000 yılında, belediye başkanını bir kere daha seçtik ve encümenimiz üçüncü vekilliğine başladı.
Sadece politikada sivrilmiyoruz; belediye futbol şampiyonluğunda da yükselişteyiz. Ticarette de yeni kapılar açtık. Şu anda göz önünde tutuluyoruz, kredi almakta hiçbir sorunumuz yok. Son 15 yıl boyunca bize yönelik asla şikayet olmadı ve sorunlarımız kendi aramızda çözüldü. Bir gün, kent yargıcı iç düzenlemelerimiz hakkında bilgi sahibi olmak, neden herhangi bir şey için polisi aramadığımızı, neden hiçbir zaman yasayı konu etmediğimizi öğrenmek için yerleşime gitti. Sırrımızı anlamak istiyordu.
Birçok yiyecek yardımında bulunduk. En son kampanya yaptığımızda, kentteki ana okullarına yiyecek bağışladık, onlara bütün ürünlerimizi küfelerle yolladık.
PT’den bir belediye başkanı olmasında ısrar etmemizin çok olumlu olduğunu düşünüyoruz. Bugün Belediye Sağlık Konseyine, Belediye Eğitim Konseyine katılıyoruz –kadın öğretmenimiz oraya katılır ve bizim öğretim yöntemimizi diğer okullara götürebilmiştir. Kırsal Kalkınma Konseyi’nde de bir üyemiz bulunuyor, sendikada insanlarımız var ve her düzeylerde katılmaya çalışıyoruz.
Fakat bu her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmez. Sağın bize karşı başlattığı güçlü kampanyadan çok fazla etkilendik; belediye başkanının sadece yerleşime yardım edeceğini söylendiğinde, belediye başkanı bunun doğru olmadığını kanıtlamaya çalıştı ve sonuçlarına katlandık. Belediye başkanı son etapta yerleşimi gözetir. Örneğin, ilk vekillik sırasında yollarımız berbattı, ve en son işitilen biz olduk. Asfaltlanmamış 4 kilometre yolumuz vardı, ve her defasında bizi görmeye geldiklerinde şunu söylediler: “Eğer PT’den bir belediye başkanınız varsa bu nasıl olabilir? Belediye başkanının ofisini işgal etmelisiniz.” Belediye başkanı herhangi bir yere –örneğin, bir seferberliğe- gitmemiz için asla para yardımında bulunmadı. Bunun için asla sorun çıkarmadık, ne var ki bizim de onların öncelik listesine konulabilecek karşılanmayan ihtiyaçlarımız var.
PT’nin çalışması sayesinde, belediye birçok yönden gelişti –örneğin, sağlıkta. Ancak başka bir sorun vardır: diğer partilerle bir koalisyon olduğu için, Eğitim Bakanlığı ilk vekilliği boyunca yeni hiçbir şey yapmadı, hiçbir şey! Hiçbir şey! Ancak şimdi bir şeyler yapabiliyor. PT Eğitim Bakanlığını stratejik bir cephe olarak düşünmeli ve bunu PMDB’yexxviii bırakmamalıdır, çünkü bizim için ideolojik yönler çok önemlidir. Bütün olup biten Bayındırlık Bakanlığının5 kamu nazarında çok daha fazla görünmesidir ve yetkilerini yenilemek için bunun önemli olduğuna inanırlar. İdeolojik tartışmadan ziyade daha çok kazanmaya odaklanmışlardır.
Chapeco’da, örneğin, eğitime epeyce yatırım yaptılar ve bu konuda çalışmak için programlar oluşturmaya ilgilidirler. Dionísio Cerqueira’da yönetimdeki yatırımlardan ziyade doğru bir yönetime daha fazla dikkat ettiler. Önceki yönetimlerle fark dürüstlükte, kaynakların iyi idaresinde, iyi yollarda yatar. Bütçemize ortak oluruz, ancak kaynaklarımız kıt olduğundan bu çok anlamlı değildir.
7. MST DEĞERLENDİRMESİ
Şu anda noksanlıklarımızı değerlendiriyoruz. İnsanlarımızın hükümetin saldırısına karşılık verme tarzı Hareket içerisindeki zayıf noktalarımızı görmemizi sağladı. Bazı insanlar yaptığımız her şeyin yanlış olduğunu düşünür. Bu değerlendirmeyle aynı fikirde değilim: geçen 15 yıl boyunca birçok değerli şey inşa ettik. MST bir çeşit devlet oldu. Devletin yapması gerekeni ve çok daha fazlasını yapıyoruz. Hareket bir bütün olarak insanlar hakkında endişelenir. Biz toprak, ev, topluluk, eğitim, sağlık, kültür, kadınlar, genç insanlar... için savaşırız. Bütün Brezilya’da bu meseleler üzerine çalışan başka hiçbir örgüt yoktur. Mücadeleyi yönlendirirken, okul, öğretim yöntemi, kadın öğretmen, öğrenci, sanat, müzik... hakkında düşünmeliyiz. Mücadelenin akıl almaz miktarda kompleks işlerle ilişkisi olmalıdır. Her zaman biz bir devlet gibiyiz dememim nedeni budur. Çok büyük bir şey inşa etmekte olduğumuza inanıyorum.
Bizi herkes zaten biliyor. Kendimizi örgütlüyor; toprağı, bir kamu arazisini işgal ediyoruz. Şimdi yaptığımızı biraz değiştirmeliyiz, bu modelle mücadele etmek için farklı şeyler yaratmalıyız.
Bir diğer şey çok büyümemiz ve çok övülmemizdi –“dünyanın ışığı”, “Brezilya’nın ışığı” olarak düşünülüyoruz- nitekim bütün bunlarla çok coşku duyduk ve bazı kapıları açık bıraktık. Şimdi önemli sorunlarımızdan birinin sömürülen bir sınıfa göre insanlarımızın sınırlı bilinçliliği olduğunu keşfettik. Daha iyi ekonomik koşullar için, krediler için mücadele etmeleri gerektiğini çok iyi anlamalarına rağmen yeni bir toplum için mücadele etmeleri gerektiğini anlamıyorlar.
V. GENEL KOŞULLAR
Bu somut deneyimlerden sonra, şimdi MST’nin bunlardan ve Brezilya’nın her tarafında başka birçoklarından edindiği dersleri ayrıntılı açıklamaya devam edelim.
1. Mücadele Toprağın Zapt Edilmesiyle Sona Ermez
Brezilya’nın yanı sıra dünyanın başka kısımlarında da uygulamaya konduğu gibi tarım reformunun farklı deneyimleri –daha önce söylediğimiz gibi- çalışmak için toprağı köylülere dağıtmanın yeterli olmadığını kanıtlar; tarım reformu aynı zamanda köylünün yaşamını sürdürmesini sağlayacak iş koşulları yaratılmalıdır: Teknolojik devrimin kaydettiği ilerlemeden faydalanmak için makineleşme, tohumlar, krediler, teknik beceri olmadığında, köylülerin ürünleri için satış alanları açılmadığında toprak bir özgürlük alanı olmak yerine bir kâbusa dönüşür ve bu süreç köylülerin ürünü çok düşük fiyatlara satması veya toprağı tümüyle terk etmesiyle son bulur.
Mücadele diğer amaçlara varmak için sadece ilk adım olan toprağın fethiyle sona ermez; sadece küresel bir toplumsal dönüşüm bunu sağlayacaktır. Bu arada biz önceden yerleşmiş ailelerin yaşamlarını sürdürmelerini temin etmek ve imkân olduğunda “toprağı zapt eden köylülerin sosyal ve ekonomik kalkınmasına” yardım etmek için üretimi örgütlemeli ve planlamalıyız.xxix Bu kolay bir görev değildir, zira tahsis edilen topraklar genellikle düşük niteliktedir, tükenmiştir ya da güçsüzleşmiştir çünkü büyük toprak sahipleri onları doğru bir şekilde kullanmamıştır. Öte yandan, bu toprakların çoğunlukla çok yetersiz bir alt yapısı vardır ve gördüğümüz kadarıyla, hükümet kendi kaderine terk edilmiş köylüyü kendi haline bırakarak ne yeterli üretim araçları, ne de tavsiyeler ya da düzenli teknik yardım sağlar.xxx
Bu yüzden halihazırda topraklarını fetheden köylülerin Hareket içerisinde örgütlü ve ilişkili bir tarzda kalmaları için yeni mücadelelerini başarılı bir şekilde üstlenmeleri çok önemlidir.xxxi
2. Yerleşik Topluluğun Örgütlenmesi
MST, köylülerin kamp yaparken ki gibi örgütlü aile grupları şeklinde yerleşimlerde kalması gerektiğine inanır. Buna yardımcı olmak için, agrovilas (kır köyleri) olarak adlandırılan evlerini bir araya getirmeye çalışarak, küçük kırsal toplulukların oluşmasını teşvik etti. Ancak bu tavsiye sadece az sayıda yerleşimde başarıyla takip edildi.
Bunların gerçekleşmesi ülkenin farklı bölgelerinin özelliklerine ve ailelerin ulaştığı bilinçliliğin derecesine bağlıydı. Evlerini kendilerine ait özel ve ayrı toprak arazisine koymak yerine, köylülerin kasabalarda her zaman örgütlü olduğu Kuzeydoğu gibi bölgeler bulunur.
Bu ilk etapta bu bölgedeki toprağın nitelikleriyle ilgilidir. Bu toprak çok verimli değildir: sebze meyve bahçelerinin olmadığı ve kırsal işçinin tarımsal işini yapması için, evinden epeyce uzakta olan yerlere gitmesini gerektiren yarı kurak bir yerdir. Bu işçiye göre mücadele etmek doğaldı, böylece devlet kır köyleri inşa edecekti. Bunu zorunlu kılan objektif durum buradadır. Ancak aynısı toprağın çok daha fazla verimli olduğu Güney için doğru değildir. Oradaki eğilim toprak arazinde kendi başına yaşamaktır.xxxii Diğer yandan, orada kır köyleri fikri 80’lerde INCRA tarafından zorla dayatıldığı için, birçok direniş ortaya çıktı.
Bu bölgede, kır köyleri sadece kolektif bir tarzda çalışan ve tarım ve sığır yetiştirme kooperatifleri kurmuş olan grupların bulunduğu yerde oluşturuldu. INCRA’nın zorlayıcı politikasının dışında, Güney’den köylülerin bir kır köyünde yaşamayı reddetmesinin başka iki nedeni vardır: bunlardan biri, genellikle eviyle çalıştığı arazi arasındaki önemli mesafedir; diğeri, bir bahçe ya da hayvan çiftliğine olanak sağlamayan bir evle diğeri arasındaki azıcık yer olmasıdır.
Ve MST yol gösterebildiği halde evlerin dağıtılma tarzını dayatamadığı için, karma bir çözümü kabul etmek zorundadır: Bazı aileler kır köylerine gider ve diğerleri şahsi arazilerinde kalır.xxxiii
Fakat ailelerin çoğunluğunun evlerini kendi arazilerinde inşa etmeye karar vermesi örgüt ve topluluk yaşamı için bir engel olmuştur: mesafeler çok büyüktür ve genellikle bütün yerleşik aileleri toplamak için yerler planlanmamıştır.xxxiv
MST’nin şu anda evlerin yeri için atalardan kalma bir arzu olan köylünün evini kendi arazisi üzerine kurmasını ve aynı zamanda evleri birbirine yakınlaştırılmasını dikkate alacak bir taslak deniyor olmasının nedeni budur.xxxv
Rondonia, Mato Grosso do Sul ve Espírito Santo’da uygulanan deneyimlerden, evleri örgütlemek için Nucleos de Morada ve Nucleos Habitacionales olarak adlandırılan yeni bir yol planlıyorlar.
1) Nucleos De Morada
Nucleos de Morada olarak bilinen, yerleşimcilerin evleri, daha önce, evlerin birbirlerine yakın olmasını sağlayan parselleme sistemi üzerinde karar kılmalarına rağmen genellikle 25 hektar olan arazinin üzerinde inşa edilir. Ortak bir alanın olduğu merkezi bir yer yönünde birleşen güneş ışınlarını tahayyül edelim. Evler güneşin etrafında yerleştirilmiştir. Bu planla, 10 ile 15 arası aile bir araya gelebilir, ve eğer arsa daha küçükse 20 ile 25 kadar aile toplanabilirler. Tasarı ailelerin evlerini önceden anlaşılmış özel bir sıraya göre inşa edeceklerini garanti etmelidir.xxxvi
2) Nucleo Habitacional
Núcleos Habitacionales’ın bu deneyimi Espírito Santo’da geliştirildi. Bu örnekte, evlerini birbirine yakın inşa eden, her arsanın yaklaşık olarak yarım hektar olduğu küçük aile grupları söz konusudur. Diğer deneyimle karşılaştırıldığında temel farklılık evlerin arsaların üstüne inşa edilmemesidir. Toprağın topografik bir incelemesinden sonra, aileler Núcleos Habitacionales’de nereye yerleşmek istediklerine karar verir ve evleri, yol kenarında, örneğin, birbirine yakın yerleştirecek bir plan hazırlarlar ve daha sonra arsalar kendi evlerine mümkün olduğunca yakın ayrılır. Tek koşul evlerin birbirine yakın yerleştirilmesidir –geri kalanı aile gruplarının düş gücüne bağlıdır.
Hem ilk etapta hem de ikinci durumda, arsaların planı ve evler arasındaki boşluklar topografya, su kaynakları, sokaklar, elektrik şebekeleri vb. başka teknik yönleri hesaba katarken evleri birbirine yakınlaştırmaya çalışır.
Her iki durumda ev gruplarının merkezi yerinde ya da bir ucunda toplantılar ve partiler için büyük bir salon, tarımsal ve spor ürünlerini depolamak için küçük bir çadır, bir okul ve dini törenler için bir yer inşa edebilecekleri, küçük bir sosyal alan yaratırlar.xxxvii Sosyal alan stratejik olarak önemlidir çünkü evleri birbirine yakınlaştırdıklarında peşinde oldukları esas olarak daha yakın sosyal ilişkiler için koşullar yaratmak ve buradan, birlikte hareket etmek üzere aileler için farklı yollar tesis etmektir.
3) Kuzey ve Kuzeydoğuda Kır Köyleri
Kuzey ve kuzeydoğuda iki çeşit kır köyüyle çalışılır. Birinci çeşit gruplar bütün yerleşimlerin ailelerinin tek bir kır köyünde, aşağı yukarı 500 ile 600 aile ile olanıdır. Bunun henüz sonuçları iyice incelenmedi. İkinci çeşitte, yerleşimlerin ailelerini birçok daha küçük kır köyüne bölerler. Yerleşimin 700 ailesinin her birinde 20 evi olan 34 kır köyü içerisinde örgütlendiği Sergipe deneyimi vardır. Arsalar 25’e 40 metredir. Ailelerin evleri bu yerleşime yakın alanlara inşa edilsin diye belli bir miktar sulanmış hektara (her bir aileye dört hektar) sahip olmalarına müsaade eden bir sulama projesi kafalara sokuldu ve bazı kır köylerinin birbirine çok yakın olmasının nedeni budur, bazen sadece caddeyi çaprazlama geçmeniz gerekir. Fakat her birinin kendine ait iç örgütlenmesi vardır.
Deneyimler 40 ile 150 evden oluşan kır köylerinin örgütlenmesi için ve su, elektrik ve sokaklar gibi alt yapı sorunlarını çözmek için, halen biraz kırsal bir tarzda olsa da, en iyi koşullara sahip olduklarını gösterdi. Bu 25 aileyle çok iyi işleyen herhangi bir kır köyü olmadığı anlamına gelmez, bununla birlikte şu ana kadar 25 aileden daha az ya da 150’den daha fazla ailenin örgütlenmeyi daha çok zorlaştırıp zorlaştırmadığı belli değildir.xxxviii
MST toprağı amaçları uyarınca en uygun tarzda dağıtmak için, bazı yerlerde, örneğin Espírito Santo, bu çalışma için INCRA’nın komutasına katılan bir topografya girişimini örgütleyebildi.xxxix
4) Yerleşim Grupları
Öte yandan, yerleşimlerde aile grupları yaratmak MST’nin amaç birliği açısından çok önemli olmasına karşın, bazılarının polos de assentamentos (toplama kampları) olarak adlandırdığı şeyi kurmak da önemlidir. Latifundia tarafından kuşatılmış, izole edilmiş bir yerleşimin hemen hemen hiçbir etkisi olmayacaktır ve minimum bir ihtimalle pazara ulaşmak için bütün çabaları başarısız olmaya meyillidir. Bazı yönlerden sistemin mantığını değiştirmek için –özellikle MST’nin tarımsal kooperatiflerinden ürünlerle alternatif bir halk piyasası oluşturulması fikrini zorlayarak- birçok yerleşimi bir alanda bir araya getirmek ve hem ekonomik hem de eğitsel, hem kültürel hem politik alanlarda bölgede etkilerini artıracak ilişkilenme [articulation] tarzı yaratmak gereklidir.
Rio Grande do Sul’de bir hayli sınırlı bir çevrede yerleşmiş 1000 ile 1500 aileyi bir araya getirme fikri üzerinde çalışıyorlar, böylece ekonomik ve politik etkileri çok daha güçlü olacak. Küçük izole yerleşimler bölgenin mantığını değiştirmekten acizdir ve bu mantık tarafından yutulurlar.xl
Birçok yerleşimin sadece bir grupta toplanması alt yapı sorunlarının çözülmesine de yardımcı olur, zira sadece 20 aileden oluşan bir yerleşime su getirmek ve bir yol inşa etmekle, bütün bunları 1500 aile için yapmak aynı şey değildir. Bunun için bölgede ideolojik ve politik çalışma ortaya koymak çok önemlidir, böylece bölgenin sendikası ve politik liderleri ve yerel idareler projeye kazandırılmış olur. Ve bölgenin komşularının MST planlarını destekleyen bir tutuma sahip olması çok daha önemlidir. Bölgenin insanlarıyla doğrudan iletişim sağlamak için yerel bir radyo istasyonu da gereklidir.
5) Aile Gruplarının Çekilişi
Daha önce değerlendirilen bütün deneyimlerde, başarının anahtarının ailelerin gruplar içersinde örgütlenmesi olduğunu gördük; dolayısıyla bizzat kamptan ilişkiler yoluyla gruplara ayrılmaları ve daha sonra çekilişte bir grup olarak bulunmaları gereklidir, böylece bir kere toprağı aldıklarında aynı yerde beraber olabileceklerdir. Daha sonra her birine belli bir arazi tahsis etmek için bu aileler arasında bir iç çekiliş örgütleyebilirler.
“Daha iyi örgütlendiğimiz bölgelerde, bizim seçim ölçütümüzü kabul ederler. Daha zayıf olduğumuz diğer bölgelerde aileleri kamp yapıp yapmadıklarını dikkate almadan INCRA seçer, fakat genelde baskın çıkan Hareketin görüşüdür.xli
6) Mülkiyet Haklarının Türleri
MST onunla ticaret yapmak isteyenleri değil onu işlemeyi gerçekten arzulayanlara ait olan halihazırda zapt edilmiş toprağı garantileyen yasal düzenlemeler için mücadele etmek gerektiğine inanır, çünkü toprağı üretmek için değil satmak için, para kazanmak ve başka bir yere –genellikle kentte- yerleşmek üzere bir toprak parçası için kaydolan insanlar vardır ve MST’nin toprağın bireysel özel mülkiyetin bir parçası olarak tahsis edilmemesi gerektiğini düşünmesinin nedeni budur. Daha doğrusu, toprağın kullanımı için –bu ailenin ya da aile gruplarının ve çocuklarının topraktan faydalanmak ve onu kullanmak hakkı anlamına gelen- bir imtiyaz hakkı olmalıdır. Bu yasal belge mülkiyeti değil, sahip olmayı garantiler ve eğer bir aile kendilerine tahsis edilen toprağı artık işlemekle ilgilenmiyorsa, onu satamaz, onu işlemek isteyen bir başka köylüye teslim etmelidirler. Vazgeçen köylü kendi başına ve ailesinin çabalarıyla arazisine inşa ettiği her şeyin karşılık değerini alacaktır, ancak toprağın kendisi için hiçbir şey almayacaktır, çünkü toprak doğanın bir armağanı olarak düşünülür.
INCRA, bilakis, ailelerin censing yasal sürecinin başlamasından sonra, İşgal Yetkisixlii ve İmtiyaz Onayıxliii ile birlikte ikinci yıl içersinde bir mülkiyet hakkı vermeyi önerir. Düşünce şudur: köylü mukabele kartlarıyla birlikte (on yıl devredemeyeceği) mülkiyet hakkını mümkün olduğunca çabuk alır böylece yerleşimi oluşturmak için ödemek zorunda olduğu giderler için INCRA’ya masraf ödemeyecektir.
MST aile gruplarının kolektif bir şekilde çalışmak istediği ortak mülkiyet devrini de destekler. Ve bu durumda ve bireysel mülkiyet durumunda hem kadın hem de erkek isimlerinin bu devirlere kaydedilmesini düşünür. Bu kadın için bazı avantajlar demektir, zira bundan sonra erkekle eşit haklara sahip (tatiller, emekli aylıkları ve diğer avantajlar) bir işçi olarak düşünülür.
7) Yerleşimlerdeki Aile Grupları
Toprak hangi tarzda dağıtılırsa dağıtılsın, MST’nin üzerinde durduğu şey aile gruplarının yaratılmasıdır. Bunlar bölgesel gruplar olabilir -Nucleos de Morada ya da Nucleos Habitacionales örneği gibi- ancak daha büyük topluluklar, 30 aileden daha fazla, iki ya da daha fazla ailenin oluşturulmasını icap ettirir. Bu gruplar yerleşimin idaresi için temel örneklerdir.xliv
Deneyimler MST’nin her aile grubunun üyeleri arasından iki koordinatör seçmenin en iyi şey olduğunu düşünmesine yol açtı: bir kadın ve bir erkek, böylece tartışmalarda ve yerleşimlerin koordinasyonundaki meseleler hakkında kadına özgü vizyon arz edilecektir.
Yılların getirdiği hareketlilikten sonra öğrenilen bir başka ders haddinden fazla toplantından kaçınmak gerektiğidir, çünkü derin tartışmalar yapmak çok zordur. Ve toplantılar iktidardaki herhangi bir başkan tarafından da maniple edilebilir.
MST’nin tartışma ve kararların, aile grupları gibi, herkesin kendi görüşünü, fikirlerini ve ciddi bir şekilde değerlendirilen önerilerini açıklayabildiği daha küçük gruplarda yapılması gerektiğine inanmasının nedeni budur. Toplantılar bu küçük grupların önerilerini beyan etmelidir. Sonuç olarak MST topluluklar aracılığıyla “minik toplantıların” yapılmasını tavsiye eder.xlv xlvi
Tartışmanın verimli olması için, tartışma açısından konular hakkında önceden iyi bilgi sahibi olunmalıdır. Caracas’ın eski belediye başkanı Aristobulo Isturiz’in söylediği gibi, “çok bilgili insanlar olmadan demokrasi olmaz.” Ve eğer farklı öneriler varsa, herkesin fikrine saygı gösterecek gerçekten üst düzey tartışmalar olması gereklidir.
3. HİZMETLERİN ÖRGÜTLENMESİ
1)İç Hizmetler
Yerleşimler içerisinde çoğunlukla MST’ye karşı olan tanınmamış insanların –örneğin, küçük bir dükkanın sahibi, benzin istasyonundaki adam, teknisyen ve başkaları- müdahalesini önlemek için Hareket, kampta bizzat yerleşimden insanlarla -örneğin, tabandaki çekirdek ya da yerleşimin koordinatörleri tarafından yönetilen bir topluluk pazarı yaratarak- bu hizmetleri nasıl çözeceklerini dikkatle gözden geçirmelerini önerir.
Ayrıca benzin istasyonu, iç ulaşım düzeni ve diğer hizmetlerle ilişkisi olan faaliyetlerin koordinasyonun yerleşimin koordinatörleri tarafından üstlenilmesini salık verir. Eğer bölgede bir hizmet kooperatifi varsa, bu faaliyetleri o üstlenebilir. Aynı zamanda ailelerle yerleşimden insanlarla beraber evler inşa etmenin yanı sıra, aynı zamanda bütün yerleşimciler için başka hizmetler üstlenen bir iş kooperatifinin örgütlenmesi olanağı tartışılabilir.xlvii
2) Eğitim
Aile grupları aracılığıyla bir ya da iki insanla, okulla işbirliği yapmak ve öğretim planının değerlendirmesine katılmak için eğitimle ilgili bizzat kamptan bir çalışma grubu hazırlanmalıdır.
Yerleşimler kendi içerisinde kurulacak olan okulla birlikte MST’nin öğretim kurallarını uygulamaya koyacak öğretmenleri temin etmeye çalışmalıdır.xlviii Hareketin mücadelesi budur, zira öğrencilerin belediyeye ait okullara gidebilmesi için belediye başkanları çok sık ulaşım araçları yollamayı tercih eder.
Ayrıca 0’dan 6 yaşa kadar çocukları, topluluk yaşamında en başından itibaren eğitmek ve kadınların çalışabileceği koşulları yaratmak için bir anaokulu oluşturmaya çalışmalıdırlar. Okumayı teşvik etmek için ailelerin elde edilebileceği ayrı bir salona MST malzemelerini ve toplanan dergileri koyarak, bir kütüphane örgütlemek de çok yerindedir.
3) Sağlık
Sağlık Sektörü sadece dört yıl önce ortaya çıkmış olsa bile, sağlık en başından beri MST’nin meselelerinden biri olmuştur.xlix Hareketin bu hizmetleri üstleniş tarzına dair daha önceki kanıtlara tanık olduk.
4) Sosyal Alt Yapı
Ayrıca ailelerin eğlenmek, kutlamalarını ve kültürel faaliyetlerini, dini törenlerini vb. yapmak için toplanabileceği bir sosyal merkeze sahip olmanın önemini gördük. Küçük bir meydana, bir futbol sahasına, çocuklar için bir parka ve hoş bahçelere sahip olmak da önemlidir.
5) Din
Köylülerin çoğunluğu inançlı olduğundan ve farklı dinlere ya da mezheplere bağlı olduğundan dinin özgürlüğe götüren içeriklerini teşvik etmek ve onu icra edenler arasında evrensel bir duyguyu özendirmek önemlidir.l Eğer farklı dinler bulunuyorsa, kendileri açısından birleşmek ve ibadetleri için kullanımı karşılıklı anlaşma yoluyla programlanacak bir yer inşa etmek akıllıcadır.
6) Alanı Güzelleştirmek
Toplulukların fiziksel görünüşü çok önemlidir. Halktan savaşçıların isimleriyle güzel bahçeler, sokaklar, temiz ve bakımlı alanlar, yerli bitkilerle yeniden ağaçlandırma –bütün bunlar hoş bir atmosfer yaratır. Kır köyleri ya da nucleos de morada ya da habitacionales örneğinde, evler aynı seviyede inşa edilmelidir, ve aynı renkte boyanmalıdır; ayrıca benzer çitleri olmalıdır, tarımsal yapıları ve araçları iyi bir şekilde ibraz edilmelidir ve eğer mümkünse, her evin ya boyanmış ya da bezden yapılmış bir MST bayrağı olmalıdır.
Olayın anısını canlı tutmak için basit bir plaket ya da küçük bir anıtla topluluğun toprak mücadelesi tarihinin parçası olan yerler de (polise direniş gösterdikleri işgal edilen ilk yer vb.) mühim olmalıdır. Hasat kutlamaları gibi köylü geleneklerini yeniden kazanmaya da çalışmalıdırlar. Belediye bölgesinde sık sık –ya haftalık ya da daha az sıklıkta- panayırlar düzenlemek önemlidir.
7) Dayanışma Eylemlerini Teşvik Etmek
Bölge kamplarıyla ve kamptakilerin okulları ve hastaneleri için yardım ürünleri aracılığıyla dayanışma eylemlerini ve çeşitli faaliyetler için gönüllü çalışmayı teşvik etmek insanlarda bilinçlenme meydana getirir.
8) Sanatsal ve Kültürel Gösteriler Düzenlemek
Yerleşimlerdeki en önemli sorunlardan biri eğlence eksikliğidir ve bu özellikle kadınlar ve çocukları etkiler. Farklı kültürel faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için yaratılıcılık teşvik edilmelidir: şiir ve müzik festivalleri; faaliyetler planlamak için tipik bayramları kullanmak, tiyatro grupları, müzik grupları, edebiyatla ilgili atölyeler vb. örgütlemek.
Hoparlörler almak ve daha önemli hizmetlere genç insanların katımını teşvik eden topluluğa ait bir radyo istasyonu örgütlemek mükemmel olacaktır.
9) Ekolojik Bir Tarımsal Kalkınma İçin Çabalamak
MST yerleşimcilerin insani kalkınması için mücadele ederken, aynı zamanda doğayı korumaya çalışır.
MST’nin ulusal liderlerinden biri olan Gilmar Mauro şöyle diyor: “Bize göre, yerleşim insan hayatı ve doğasının yeniden doğuşudur. Ekonomik, sosyal ve insani kalkınma için çevreyi koruyan, nehir kaynaklarını toparlayan, harap edilmiş alanları yeniden eken, kimyevi ve zehirli gübrelerin kullanımından kaçınan, her çeşit meyve ve çiçekler yetiştiren, ve kuşları ve vahşi hayvanları koruyan bir politika tayin etmenin gerekli olmasının nedeni budur.”li
a) Çevre için Öneriler
Topraksız insanlar tarafından işgal edilen ve yerleşimlere dönüştürülen alanlarda, “bütün yerleşimciler ve içinde yaşadıkları cemaat için barınma, kültürel ve ruhsal koşulların yanı sıra, maddi yaşam koşullarında (yiyecek, sağlık, barınma, giyinme, ulaşım) daimi bir ilerleme süreci olarak” anlaşılan bütünlüklü bir kırsal kalkınma uygulamaya çalışmalıyız.lii
Öte yandan, MST bu bütünlüklü kırsal kalkınmada, her çeşit sömürüyü ortadan kaldırarak kırsal işçi ve ailesinin bütün sosyal ve insani kalkınmasını amaçlamanın yanı sıra, toprağın tahribatına meydan vermeyerek tarımsal reform alanlarındaki uygun doğal kaynakların akılcı kullanımını önerir. Bu mesele aşağıdaki tavsiyelerde açıklanmaktadır:
Doğal kaynakların (toprak, su, fauna ve bitki örtüsü) yok edilme pratiklerine meydan vermeyin.
Ormanları koruyun, yerleşimlerde bulunan orman türlerinin ve bitki örtüsünün kolektif kullanım pratiğini saptayarak, her insanın ihtiyacına göre, yerleşim içersinde yeniden ağaçlandırma için planlar tasarlayın.
Bütün eğitimsel ve öğretimsel faaliyetlerde doğru bir çevre politikası uygulama ihtiyacının bilincini geliştirin.
Bu konu hakkında bilgi arttırmak için çevre ile ilgili topluluklarla anlaşmaları destekleyin ve ortak programlar geliştirin.
Devletin çevreyle ilgili koruma programlarını desteklemesi için, yeniden ağaçlandırmayı, doğal kaynakların korunması ve doğayı etkilemeyecek tarımsal ve sığır yetiştirme teknolojilerinin üretimini de içine alan, kamu politikaları geliştirmesini isteyin.
Bütün yerli alanlarının sınırlarını ve eski quilombos’danliii arta kalanı koruyun ve kültürlerine de saygı gösterin.
Haşerelerin ve zararlı yabani otların denetimi ve üretim için alternatif teknolojiler kullanarak insanların ve doğanın yaşamına kasteden zirai toksik ürünlerin kullanımına karşı mücadele edin.

4. ÜRETİMİN ÖRGÜTLENMESİ
1)Üretim ve Kooperatif Alanında Tavsiyeler
Biriken deneyimi göz önünde bulundurarak, MST üretim alanında aşağıdaki tavsiyeleri planladı.liv
2)Üretim Planı
Aşağıdaki unsurları dikkate alacak bir plan kaleme alırken üretimi doğru bir şekilde planlamak gereklidir: alanın farklı topraklarının verimlilik potansiyeli, bölgenin iklimi, kamulaştırılmış malikânedeki mevcut su. Yerleşen ailelerin gereksindiği temel gıdayı da dikkate almalıdırlar: çeşitli hububatların kolektif ya da bireysel üretimini, süt, yumurta, peynir, yağ için hayvanların üremesine ve yılın mevsimlerine göre farklı meyve türlerini önceden sezinlemelidirler.
Hayatta kalmak için bu üretim yerel ve bölgesel piyasalarla uyum halinde olan bir üretimle birleştirilmelidir, böylece her ailenin ürettiği gıdanın yanı sıra ihtiyacı olan gıdayı satın alması için minimum bir geliri olacaktır. Yerel piyasanın potansiyelini incelemek bu yüzden çok önemlidir: bölgenin belediye bölgelerinde hangi ürünler satılabilir ve yerleşim koşulları daha iyi nasıl kullanılabilir. Muhtemelen birçok aracın kolektif kullanımını tartışmak zorunda kalacaklardır.
Önemli olan insanlarda kolektif bir tarzda düşünme alışkanlığını yaratmaya başlamak ve her bireysel düşü mevcut üretim potansiyeli ve ekonomik faaliyetlerin planlaması için gerçek ihtiyaca adapte etmektir.lv Üretim için planlama yapılırken, çevreyle ilgili yönlerde hesaba katılmalıdır.
3) Ortak Faaliyet Biçimleri
Eğer aile gruplarının birbirlerine yakın yaşamalarını sağlayabiliyorsanız, işler çok daha kolay halledilir. Bazı durumlarda ekonomik faaliyetlerinin kolektif kalkınmasına tamamen erişene kadar, hem sosyal sorunları çözmek hem de ekonomik ihtiyaçlarının bazılarını (makineleri kiralamak ya da satın almak, ürünleri pazara ulaştırmak vb.) birlikte üstlenmek için grupların arasında farklı işbirliği biçimleri kendiliğinden ortaya çıkar.
Halen kamptayken aile gruplarının kolektif bir şekilde çalışma istekliliğini göstermesi önemlidir, çünkü bu devredilecek toprağın ve kaleme alınacak üretim planlarının yöntemine dahil edilmelidir. Genç insanları ve kadınları istihdam edecek farklı kolektif çalışma faaliyetleri planlamak mümkündür – örneğin, küçük bir reçel üretimi, ekmek ve başka benzer ürünler. En basitten daha karmaşık ortak faaliyet biçimlerine gidilebilir.
Teknik Tavsiye Grubu
MST teknik tavsiye grubunun yerleşimleri düzenlemesi ve bu önerinin merak uyandırması bakımından işbirliği yapması için Hareketin önerisine ikna edilmiş olmasının çok önemli olduğuna inanır. Bu, çok disiplinli olan bir grup için ideal olan yerleşimde yaşamak ve yerleşim hayatına tam olarak katılmaktır.lvi
Kredi Kontrolü
Kamu kaynaklarının yanlış kullanımına meydan vermemek için, yerleşimlerin önceki kolektif planlamasından dolayı, yerleşimcilerin aldıkları kredileri devam etmeye karar verdikleri ekonomik ve sosyal planları uygulamaya koymak için kullanmaları çok önemlidir.lvii
Yeni Bir Üretim Tarzı
Hareket, monokültür6 ve tarımsal toksik ürünlerin kullanımı üzerinde yoğunlaşan, kârlara dayalı ve piyasanın yasalarınca idare edilen modelin yerine geçecek yeni bir üretim tarzını teşvik etmeye gayret eder. Yerleşik ailelerin ihtiyacını göz önünde bulunduracak ve halk kesimleri için uygun fiyatlarda ürünlerini satacağı alternatif bir halk piyasası arzu edecek, temel amacı piyasada rekabet etmek olmayacak, bununla birlikte daha ekolojik bir üretim tarzını geliştirecek yeni bir model.
5. MST ve ALTERNATİF TEKNOLOJİLER
Son zamanlarda, artan sayıda tarım bilimci, teknisyen ve çiftçi alternatif teknolojiler arıyor çünkü Brezilya tarımının modernleşmesi sürecinde uygulanan ve çokuluslu sermayenin zapt edilemez gelişini ve kimyasal ürünlere dayalı sanayileşmiş teknolojik modelin girişini gerektiren ithâl edilmiş teknolojileri reddediyorlar: gübreler, haşere ilaçları, herbisitler; genetik ürünler: melez tohumlar, ve makinede işlenen ürünler: ekin biçiciler, güçlü traktörler, başka şeyler.
Bu yeni tekniklerin ve bunların kullanımlarının ortaya konduğu temel yollar –halen yürürlükte olan- diktatörlük ve devletçe desteklenen teknik yardım aracılığıyla uygulanan kırsal krediler sistemidir. Çiftçilere verilen teknik yardımın tarzı Kuzey-Amerikan sisteminden kopya edildi ve bu sistem altında çalışmaya başlayan ilk tarım bilimcilere Rockefeller Vakfı ve Ford Vakfı doğrudan, yoksul ülkelere yardım verdikleri bahanesi altında, ödeme yaptı. Bu teknolojilerin girişi birçok soruna yol açar: Birincisi, bunlar ülkenin gerçekliklerine uygun değildir. İklimin, toprağın özelliklerinin ve tarımsal mülkiyet örgütlenmesinin Brezilya’nınkinden tamamen farklı olduğu ABD’den ve Avrupa’dan gelirler.
İkincisi, tarımın izlemesi gereken tek yol olarak genelde kimyasal gübrelerin, haşere ilaçlarının, zehirlerin ve makinelerin kullanımını desteklemek ve köylülerimizin geleneksel uygulamalarını itibardan düşürmek için bir kampanya eşliğinde gelirler.
Üçüncüsü, araştırmayı hükümetin deneysel araştırma merkezlerinde sadece çokuluslu şirketler tarafından üretilen ürünler ve girdiler için bir teste indirgerler. Küçük çiftçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için hiçbir araştırma yoktur. Geçmişte, Brezilya’nın tarımsal teknolojisi için araştırma buluşlarını çiftçilere sunan bir kamu kuruluşu olan Embrapalviii tarafından gerçekleştiriliyordu. Bugün bu kuruluş iflas etti ve teknolojiler çok büyük şirketlerin kalkınma modellerini dayatmak üzere kontrol edilmektedir.lix
Dördüncüsü, tarım için toksik kullanımına bağlıdırlar, bunlar ciddi şekilde çiftçilerin ve bu tarz tarımsal ürün tüketicilerinin sağlığını tehlikeye soktuklarından daha önce ülkelerinde yasaklanan girdilerdir. Bu yalnızca insanların ölümüne yol açmakla kalmadı, aynı zamanda doğaya, toprağın korunmasına ve bizzat iklime ciddi bir şekilde zarar verdi.
Bu durumdan ötürü, bu uzmanlar halihazırda toplumsal olarak kabul edilebilir, ekonomik olarak uygun, çevresel olarak sürdürülebilir ve kültürel olarak yeterli olacak alternatif teknolojiler hazırlıyor.
Bu teknolojiler, çiftçilerin geleneksel pratiklerinden ve bizim tarım bilimcilerin bilimsel bilgisinden gelir ve kalkınmanın yararı ve toplumun refahı içindirler ve birkaç tüzelkişiye para kazandırmak için değildir.lx lxi
MST yerleşimlerinin alternatif teknolojiler kullanmasını ister, böylece genel olarak küçük çiftçiler için örnek olabilirler. Çeşitli bölgelerde bilgiyi mübadele etmek için yerel girişimler vardır.
Bazı Somut Ekolojik Eylemler
Tarımı Çeşitlendirme
MST beslenme için yeterli miktar ve kaliteyle ürün çeşitlerini garantilemeye çalışarak monokültüre son vermeye ve tarımı çeşitlendirmeye kararlıdır.
Toprağı koruma ve doğal ürünlerle gübreleme
Ürünleri birleştirmek, iklimimiz ve toprağımız için daha uygun olan diğerlerini kullanmaya başlamayı ve eski çeşitleri yeniden elde etmeyi ister. Ayrıca çevreye göre makinelerin akılcı bir kullanımını –gelişi güzel değil- elde ederek yerel güç kaynaklarını kullanmalıdır.
Ekolojik Tohumların Üretimi
Bazı MST yerleşimlerinde tohumlar, tarımsal girdiler ve tarım için ekolojik yardım altında yiyecek üretilir. Aynı zamanda geçmişte kullanılan ve her bölge için daha uygun olan, ancak melez tohum endüstrisi tarafından kızağa alınan çeşitleri yeniden elde ederler. Bu bakış açısından, São Miguel do Oeste, Santa Catarina yerleşimlerinin ve küçük çiftçilerin deneyimi önemlidir, dokuz ürün çeşidi yeniden elde edildi ve tohumlarda kendine yeterli olmaktalar. Yerleşimciler sebzeler için ekolojik ve organik tohumlar (zehirsiz ya da kimyasal gübresiz) üretiyor ve bu meyvelerin ve sebzelerin tamamen organik ve doğal üretimi için temeldir.
Bu tohumlar Yerleşik Çiftçilerin Bölgesel Kooperatifi/RS olarak adlandırılan MST kooperatiflerinden biri tarafından Bionatur ticaret ünvanı altında satılıyor. Ekoloji taraftarı bir başka eylem yerleşimler içerisinde fidelerin, yerli ağaçların, meyve ağaçlarının ve bazen, egzotik türlerin bile üretimi için fidanlıkların oluşturulmasıdır.
Salgınlarla Savaşmak İçin Doğal Ürünlerle Deneyimler
Genellikle bitkilere saldıran haşereler ve hastalıklarla savaşmak için doğal ürünleri de tecrübe ederler. Geleneksel toksik ürünler kullanmak yerine, calda bordalesalxii olarak bilinen mantar öldürücü ilaç, biyolojik kontrol ve doğal böcek öldürücüleri gibi doğal uygulamaları kullanıyorlar. Yakın zamanlarda, MST toprakla ve yaşamla bağlılıklarını özetleyen ve yerleşimcilerin refahının yükselmesi ve iç örgütlenmenin birliği için bir kılavuz olan 10 âhlaki buyruğulxiii kabul etti.
Bir: Doğanın varlıklarını ve toprağı sevin ve koruyun.
İki: Doğa ve tarım hakkında devamlı olarak bilginizi geliştirin.
Üç: İnsanlar arasında açlığa son vermek için yiyecek üretin. Monokültürden ve tarımda toksik ürünlerin kullanımından sakının.
Dört: Var olan ağaçları koruyun ve yeni alanları yeniden ağaçlandırın.
Beş: Akarsu kaynaklarını, barajları ve gölleri koruyun; suyun özelleştirilmesine karşı mücadele edin.
Altı: Çiçekler, tedavi edici şifalı otlar, sebzeler, ağaçlar vb. ekerek yerleşimleri ve toplulukları güzelleştirin.
Yedi: Artık maddeyi uygun bir şekilde işleyin ve hava kirliliği ve çevreye yönelik saldırıya yol açan bütün uygulamalarla mücadele edin.
Sekiz: Dayanışma sergileyin ve herhangi bir kişi, cemaat ya da doğaya yönelik uygulanan bütün haksızlara, saldırganlıklara ve sömürüye karşı isyan edin.
Dokuz: Herkesin bir toprak parçası, ekmek, eğitim ve özgürlük sahibi olabilmesi için Latifundium’a karşı savaşın.
On: Zapt edilen toprağı asla satmayın, çünkü toprak gelecek kuşaklar için bir mirastır.
VI. Çeşitli İşbirliği Biçimleri
Daha önce gördüğümüz gibi, 1984’de kurulduğundan beri, MST tarımsal işbirliğinin en farklı biçimlerine, bilhassa hepsinin en mükemmel işbirliğine, çok önemli bir rol biçer: üretimde elbirliği Hareket tarafından “işi örgütlemenin en üstün yolu” olarak görülür. Uzun bir zaman “kırsal bölgede sosyalleşme ve yeni insanın oluşumu” için en umut veren alternatifin Tarım ve Sığır Yetiştirme Kooperatifleri (CPA) olduğuna inandılar. Ancak zorluklar kooperatif üretiminin ekonomik ve sosyal amaçlarına yansıdığında, kitleleri işbirliğine yöneltmenin en iyi yolunun hizmet kooperatiflerine öncelik vermek olduğunu anladılar. Kredi kooperatifleri sonradan doğdu.
Dokuz merkezi ve üretim, hizmetler ve pazarlama için 81 yerel ve kredi için üç kooperatif oluşturdular: Sarandi’de Crenol; São Miguel do Oeste’de Cooperados; ve Cantagalo’da CREDİTAR. 45 tane tarımsal-sanayi birimi daha vardır.
Şimdi bütün bu yıllar boyunca kooperatifteki farklı deneyimlerden öğrenilen dersleri değerlendireceğiz.
Üretimde İşbirliği
Koşullar
MST üretimde işbirliği uygulamasının zorlanamayacağını öğrendi; ilk önce yerleşimciler arasında işbirliğini kabul edilebilir ve arzulanan bir yargı haline getirecek kültürel ve maddi koşulları yaratmak gerekliydi.
Eğer bir yerleşimde bir toplantı sırasında bir kooperatif kurulması gerektiğini emretmeye kalkışırsanız, bu girişimin başarısız olacağına hiç şüphe yoktur. Nasıl çalışmak istediklerine ve oradan geliştirilecek duruma karar vermesi gereken yerleşimcilerdir. İşbirliğinin uygulaması çok esnek olmalıdır ve benimsenen biçimler hem nesnel hem de öznel koşulları hesaba katmalıdır.lxiv
Nesnel koşullar
Nesnel koşullar arasında, ilk olarak, birleşmeye başlamak isteyen grupta ne kadar sermaye toplandığını ve kredi alma olasılıklarını; ikinci olarak, üretebilecekleri ürünün çeşidini; üçüncü olarak, çevrenin doğal koşullarını; dördüncü olarak, depo merkezleri arasındaki mesafeyi göz önünde bulundurmalısınız –örneğin, bu sütü tüketecekleri yerden uzakta bir yerleşimde bir süthane kurmazsınız.lxv Ancak bununla beraber bir başka çok önemli etmen vardır: Eğer bir köylü topluluğu halen hayvan sabanları kullanıyorsa, en mantıklı şey kullanmak istenilen teknolojinin aileyle birlikte işleyecek olmasıdır; bununla birlikte köylü eğer makineleştirilmiş çiftçilik için traktörler ve başka makineler kullanmaya karar vermişse, yaratıcı sürecin kendisi birleşme ihtiyacını gerektirmediğinden ötürü bu kolektif üretim için örnek teşkil etmeyecek olsa bile iş aletlerini kiralamak ya da satın almak için adeta temel bir mesele olacaktır. Bir topluluk, örneğin, domuzları tetkik etmek için bir tarımsal-sanayi oluşturmak istediğinde işler farklıdır; bu durumda kolektif çalışma teknik bir gereklilik olur: bir grup insan hayvan kesecektir; bir başkası derisini yüzecektir; bir başkası eti kesecektir; bir başkası sosisleri hazırlayacaktır; hatta bir başkası onları paketleyecektir vb.
Öznel Koşullar
Bütün öznel koşullar esnasında, önceki iş deneyimleri önemli bir rol oynar: daha önce farklı iş bölümü biçimlerinden geçmiş olan ücrete dayalı işçiler kolektif çalışma için bireysel temelde çalışmış olan küçük köylülerden daha iyi hazırlanırlar.
Ailelerin toprağın zaptı için mücadeleye katılmalarının yanı sıra politik bilinçlilikleri de önemlidir. Topraklarını mücadele yoluyla zapt edenlerin durumu toprağı bir danışman, bir politik parti, kiliseler vb. aracı yoluyla elde eden köylülerinkinden çok farklıdır.lxvi lxvii
Çeşitli Biçimler
Daha önce gördüğümüz gibi, üretimde işbirliği herkesin katılabilmesi için komşuların ortak faaliyetlerini programladıkları karşılıklı yardımlxviii örneğinde olduğu gibi en basit ödemeden ya da yardım paralarının hiçbir rolünün olmadığı doğrudan mübadele hizmetleri ve tarımsal-endüstri üretimi için daha karmaşık kooperatif biçimlerine kadar çok farklı biçimler benimseyebilir.
Ortak Çalışmalxix
İlle de kolektif bir üretim süreci olmasa bile, bir yerleşimin işçilerinin birlikte gerçekleştirebilecekleri çeşitli faaliyetlere yakından bakalım.
Plantasyonları “karşılıklı yardım grupları” yardımıyla temizleyerek ortadan kaldırın.
Kolektif bir şekilde sahiplenilen öküzü ya da toprağı makinelerle işleyin ve ekin.
Şahsi arsalarda çalışmaları için makineleri, traktörleri ya da biçer döverleri herkesten satın alın.
Tohumları, gübreleri ve ekinleri korumak için kulübeler inşa edin.
Sadece bir sözleşmeyle banka borcu isteyin.
Ürünü en iyi fiyatlara satın.
En ucuz fiyatlara mal ve girdiler satın alın.
Bunlar temel yöntemlerdir. Birçok başka çeşitler vardır, bir çift öküz ya da ortak işte bir kamyon kullanmak gibi. Grup bu faaliyetlerle birlikte aynı zamanda üretken hizmetleri paylaşarak ortak çalışma yaptığında, sonuç olarak bir kolektif çalışma grubumuz olur.
Her bir yerleşim, her bir topluluk, her bir köylü yoldaşıyla birlikte değerlendirmeli ve kolektif bir tarzda rahatça ne yapılacağına karar vermelidir. Sonuçlar olumsuz olduktan sonra, uzun vadede, hiç kimse zorlanamaz.
Ortak Çalışmanın Avantajları
MST köylünün belli bir çalışma yöntemine katılması için baskıya razı edilmemesi gerektiğinde ısrar etse de, Hareket toprağın bu kolektif çalışma biçimlerini teşvik eder zira, bunun bireysel avantajlarının yanı sıra, “toplumu değiştirmeye başlamanın ve bir gün Brezilya tarımında sosyalizme varmanın tek yolu” olduğuna inanır.lxx
Ekonomik avantajlar
Ekonomik bakış açısından birçok avantaj vardır.lxxi İlk olarak, kredilere ulaşmayı çabuklaştırır ve depo, ulaşım araçları vb. gibi yeni teknolojilerde daha önemli yatırımlar yapmalarına imkan tanırlxxii zira bankacılık meselelerinin üstesinden gelmek için bunlar yeterlidir. Müdür 100 milyon borcu olan kişiye karşı 10 milyon borcu olandan farklı bir davranış sergiler.
İkincisi, iş daha etkili ve üretken olur: iş bölümüne olanak sağlayan daha geniş sayıda insanın toplanmasından dolayı tarımsal verimlilikte bir artış olur. Başlangıçtan beri MST kooperatiflerinin yaşamış olduğu bütün sıkıntılara rağmen, yerleştirildikleri bölgelerin hektar başına ortalamasından daha fazla üretiyor olmaları ilginçtir. “Klasik bir örnek vardır: Terk edilmiş ve tam olarak kullanılmamış latifundia bölgesi olan Bage, Rio Grande do Sul’de, yerleşimler belediye arazisinin %5’ini işgal eder ve bölgenin tarımsal üretiminin %50’sinden daha fazlasından sorumludurlar.”lxxiii Verimlilikteki bu artış farklı nedenlerden ötürüdür:
Birkaç aile birleştiğinde ve işlenmiş toprağı arttırdığında, daha yüksek bir teknolojik niteliğe sahip olan traktörler ve başka makineler gibi üretim araçları satın alabilir ve böylece daha fazla etkili olurlar: izole edilmiş bir çiftçi gerek toprağın kullanımını mazur göstermek için yeterince toprağa sahip olmadığından gerekse de hiçbir parası ve kendisini finanse edecek herhangi bir bankası olmadığı için bir traktör satın alamaz.
Toprak kolektif bir biçimde işlendiği için, en iyi mevsimde tohum ekebilirler.
Teknik yönden tohum ekimini ağır yağmurlar yüzünden toprağın parçalanmasının ve erozyonun önüne geçecek küçük oluklarda düzenleyerek, dağ alanlarını, en berbat alanları, kolektif otlaklar için olanları vb. dikkate alarak topraktan daha fazla faydalanırlar.
Ortak alan büyüdüğü için, piyasa için soya fasulyesi, fasulyeler, tahıl, pirinç gibi farklı mahsuller ekebilirler. Şahsi çalışma en büyük bölgede tek bir piyasa ürünü ekmek ve geri kalanı kendi kullanımları için ekme eğilimindedir.
Hizmet çeşitlerinin her bir kişinin kendi uzmanlığı ya da tercihine göre gruba katkı yapacağı daha iyi bir dağılımı olabilir. Şahsi arsalar örneğinde her bir çiftçi her şeyi yapmalıdır, dolayısıyla sonuçlar alt düzeydedir ve iş nitelik açısından daha düşüktür.
Tarım bilimcilerden teknik yardım alınmasını daha kolaylaştırır. Bu tarım bilimciler için 100 aileyi içeren 1000 hektarlık bir alandan sorumlu olmak her on hektarda 100 aileyi ziyaret etmekten daha kolaydır.
Kentteki ticari işlemlerde zaman tasarrufu sağlar, böylece köylü tarımsal iş için daha fazla zamana sahip olur.
Üçüncüsü, altyapılarını geliştirebilirler: elektrik, içme suyu, yollar ve hiç kimsenin tek başına yapamayacağı kulübeler inşa etmek gibi diğer gelişmelere imza atabilirler.
Dördüncüsü, daha uygun fiyatlara satın alabilir ve satabilirler. Eğer 100 çuval gübre satın alırsanız sadece 10 çuval aldığınızdan daha iyi bir fiyata alırsınız ve eğer 100 çuval buğday satarsanız 10 çuval sattığınızdan daha fazla kazanırsınız.
Beşincisi, sıkıntılı durumlara daha iyi şartlar altında karşı koyabilirler. Geçici bir salgın mahsullerine saldırdığında ya da kuraklıklar veya sel baskınları olduğunda zarar her bir çiftçiyi iflasın eşiğine getirir, fakat bu durumda sorunu herkesin arasında paylaşabilirler ve buna katlanması daha kolay olur. Ailede bir hastalık olduğunda, grup ekini işlemeye devam eder ve hiçbir kayıp olmaz.
Son olarak, çok önemli bir şey vardır: MST yerleşimleri kalkınma yaratarak, vergilerde bir artışla beraber ticareti arttırarak bölgenin ekonomisini harekete geçirme eğilimindedir.lxxiv
Sosyal Avantajlar
Ortak faaliyet sosyal bakış açısından da önemli avantajlar barındırır.
Birincisi, toplumun daha kolay örgütlenmesini sağlar.
İkincisi, sağlık, eğitim, yerleşimlerin güzelleştirilmesi, el işi vb. ile ilgili sorunların çözümüne yardımcı olur.
Üçüncüsü, eğer aileler beraber çalışmaya devam ederse, şahsi arsalar üzerindeki sosyal izolasyonu parçalarlar; insanlar bir topluluk içerisinde yaşamaya ve karşılıklı ilişkilerini geliştirmeye alışır.
Dördüncüsü, anaokullarının ve kolektif yemek salonlarının oluşturulmasıyla birlikte, kadınların kolektif çalışmaya katılması çok daha fazla kolaydır.
Beşincisi, toplulukta yaşayan çocuklar daha güvenilir bir çevrede yetiştirilir ve kolektif çalışmanın önemini pratikte öğrenmeye başlar.
Altıncısı, ailelerin eğlence ve kültürel faaliyetler geliştirmeye daha fazla zaman ayırması için kolaylıklar vardır.
Yedincisi, bir köylünün bir başkasından daha iyi yaptığı toplumsal farklılıklar yoktur. Bütün aileler eşit ilerleme kaydeder ve aynı güçlüklere birlikte karşı koyar.
Sekizincisi, grup içersinde yardım ve arkadaşlık bakımından bir tutum geliştirmek, bu suretle yavaş yavaş herkesin bireyciliğini ve dayanışma yokluğunu bertaraf etmek için koşullar yaratılır.
Dokuzuncusu, mahallerde her zaman meydana gelen kavgalar, işlerin genellikle şiddetle ve polisin varlığıyla son bulduğu bireysel arsalarda olduğu gibi değil, daha demokratik, sağlıklı bir tarzda çözülür.
Politik avantajlar
Politik bakış açısından, tarımsal işbirliğinin de kendine has önemli avantajları vardır: Birincisi, grup içerisinde politik tartışma için daha geniş bir müddet yaratır, toplumun nasıl işlediğini anlamayı mümkün kılar ve insanların toplumsal bilincinde bir yükseliş sağlar.
İkincisi, kadrolar oluşturabilir ve daha sonra onları örgütlenme için serbest bırakabilirler ve bu sonradan onların diğer yerleşimlere ve tarımsal çalışmayı etkilemeden toprak için başka mücadelelere yardım etmelerine imkan tanır. CONCRAB tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada 154 aileden oluşan beş kooperatifte 18 militanı tam gün ve diğer dördünü yarım gün nasıl serbest bıraktıklarını görebilirsiniz.lxxv lxxvi lxxvii
Üçüncüsü, toprağı savunmak konusunda hükümetlere, büyük toprak sahipleri ya da bankalara karşı daha güçlüdürler ve mücadelelerinde geniş bir tarımsal reform ve toplumda derin değişimler için daha fazla inançlıdırlar.
Dördüncüsü, köylüler sorunlarını kolektif bir şekilde değerlendirir ve karar alımları bu değerlendirmelerin sonucudur.
Beşincisi, bu bütün küçük köylüler için olduğu kadar toplumun diğer kesimleri için de bir örnek ve referans noktasıdır zira bu ekonomiyi, üretimi ve insanların yaşamını kapitalizminkinden farklı bir mantıkla düzenleyebilmenin mümkün olduğunu kanıtlar.
Üretim Kooperatiflerinin Değerlendirmesi
MST yerleşimlerinde üretimde işbirliği açısından başarılı deneyimler olduğunu yadsıyamayız, fakat bu kooperatiflerin çoğunluğunda örnek olmamıştır çünkü alternatif bir kooperatif tarzının yaratılmasında başarılı olmak kolay bir iş değildir, zira mevcut tek piyasaya – diğer şeylerin yanı sıra, altyapı ve girdiler artarken tarımsal ürünlerin fiyatlarının düşürülmesini belirleyen kapitalist piyasa- girmelidir. Fakat bu nesnel güçlüklere ilaveten, MST üretimde de hatalar yaptı. Şimdi bunlardan bazılarını inceleyelim.
Piyasa için Monokültür
Hareketin en önemli öz eleştirilerinden biri piyasaya monokültür sağlamak için çaba sarf etmesi oldu. Stédile bunun bir hata olduğuna inanıyor. Yerleşimler, piyasaya ya da fiyat dalgalanmalarına bu kadar fazla bağlı olmamak böylece üretim çeşitliliğini korumak için sadece piyasa için değil aynı zamanda kendi kullanımları için de üretmeliydi. Sadece soya fasulyesi ya da mısır ya da pamuk ya da yukka üretmek çok büyük bir risktir.lxxviii
Yerleşimler çok az ürünün üretimine bağlı olduğunda, köylüler piyasanın dalgalanmalarına karşı aşırı ölçüde savunmasız olur. Öte yandan, monokültür, özellikle Güney’de, insanları yıl boyunca belli zaman dilimleriyle işsiz bırakan bir dönem dayatır.lxxix
Abartılmış makineleşme
Stédile göre, yerleşimlerde yapılan hatalardan biri üretim derecesine göre ayarlanmamış, abartılmış bir makineleşme uygulamasıdır. Eğer 30 hektar bir alanınız varsa, ancak 100 hektarınız varsa kâr getirecek bir traktör neden satın alırsınız?lxxx Bu tarz üretim imkânlarıyla, traktöre yatırılan para onu satın almak için başlarına aldıkları borcu ödemek için hiçbir zaman yeniden bulunamayacaktır.
Alvaro de la Torre şöyle diyor: Bu büyük ölçüde, tarımsal-sanayi sürecini bir bütün olarak olmasa da, tarımsal-sanayi yapısını geliştirmeyi teşvik ettikleri 1994 ve 1996 arasında bize tahsis edilen kredi kolaylığından ötürüydü. Bir başka deyişle, üretimin ihtiyaçlarına ya da insanların kullanmak zorunda olduğu bu yeni teknolojinin öğretimine tekabül etmeyen oldukça modern teknik bir altyapıyla başladılar.lxxxi
Bugün, kooperatiflerin çoğunluğu borç içersindedir –daha kötüsü- insanlar devlete çok muhtaç hale gelmiştir. Geçmişte böyle bir şey doğru bulunmazdı çünkü insanlar kendi güçlerine daha fazla güvenirdi. Fernando Henrique Cardoso’nun ikinci dönemi sırasında MST’nin bütün taleplerini görmezden gelerek, onu zayıflatmak için mümkün olan her şeyi yapmaya karar verdiklerinden durum çok daha ciddidir.
Abartılmış makineleşmeye yönelik eleştirel tepkinin herhangi bir makineleşme biçimini reddetmek olmadığını, yine de, belirtmeliyiz. Hareket içerisinde hiç kimse bu tutumu benimsemez –tersine, belli bir derece makineleşme, her nerede mümkünse, köylüye işinde yardımcı olmak ve başka faaliyetler açısından işçilerin bir kısmını özgürleştirmek için gereklidir.lxxxii
Eğer traktörleri pirinç plantasyonlarında kullanacaklarsa, bahçede; ya da süt ineklerinde, veya yarım gün çalıştıklarından daha yüksek gelirler sağlamak için iş gücünü kullanan başka faaliyetlerde çalışmak için kendilerini daha iyi örgütlemelidirler. Hiç kimse traktörleri bırakacaklarını ve öküze geri döneceklerini söylemedi. Öküz sadece bölge bir traktör için uygun olmadığında kullanışlıdır.lxxxiii
Ticaret Kooperatifleri
Hükümetin hiçbir zaman pazarlamayı dikkate alacak bir tarım politikası olmadığı için (ürünleri; üretimi nakletmek için ulaşım düzeni ve yolları gözden geçirmek) küçük çiftçinin iki çıkış yolu vardır: “Ya imalatını çok büyük tarımsal-sanayisi için ucuz ham madde olarak satar ya da onu hiçbir satın alma gücü olmayan bir nüfusa perakende satar.”lxxxiv Bugün, tarım için ayrılan her reyal, tohumlar, gübreler ve diğer girdiler için 18 senttir; ve ürünleri gözden geçiren ve ticaret yapanlar için 70 senttir. Çiftçi sadece 12 sent temin eder.
COANOL DENEYİMİ
Duruma karşı koymak için 370 ailenin iştirâk ettiği Anonni Çiftliği yerleşiminin deneyiminden esinlenerek, Rio Grande do Sul’de bölgesel bir ticaret kooperatifi oluşturmaya karar verdik.
Sadece farklı yerleşimleri değil aynı zamanda bölgenin küçük çiftçilerini de birleştiren COANOL ortakların ürünlerini toplar, daha sonra bunları gözden geçirir (temizler, kurular ve onları seçer) ve kendi sanayilerine teslim eder. Dolayısıyla vicdansız komisyonculara katlanmak zorunda olan köylülerin kendisi değil, bu rolü üstlenen ve bunu çok daha uygun fiyatlarla daha profesyonel bir tarzda gerçekleştiren kooperatifti: Yüzde on beş ücret talep etmek yerine, klasik kooperatiflerin yaptığı gibi, onlar sadece hemen hemen nakil ve vergilerin ücreti olan yüzde sekiz ödenmesini ister.
Bunun yardımcı etkileri oldu. Diğer aracı kuruluşlar fiyatlarını indirmeye zorlandı. Ve şimdi kooperatif çok daha fazla ürün işlediği için, şirketlerle pazarlığa çok daha iyi hazırdır. Ticaret kooperatiflerinin karşılaştığı temel sorunlardan biri piyasa rekabetiydi, çünkü bu faaliyet içerisinde %17 olan Ticari Eşya Tedavül Vergisi’nden mesul olmamak için federal gelirden sorumlu bölge vekiline rüşvet vermek gibi rüşvetçilik ve birçok kirli dolap örneği bulunmaktadır. Veya ürünleri daha iyi bir fiyata satabilmek için ürünlerin kalitesini sınıflandıran memura rüşvet verdikten sonra memur onları gerçekte sahip olduklarından daha yüksek bir kaliteye sahiplermiş gibi sınıflandıracaktır.
MST kooperatifleri, komşularının bazılarının piyasaya kendilerininkinden aşağı kalitede ürünler getirdiğini, bununla beraber onlara daha iyi para ödendiğini görebiliyordu. Bunun açıklaması az önce anlattığımız bu rüşvetçilik sistemiydi. Aynı şey ürün satın almak zorunda olduklarında da olur.
Hizmet Kooperatifleri
Bölgesel ticaret kooperatifleri sonradan hizmet kooperatifleri oldu. Hem yerleşik aileler hem de belediye örgütü ya da bölgeden küçük çiftçiler üye olabilir. CPA’lar bile üye olabilir.lxxxv lxxxvi Ortakların sayısında herhangi bir sınırlama yoktur, ki bu 30’dan daha fazla ortağa sahip olamayan üretim kooperatiflerinde mevzu bahis değildir.
Bu kooperatifler –söylediğimiz gibi 1995 ve 2000 arasında çok yaygın olan- ürün pazarlama sürecini, girdileri ve tüketici mallarını düzenler. Ayrıca teknik yardım ve eğitim verirler ve belediye ve mikro-bölgesel seviyelerde bir çeşit planlama yaparlar.lxxxvii lxxxviii Çoğu durumda tarımsal ve sığır yetiştirme ürünlerini de gözden geçirirler: kağıt hamuru makineleri, süt pastörizasyonu için mikro merkez, soğuk-depolama aletleri, pirinç hasatçıları, depolama aletleri ve başka şeyler yaparlar.
Gördüğümüz gibi, yerleşimler daha sonra yerel ya da mikro-bölgesel piyasalara katılmaya başlar. Bu kooperatifler yerleşimciler ve bölgenin birçok küçük çiftçisi için başvuru noktaları olur. Yerel ticaret, politik otoriteler ve yerel topluluklar bu deneyime büyük saygıyla bakmaya başlıyor. MST’nin bu artan prestiji kırsal işçilerin yanı sıra aynı zamanda kentteki diğer işçilerin örgütlenmesinde olumlu bir etkiye sahip olmasını mümkün kılar.lxxxix
Bu kooperatifler tarafından yerine getirilen hizmetler üyelerinin etkili bir şekilde çalışabilmesi ve bütün idari gereksinimleri yerine getirebilmesi için çok faydalı olmasına rağmen, bu görevleri üstlenecek eğitimli kadrolar aramak zorunda kaldılar ve bu kadrolar çoğunlukla MST kadroları oldu. İdari hizmetleri sürdürdüklerinde, evvelki politik sorumluluklarını terk etmek zorundadırlar ve bu Hareketin politik yönünü zayıflatır.
Kredi Kooperatifleri
1996’da, birçok üretim kooperatifi ve bölgesel hizmet kooperatifleri örgütledikten sonra, MST kredi kooperatiflerinin çoğalması üzerine bir tartışma başlattı. Yerleşimcilerin birikimlerini kullanmak ve daha önce bahsettiğimiz Tarım Reformu Kredi Programı (PROCERA) gibi, devlet kredilerini yerleşimcilere aktaracak bir birim olmak düşüncesi hakimdi.
O zamanlar Parana, Cantagalo’da oluşturulan Kredi Kooperatifi’ni (CREDİTAR) izlemeye karar verildi. Ve bir başka CRENHOR yaratmak için Rio Grande do Sul, Sarandi’de de tartışmalar başlattı.xc
Sarandi’deki CRENHOR Örneği
Novo Sarandi’de olup bitenlere bakalım.xci Daha önce söylediğimiz gibi, bir ticaret kooperatifi olan COANOL’e sahiptiler. Bu kooperatif kredileri küçük çiftçilere ve yerleşimcilere aktarmak düşüncesiyle, vekalet ettiği sermayeyi kullanarak, Banco do Brasil, Bndesxcii ve Rio Grande do Sul (Banrisul) Devlet Bankası gibi federal mali kurumlardan kredi bulmaya çalıştı. Bu bankalar parayı bir kredi kooperatifine vermek hususunda özen gösterir çünkü bankanın müşterilerine vermesi gereken bütün hizmetler kooperatif tarafından üstlenilir.
Bu kredi kooperatifinin üyeleri MST, Küçük Çiftçiler Hareketi (MPA) vb. gibi örgütlü gruplar ya da hareketler olmalıdır. Kooperatif projelerin ve sözleşmelerin kaleme alınmasını üstlenir ve bunların kaydından sorumludur. Çiftçinin artık kente gitmesi, bankada kuyrukta dikilmesi, finansmanı için vakit kaybetmesi gerekmez; kredi kooperatifi topluluğa gider ve bu tarz faaliyet için oraya bir şube koyar. Başka şeylerin yanı sıra, banka hizmetleri için yüzde on ve on bir arasında masraf yazarken, kooperatif çok düşük bir faiz, sadece yüzde yedi, ister. Öte yandan, güçlük çekenlere yardım etmek için özel bir kredi planı oluşturma olasılığını iyice düşünmüştür. Eğer banka %1,4 masraf yazarsa, kooperatif sadece yüzde bir masraf yazacaktır.
Bu kooperatif otuz dört üyeyle 1996’da başladı, ancak çok hızlı bir şekilde büyümeye başladı ve bugün dört bin altı yüzden daha fazla üyesi vardır. O yıl, Küçük Çiftçiler Hareketinin mücadelesi sayesinde, üyelerin sübvansiyonun yanı sıra özel bir kredi planı oluşturdular: Aile Tarımının Takviyesi için Ulusal Program (Pronaf), fakat hiçbir banka bunu vermeye istekli değildi. Novo Sarandi Kooperatifi bu görevi üstüne aldı. Bankalar Kooperatifin gösterdiği başarıyı fark ettiğinde, bütün dışarıda bırakılanları bir daha kazanmayı denedi.
Şimdi Kooperatif 21 belediyede vardır ve Merkez Bankası (Banco Central) tarafından yetkili kılınmadığı için daha fazla görev üstlenmemektedir. MST, hizmetlerini genişletmesi için diğer belediyelerden sürekli talep geldiğinden bu kooperatifin hareket alanını arttırması için bankanın yetkisini istedi, fakat banka bu görevi üstlenmesi için kooperatifi değil, diğer bankaları tercih etti. Bugün kooperatiften insanların topluluklarında Banco de Brasil ve diğer bankalardan personeli insanlarla konuşurken bulmak olağandır: bankalar kooperatifin çalışma tarzını benimsemek zorunda kaldı.
CRENHOR muazzam itimada sahiptir çünkü örgütlü gruplarla çalışır ve bundan dolayı, hiçbir hata oranı yoktur. Her zaman borç verdiği parayı tahsil eder. Eğer bir üye karşılık vermezse, sorumluluğu üstlenen kooperatiftir. Şahsi krediler vermez, ancak kişi grubun bir üyesiyse ve onların tam desteğine sahipse kredi verilir. Bu ayrı tutulanların dahil edilmesini daha kolaylaştırır, zira bir çiftçinin çok az kaynağı olsa bile, eğer kolektif desteğe sahipse borcu üstlenme ihtimaline göre kendisine bir kredi verilecektir –küçük bile olsa, bu her zaman değerli bir şeydir.xciii Bu bankaların kendini güvende hissetmesini sağlar, borç verdikleri bütün paranın geri geldiğini bilirler.
Kendi Kredi Sistemimiz Doğrultusunda mı Yol Almalıyız?
MST’nin kendine ait bir kredi sistemine sahip olması gerektiği kanısına varıldı. Elbette hareket her zaman Tazmin Odası, Banco do Brasil, Bndes ve Banrisul gibi başka mali kurumlarla anlaşmalar imzalamak zorunda kalacaktır; hizmetler, bununla beraber, oyunun kurallarını koyacak bir kooperatif içerisinde örgütlenecektir.
Engeller
Her zaman olduğu gibi varolan kapitalist sisteme karşı herhangi bir alternatif karşısında, egemen sınıflar pasif kalamaz ve krediler alanındaki bu halkçı adımı kabul edemezler. Son zamanlarda engeller çıkarmaya başladılar. Eğer geçmişte bir kooperatif toplumsal sermaye miktarının yirmi misli borca girebiliyorduysa, şimdi sadece sermayesinin beş misli kadar girebilir. Eğer geçmişte bin reyal ile (her elli reyal ile yirmi üye) bir kooperatif oluşturulabiliyorduysa, şimdi elli bin reyale ihtiyaç vardır. Bütün bunlara ilâveten kredi kooperatiflerinin kooperatif mülklerinin net miktarının sekiz misline sahip olması gereken bir kredi merkezine bağlanması gerektiği söyleniyor.
Borç ve Bürokratizm
Ancak işleri güçleştiren yalnızca bir düşman stratejisi değildir, aynı zamanda MST’nin kendi başlangıç projesinin büyümesinden kaynaklanan sorunlar vardır. Alvaro de la Torre’ye göre asıl fikir, büyüklüğü üye çiftçilerin tasarruf kapasitelerine göre olacak kredi kooperatifleri yaratmaktı. Aynı zamanda bu grupların devlet tarafından dağıtılan kredileri köylülere verebilecekleri düşünüldü. Sorun CRENHOR’un çok fazla büyümesiydi, aşağı yukarı yedi ya da sekiz şubesi vardı ve orta ölçekli bir kredi kurumu olduğundan daha önce bankalar tarafından gerçekleştirilen bütün bir muhasebe ve idari işlemler dizisini yerine getirmeliydi.
Üyelerin artık denetleyemediği çok büyük bir idari bölüm oluşturmak zorunda kaldı; yöneticinin kendisi bile çok sıkı bir kontrol uygulamadıkça güçlükler yaşadı. Örneğin, günlük faaliyetlerin bilançosunu yapmalıydı ve bu çok fazla zaman alıyordu. Üyelerin kontrolü bir temsilci aracılığıyla dolaylı bir şekilde yapılmaktaydı.
Ve CRENHOR’un faaliyetlerinde sadece üyelerin tasarrufları esas değildir, hükümet kredilerinin transfer edilmesinden de sorumludur. CRENHOR zamanında ödeyen müşteri ile ödemeyen müşteri arasında ayrım yapmaya son verir ve kredileri en çok ihtiyacı olanlara dağıtmamaya, zamanında ödeyenlere dağıtmaya eğilimlidir. Ve hepsi bu değildir: yeniden dağıtılan kredileri devletten önce karşılaması gerektiği için, borçluları adaletin ellerine vermeye zorlanmıştır. Aynı şey hizmet kooperatifi COANOL ile oldu. Fonları üyelerinin tasarruf kapasitesinin çok üstüne çıktı. De la Torre kooperatiflerin sermayesinin yalnızca üyeleri tarafından katkıda bulunulan payların toplamı olması gerektiğini düşünüyor –borçların ödemesini garanti altına alabileceği ve üyelerin kooperatiflere sahip olduğunu hissedebileceği tek yol budur. Ancak bu gerçekleşmez. Hem kredi kooperatiflerinin mirası hem de hizmet kooperatiflerininki büyük ölçüde kooperatif dışındaki kaynaklardan gelir ve bu sistemi çökertir: Kooperatifler giderek borçlanır, kooperatifleri terk eden üyeler borçlarını ödemez ve dayatılan teknolojik paket girdiler üzerine gerekli olduğundan daha fazla harcatır, böylece kârları düşer ve sorun büyür.
Kredi kooperatifi CREDİTAR’dan sorumlu Mário Schons, durumun çok daha çetin olduğunu itiraf eder zira –başka şeylerin yanı sıra- CREDİTAR, kredi kooperatifleri Merkez Bankası kurallarıyla idare edilir ve eğer banka aniden hesapları kontrol edecek olsaydı, bunu yapma hakkı olurdu. “Eğer kooperatif köylüleri desteklemeyi sürdürmek isterse, bu bir kez daha yerleşimciyi topraksız bir insan yapacaktır. Bu kapitalizmin sizi yapmaya sevk ettiği çelişkidir. Bu tarz bir soruna meydan vermemek için, kooperatifin kendisi önlemler alır: köylünün parasal durumunu değerlendirir ve köylü daha fazlasını istese bile, kendisine sadece bu kapasiteye tekabül eden miktarda para verir.” xciv
Sonunda, bu uzun yol süresince MST, mevcut yasaların geleneksel olanlardan farklı bir kooperatif oluşturmak konusunda herhangi bir çabaya girişmenin bir deli gömleğine eş değer olduğunu kanıtlayabildi. MST’nin mevcut Kooperatifler Kanununun değiştirilmesinde ve geleneksel olanlardan farklı işçi kooperatiflerinin örgütlenmesini teşvik etmek için bir yasa tasarlanmasında ısrar etmesinin nedeni budur.

BÖLÜM 4: MST’DE EĞİTİM

I. İLK DENEYİMLER
İlk önce, MST’nin temel önceliği toprak için mücadeleydi, fakat daha sonra bu öncelik eğitimde oldu. Bunun kanıtı birçok ders aldıkları, MST’nin öncü kamplarından Rio Grande do Sul’deki iki deneyimdir? Encruzilhada Natalino ve Anonni
4. ENCRUZILHADA NATALINO
1981’de Encruzilhada Natalino işgal edildikten sonra, aileler siyah branda bezi çadırlarını inşa etti ve örgütlerini yavaş yavaş kurarak kampta yaşamaya başladı. Bir sürü çocuk –200 civarında- kamp alanı etrafında koşuyor ve oynuyordu. Günlerini ailelerinin mitinglerinde ve toplantılarında, millerce uzun yürüyüşlerde, açlık ve karmaşa içerisinde geçiyorlardı. Çocukların endişe verici durumunun farkında olan bazı yetişkinler çocuklar hususunda ne yapacakları hakkında düşünmeye başladı. Çocukların oyunlarını yönlendiren, neden kamp yaptıklarını anlatan ve hatta onların bazı kamp faaliyetlerine katılmasını sağlayan anne grupları vardı. O zamanlar hiç kimse bir okul olasılığını düşünmedi: Temel meseleleri bu çocuklarla nasıl ilgilenileceği ve yol kenarında yaşadıklarından çok fazla tehlike içerisinde olmalarının nasıl önüne geçileceğiydi. “Katılmaya mecbur edildikleri” mücadeleyi çocukları da düşünerek değerlendirmeleri gerektiğini biliyorlardı.
Yavaş yavaş, çocuklar neden ailelerinin mücadele ettiğini anladı ve onlar da bu fikri savunmaya başladı. Kamp yapanların arasında sonradan yerleşimin ilk öğretmeni olan bir öğretmen –Maria Salete Campigotto- bulunması bir şanstı. Çocuk faaliyetlerinin koordinasyonunu o ele aldı. Bir yıl sonra, Encruzilhada’dan ailelerin bir kısmı köylüler için önceden ayrılan başka topraklara gitti. 180 okul çağında çocuk vardı, bunların 112’si okumayı ya da yazmayı bilmiyordu. Bu durum aileleri endişelendirmeye başladı. O sıralar Maria ve bir başka öğretmen, Lucia, Nova Ronda Alta’da (Ronda Alta Belediyesindeki eski Encruzilhada Natalino) birden dördüncü sınıfa kadar bir devlet okulu oluşturulması için kampçılar arasında mücadeleyi teşvik etmeye başladı. Birçok konuşma ve toplantıdan sonra, Eğitim Bakanlığı bu okulun inşasına müsaade etti. Bu olay 1982’deydi, buna rağmen okul ancak iki yıl sonra yasal oldu.
Büyük pedagog Paulo Freire’nin fikirlerinden etkilendikten sonra, bu öncü öğretmenler ailelerle sistematik toplantılar düzenlemeye başladı ve topraksız çocuklar için ilk defa “farklı” bir okul deneyimine giriştiler. Bu okul öğrencilere “bu ailelerin mücadele tarihini ve çocukların toprak ve iş sevgilerini” arttırarak okuma ve yazmayı öğrencilerin kendi yaşam deneyimleri aracılığıyla öğretmek zorundaydı.
5. ANONNI
Bir başka ilginç deneyim Sarandi’de meydana geldi. 1985’de topraksız çiftçiler, şimdiye kadar ki en büyük kampı yaratarak, Anonni çiftliğini işgal etti: 1500 aile ve 2500’den daha fazla çocuk orada toplandı.
Farklı görevler üstlenmek için, çocuklarla çalışmaya ilgili insanlardan oluşan eğitim ekibini da içine alan, çalışma grupları örgütlediler. Liderlere göre, başlangıçta hiç kimse ne bir okul düşünmüş ne de herhangi biri okuldan bahsetmişti. Örneğin Encruzilhada’da, çocuklara neden orada olduklarını açıklamak ve şarkı söylemeleri, koşmaları ve oynamaları için onları gruplar halinde örgütlemek zordu.
Bununla birlikte aylar geçtikçe, kampçılar için hiçbir çözüm belirmedi, eğitim ekibi kampın kendi içerisinde bir okul düşünmeye başladı. Ekip ikiye bölünmüştü: Okulun daha büyük bir mücadeleye neden olabileceğine, mücadele içerisindeki ailelerin aktif katılımı ve seferberlik açısından bir engel olabileceğine inandıkları için bunu onaylamayanlar vardı; ve toprağın uzun bir süre dağıtılmayacağını ve çocukları eğitme ihtiyacı üstlenilmeseydi, birçok ailenin kampı terk etmeye karar vereceğini düşünenler vardı. Ve Anonni’nin bir yerleşim olabilme olasılığı da bulunduğu için, okul o kadar geçici olmayacaktı.
O zamanlar orada bulunan insanlar kampta resmi bir okul mücadelesinin sürdürülmesi maksadıyla bütün ailelerin desteğini almak için yaşanan iç tartışmaların ardındaki güçlükleri hatırlar.
İlk yaptıkları şey muhtemel öğrenci sayılarını bulmaktı. Yedi ile on dört yaş arasında altı yüz elli çocuk vardı. Daha sonra deneyimli öğretmenler aradılar. On beş öğretmen olduğunu ve ayrıca birinci sınıfı bitirmemiş ancak yardım etmek isteyen birçok insan olduğunu öğrendiler. Bu bilgi kamp içerisinde bir okul örgütleme ihtiyacı konusunda kararsız olan aileleri ikna etmek için sonuç alıcı oldu.
Eğitim ekibi Halk Eğitimde öğretime başladı ve Nova Ronda Alta’dan öğretmen Maria ve Lucia ile sözleşme yaptı. Aynı zamanda yerel yetkililerle görüşmek için bir aile-öğretmen komisyonu oluşturdular. Komisyon ilk toplantısını Sarandi belediye başkanı ile yaptı ve başkanı kamp içerisinde bir okulun inşa edilmesi fikrine ikna edebildiler; fakat ikinci toplantıda, belediye başkanı “okul bir kamp için olduğundan hükümet onayını almanın zor olacağını –bir başka deyişle, henüz yasal bir mücadele alanı değildir” dedi. Sonradan, 1986’da, Eğitim Bakanını tanıyan Porto Alegre’den bir öğretmenin bağlantısı sayesinde, kendisiyle bir toplantı düzenlendi, ancak bir kere daha sadece vaatler vardı, buna karşın hiçbir çözüm yoktu. Zaman geçti ve halen çocukların bir okulu yoktu.
Ertesi sene, bir kere daha belediye başkanının ofisine gitmeye karar verdiler; orada çok büyük bir çadır yapmak için birçok plastik branda bezi parçası buldular ve burası bütün okul odalarını yerleştirecekleri ve derslerine başlayacakları yer oldu. Üç vardiyaları vardı: birinci ve dördüncü sınıf arasındaki altı yüz öğrenci için yirmi üç öğretmen bulunuyordu.
Bir zaman sonra devlet, okul için binayı onayladı. Bu bir MST kampındaki ilk resmi okuldu. Okul yılı bittiğinde yeni okula taşındılar. 1987’de, okul inşa edildikten kısa bir süre sonra, kampta bazı önemli olaylar cereyan etti. Onları çıkartmak üzere bir faaliyet vardı: çiftlik çevresinde topraksız köylüleri Cruz Alta (Rio Grande do Sul’in merkez bölgesindeki belediye) dışına gitmeye zorlayan çok büyük bir polis kuşatması tertiplenmişti. Bu kuşatmaya tepki olarak eyaletin her yerinde önemli gösteriler oldu.
“Öğretmenler çocuklarla ve aileleriyle konuştu ve onlarla birlikte bütün bu olaylara katılmaya karar verdi. Anonni’yi terk eden ve tarım reformu mücadelesi için destek isteyerek eyaletin bir başından öbür başına giden öğretmenlerden biri otuz çocuktan oluşan meşhur hac yolculuğuna koyuldu.”
Kampta olup bitenler ve sınıfta olanların bu kombinasyonun olumlu sonuçları oldu: yavaş yavaş, aileler, öğretmenler ve çocuklar fikirlerini değiştirmeye ve eğitim sürecini anlamaya başladılar. Kampçıların gerçekliğine odaklanan, farklı bir eğitim için mücadele etmeleri gerektiğine inanmaya başladılar. İnsanlar çocuklarının etraflarında olup biten her şeyi anlamalarını ve koşulları dönüştürmek için bu eyleme katılmalarını istediler.
Daha sonraları, işgalciler yerleştirilirken, Anonni 16 alana bölündü: Aileler dokuz bin hektardan oluşan bütün bir çiftliği işgal etti, böylece artık bütün çocukların aynı okula gitmesi imkânsızdı. Daha sonra daha fazla okul için mücadele etmeye başladılar ve bu mücadele sayesinde, kendilerine kamp için yedi eyalet okulu müsaade edildi. Bu “örgütün gücünü kabul ettirdi ve eyalet içerisindeki bütün MST gruplarında okul sorununa dikkat çekti.”
Bu iki örnekte görülebileceği gibi, topraksız köylülerin çocukları için devlete okul tahsis ettirmek amacıyla izlediği yol köylülerin yerleşmek için toprak almasına oldukça benzerdir. Müzakereler aylar ve hatta yıllar alır, böylece hem kampçılar hem de yerleşimciler uydurma okullarla başlamaya zorlanır.
Halihazırda yasal olarak tanınan yerleşimler örneğinde, devletin okullar yaratmasının ve bunların faaliyetleri için koşulları garanti etmesinin yasal sorumluluğu olduğuna dikkat çekmeliyiz.
6. ÖĞRETMENLERİN KÖKENİ
Okul ve kamp arasındaki bu birlik eğer öğretmenler öğrencileriyle kamp yapmamış olsaydı imkansız olurdu. Başlangıçta öğretmenlere kamp yaptırıldığı gerçektir ve belediye, acil durum önlemi olarak, onlarla belli bir süre için sözleşme imzaladı, zira müfredat programları yetersizdi. Herhangi bir bilimsel ünvanları yoktu, bu yüzden memuriyet için bir kamu görevine aday olamadılar.
1988’de, Eğitim Bakanlığı sözleşmelerini yenilemedi ve onların yerine kampçıların yaşamı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyen bir grup devlet öğretmenini vekil olarak tayin etti. “ [...] güvencesiz çalışma koşullarının beraberinde, kendilerini topraksız insanlar olarak adlandıran ‘tuhaf’ insanlarla uğraşmanın çok zor olduğu bir yere gönderilmekte olduklarını biliyorlardı –ve bütün bunların hepsi bir gıdım maaş içindi.”
Bu deneyim tam bir fiyaskoydu. Yağmur yağdığında, hiç ders olmuyordu çünkü bu öğretmenler oraya ulaşamıyordu; ve dersler olduğunda –kamptan bir öğretmenle dışarıdan bir başkası arasındaki farkı algılayan- çocuklara yeni öğretmenleriyle öğrendiklerinin önemli ve cazip olabileceğini inandırmak güçtü. Bunun sonuncunda MST kamplarda ve yerleşimlerde mezun öğretmenlere sahip olma gerekliliğini anladı, “zira bu devletle anlaşmaların görüşülmesinde yardımcı olacaktı” ve bu nedenle dışarıdan öğretmenlerin dayatılmasına meydan verilmedi.
Öte yandan, “içeriden” öğretmenler ve “dışarıdan” öğretmenler arasındaki karşıtlığın da sonsuz olamayacağını anladılar. “Mesele kampta yaşamayan bütün öğretmenlerin ayrı tutulması değildi, bunun yanında her bir öğretmenin –nereden geldiği hiç fark etmez- çocuklar ve toplulukla gerçekten kenetlenmesinin arzulanmasıydı.”
7. YAŞAMLARIMIZLA BAĞLANTILI BİR OKUL
Anonni’deki bu ilk okul farklı türde bir okuldu. Profesör Neive’ye göre, “bakış açılarının çalışmayı ve yeni bir yaşamın örgütlenmesini etkileyebileceğini” düşünen “aslında pratik olan” bir okuldu; bu okul yerleşimde olup bitenle sınıfta çalıştıkları arasındaki bu anlamsız ayrımın olmadığı mücadelenin ilerlemesini sağlayan bir araçtı ; ancak her şeyin üstünde, öğrencilerine “gerçeğin değiştirilebilir bir şey olduğunu” düşündürten bir okuldu.
Öğretmenlerin tamamı Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulan öğretim programlarını kabul ettiği ve bütün yapmaları gerekenin bunun içeriğine uymak olduğu geleneksel okulların tersine, bizim yerleşimlerimizde aileler ve öğretmenler çocuklarına ne öğretilmesi gerektiğini üzerine anlaşır: İnsanların neden ve aklında hangi düşünceyle kamp yaptığı gibi somut şeyler ortaya konması gerekir.
Gerçeklikten başlamak, fakat aynı zamanda çocuklara başka yeni ve bilinmeyen şeyler öğretmek önemliydi, çünkü eğitim sadece MST deneyimleriyle sınırlandırılamazlardı. Hayata içinde yaşadıkları gerçeğin global ve eleştirel bir düşüncesiyle hazırlanmalıdırlar. Öğrencilerin somut yaşam deneyimlerinden başladıktan sonra, tamamen hoş ve münasip kabul ettiğiniz fakat bütünüyle öğrencilerin deneyimine yabancı bir programı adapte ederek onlara Portekizce, matematik vb. öğretebilirsiniz. Nasıl öğreteceğinizi tartışmak kadar ne öğreteceğinizi tartışmak da gereklidir.
Yöntem ve öğretmen-öğrenci ilişkisi, bilhassa bu alandaki öğretmenlerin önceki deneyimleri, çok büyük bir güçlük olmuştur: “Geleneksel çalışma tarzını terk etmek zorunda kaldılar. İnsanlar öğrenciler boş kaplarmış gibi kendi öğretim malzemelerinin içeriğini öğrencilerin kafasına boşaltarak, geleneksel eğitim öğretmeye, sınıfa gelmeye ve sadece konuşmaya alışkındı.”
“Kampta işler farklıdır. Çocuklar insanları sorgular, daha açıktırlar, öğretmene soru sormak konusunda daha iyi hazırlanırlar.” “Öğretmen artık emir veren bayan değildir, lâkin o mücadelede bilen ve öğreten, bununla birlikte dinleyen ve öğrenen bir yoldaştır. Ve gözlemledikleri ya da ailelerinin mücadelesiyle birlikte yaşadıkları yeni deneyimlere oldukça duyarlı olan çocuklar bu müstesna okulun en önemli öğretmenleridir.”
Eğer öğretmenler aynı yerden gelirse, ilişki daha kolaylaşır, ancak eğer kampın dışından gelirse ilk önce “öğretmenin –özellikle küçük kır toplulukları içerisinde- en yüksek otorite, okul bilgisinin mutlak hükümdarı olarak görüldüğü geleneksel görüşleri yıkarak” işe başlaması gerekir.”
Aşağıdaki anekdot çocukların demokratik tutum içerisinde nasıl geliştirilebileceğinin iyi bir örneğidir. Bir gün, “Topraksız Çocuklar” okulun bütün öğrencileriyle bir toplantı düzenlemeye karar verdi. Toplantıyı yönetecek çocuğu seçtiler ve görülecek işlere karar verdiler. Bu insanların dikkatini çekti çünkü bu çocukların olaylar için sorumluluk duymaya başladığı anlamına geliyordu. Bu toplantı boyunca öğrenciler belediye başkanının uzun zaman önce kendilerine vaat ettiği kahvaltıyı değerlendirdi –orada belediyeye gitmeye ve sözünü tutmasını istemek için onunla konuşmaya karar verdiler.
İşin kolektif bir biçimde örgütlendiği yerleşimlerde, çoğu kez çocuklar kendi örgütlenmelerini oluşturmak için kendilerini motive edilmiş hisseder. Nova Ronda Alta’da, örneğin, çocuklar günlük sorunlarını değerlendirmek ve yerleşimde üstlenebildikleri görevleri bölüşmek için haftalık toplantılar yapmaya alıştı. Bu deneyimler okulun yerleşimlerdeki ve kamplardaki çalışma ekiplerinin ve sektörlerinin minyatür bir örgütü olmasını kolaylaştırır.
II. FARKLI BİR OKUL ÖNERİSİ
1. “YENİ İNSANI” HAZIRLAYACAK BİR OKUL
MST tarafından önerilen bu “farklı” okul, ideoloji ve egemen sınıfların geleneklerini yeniden üreten bir araç ve kapitalist sistemin endüstrisi için ucuz emek hazırlamakta etkili bir aygıt olan “resmi” geleneksel okulun kökten karşıtıdır: Resmi okul insanları eğitmez, o üretici bir makinenin “parçalarını” hazırlar, öğrencilerin bütün bilmesi gereken işlerini etkili bir şekilde yerine getirmeleri için tamamıyla gerekli olandır, ne kendilerine ait fikirleri olmalıdır, ne de kendi beyinleriyle düşünmelidirler –işlerini “otomatik bir şekilde” yapmalıdırlar. Böylece sadece bireyci, rekabetçi ve maşist insanlar yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda pasif ve bağımlı insanlar yaratırlar.
Bunun aksine, MST okulları çalışmalarını çocukların bütünlüğe dayalı bir şekilde hazırlanması, “yeni bir toplum ve yeni bir dünya için yeni bir kadının ve yeni bir erkeğin” hazırlanması üzerine yoğunlaştırır. Çok fazla baskıya ve ayrıma maruz kalan insanların bu bütünlüğe dayalı hazırlığı için MST, Jose Martin’in ve Anton Makarenko’nun çalışmalarıyla birlikte profesör Paulo Freire’nin Pedagogía del Oprimido ismiyle basılan öğretim yöntemini kullanır.
MST belli bir öğretmen ya da akımın teorisini dikkate almaz; bu teorinin birçok akademisyenden öğeler içerdiğini söylemek daha doğru olur. Bu mücadele belli fikirleri anonimleştiren ve diğerlerini kızağa çeken pratik yoluyladır. Kendi tutumunu sürekli olarak düzelten, değiştiren ve yeniden inşa eden teori ve pratik arasındaki bu sürekli ilişkinin ve yazılanların eylem yoluyla desteklenmesinin “insanların toplumsal bir hareketin parçası” olmalarının doğrudan sonucu olduğuna hiç şüphe yoktur.
“MST pedagojisi, öyleyse, tarihin biriktirdiği farklı öğretim yöntemleri uygulamasının bir sonucudur.” Hareket bunu her özgün koşula göre uyarlar ve değiştirir. Mesele “yerleşimlerde ve MST içerisinde insanların ihtiyaçlarını karşılayan bir öğretim yöntemi” hazırlamaktır.”
2. YENİ TARZ BİR PEDAGOJİ
Düşünce şudur: toplumsal dönüşümün temsilcileri olmak için, kendi geleceklerinin evrimini aktif bir şekilde üstlenebilecek kadın ve erkekler oluşturmak. Bu öğretim yöntemi insanları doldurulacak boş şişelermiş gibi yorumlamaz: Bilenin sadece öğretmen olmadığı, bunun yanında her kişinin kendine has bilgi sahibi olduğu ve herkesin eğitim yolunu birlikte yürüyebilmesi için bütün bu farklı bilgilerin paylaşılması gerektiği fikrine dayalıdır. MST bu süreçte öğrencilerin sıfırdan başlamadığına inanır, çünkü “öğrenciler beraberlerinde muazzam bir bilgi, arttırılması gereken çok zengin bir tarih getirir.”
Bu yeni tarz pedagoji kendi öğrenim süreçlerinin öncüsü, dünyayı kavrayışlarının kurucusu olacak insanlar oluşturmak ister. İnsanlar birbirlerinden öğrenmeye, aralıksız araştırmalarında birbirlerini zenginleştirmeye hazırdır. Kafasında bu amaçlara sahip olan bir okul “kapalı bir öğretim modeli, isterse dünyada en ‘devrimci’ olsun, belli bir öğretim yöntemiyle, sabit bir kurumsal yapı” tarafından idare edilemez” –bunun yerine, öğretim herkesin, her zaman, her daim gerçekten öğreneceği ve öğreteceği bir şeyi olduğu bir öğretim yöntemi kullanarak, açık olmalıdır. Tıpkı yaşam gibi: insanlığın ritmini ve onun öncülerini, halkı takip eder.
MST öğretim yöntemi kendisinin temel yapısını oluşturan farklı öğelerden meydana gelir : toplumsal mücadele (“çelişkiler, mücadeleler, zaferler ve yenilgiler”); kolektif örgüt (kampın ya da yerleşimin örgütsel deneyimleri); (köylüler için derin manası olan) toprak; iş ve üretim (iş için eğitim ve iş yoluyla eğitim); kültür (hem MST tarafından yaratılan yaşam tarzı hem de topraksız insanların mücadele, din, sanat vb. ilgili olarak kendi sembollerini, kendi mistiklerini yaşama biçimi); seçim gücü (insanlar oy kullanma imkânı edindiğinde eğitilir ve –bireysel ya da kolektif olarak- seçimleri hakkında düşünürler); tarih (belleği eğitir ve tarihin “canlı” muhtevasını yorumlar: tarih insanlar tarafından kurulan bir şeydir); ve okul ile topluluk arasındaki denge.
3. MST’NİN EĞİTİM TUTUMUNUN TEMEL İLKELERİ
MST’nin eğitim tutumu aşağıdaki ilkelere dayanır:
Birincisi: gerçeği bir başlangıç noktası olarak ele alarak eğitin. “Okul okumayı, yazmayı ve gerçeğin –hem yerel hem de genel- nasıl analiz edileceğini öğretmeli ve pratik yoluyla eğitim vermelidir.
İkincisi: öğretmen ve öğrenciler birlikte çalışan, öğrenen ve birbirine öğreten yoldaşlardır: ne her şeyi bilen öğretmenler, ne de bu bilgiyi edilgin bir şekilde alması gereken öğrenciler vardır.
Üçüncüsü: eğitim öğrenciyi entelektüel ve el ile yapılan işe hazırlamalıdır.
Dördüncüsü: dayanışma, yoldaşlık, kolektif çalışma, sorumluluk, insanların sorunlarına merak gibi değerleri teşvik ve telafi etmelidir.
Beşincisi: “kişinin bütünlüğe dayalı gelişimini üstlenmelidir.” Asıl amaç, söylediğimiz gibi, “yeni bir toplum ve yeni bir dünya için yeni bir kadın ve yeni bir erkek” oluşturmaktır.
Altıncısı: okul teşkilâtı çocukların ve genç insanların her yönde gelişmesi için gerekli koşulları yaratmalıdır.
4. ÖĞRETİM İLKELERİ
Aşağıdakiler bu yeni okulun öğretim ilkeleridir:
1) Ders Çalışma ve İş
Çalışmanın gerekli bir değer olduğuna ve bir çocuğun ancak okulda da bu değeri öğrenirse çalışmayı sevmesinin söz konusu olacağına inandığı için , MST okulda çocuğun sadece öğrenim görmemesi gerektiğini bunun yanında çalışması da gerektiğini düşünür. Çocuk her türlü şeyi öğrenmelidir ve aynı zamanda çalışmanın toplumsal önemini öğrenirken bunları yaparak öğrenmelidir.
2) Kendi Kendine Örgütlenme
Okul sadece öğrenim görmek ve çalışmak için bir yer olamaz; orada, çocuklar aynı zamanda kendilerini nasıl örgütleyeceklerini öğrenecektir. Okul hizmetlerinin ve teşkilâtının aktif katılımcıları olmalıdırlar: grup çalışması; karar alımı; diğer şeylerin yanı sıra, bütün öğrenciler ve öğretmenler tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri planlama ve değerlendirme.
3) Demokratik Katılım
Okulda ayrıca öğrenciler arasında, öğrencilerle öğretmenler, öğretmenlerin kendi aralarında, okulun yerleşimle arasındaki günlük ilişkiler yoluyla yürütülen demokrasiyi öğrenirler. Karar almayı, başkalarına saygı duymayı, bütün grup tarafından alınan kararlara saygı duymayı ve bu kararları pratiğe geçirmeyi öğrenirler.
4) Yerleşimin ya da Kampın Bir Parçası Olarak Okul
Okul içerisinde çocukların çalışma ve örgütlenmesinin topluluktaki yaşamla ilişkisinin olması ve okulun gelişimini yerleşimin ya da kampın parçası olarak varsayarak, sonrası için okulun gelişimini takip etmek önemlidir. Aynı zamanda, “sadece öğrencilerin aileleri değil bütün topluluk okulun kurallarını değerlendirmelidir” çünkü bu başarı bütün ailelere aittir.
Bir MST okulu bilgiyle dolu bir öğretim programına değil; çocukların yaşadığı deneyime dayanır: işe, örgütlenmeye, birbiriyle ilişkili olan yeni biçimlere, yeni keşiflere, topluluğun günlük sorunları sırasında meydana gelen sorunlara dayanır.
5) Öğretmenlerin Özellikleri
“MST okulları herhangi bir öğretmene sahip olamaz” Öğretmenler iş boyunca çocuklarla birlikte olmalı, onların kendilerini örgütlemelerine yardım etmeli, onlara yol göstermelidirler. Bütün kararları onlar almamalıdır, fakat daha çok çocukları bunu yapmaya teşvik etmelidirler. Aynı zamanda, yerleşim yaşamına katılmalıdırlar. Yalnızca teknik bir eğitim yeterli değildir, aynı zamanda politik eğitim almalıdırlar.
6) Bütünlüğe Dayalı Eğitim
Bir MST okulu sadece çocukların zihnini geliştirmekle yetinmemelidir. Çocuklar açısından kendi bedenlerine ve kendi sağlıklarına nasıl bakacaklarını öğrenmek önemlidir; “hislerini geliştirmek ve açıklamak ve bütün tezahürleri içerisinde yaşamın anlamını tam anlamak için; savaşmayı ve mücadelede sert olmayı öğrenmeli, ancak hiçbir zaman duyarlılığı ve hassasiyeti kaybetmemeli ve adaletsizlikler konusunda her zaman öfkeli olmalıdırlar.”
5. OKULUN ORGANİK YAPISI
“Okulun işleyiş tarzının geliştirici ve eğitsel bir deneyim olduğunu” gözlemledikten sonra, MST “bir okulu farklı yapmak için öğretim programını ve sınıfta metodolojiyi değiştirmenin yeterli olmadığını” düşünür. Okulun örgütlenme tarzı ve üretilen toplumsal ilişkiler bu yüzden içerik ve yöntemler kadar önemlidir.”
Bu yeni tarz ilköğretim okulunun olması için 1994’den beri eğitim bölümünün bir öneri kaleme almasının nedeni budur. Bu öneri MST okullarının pratik çalışmaları yoluyla yaşanan başarı ve hataların neden olduğu birçok değişiklik ve gelişme geçirdi. Bu yöntemsel öneri evde ve topluluktaki hem öğrenci hem de öğretmenlerin örgütlenmesini düzenlemeyi ve desteklemeyi içerir.
1) Öğrenciler
Öğrencilerin kendilerini eylem gruplarına göre örgütlediği öne sürülür. Tıpkı kampta ya da yerleşimde olduğu gibi öğrenci aileleri aile gruplarına katılmalıdır, dolayısıyla okulda, temel örgütlenme bu faaliyet gruplarıdır. Öğrenciler koordinasyon temsilcilerini, vekillerini ve okul odası sekreterini seçerek, “kendilerini örgütlemeye davet edilmelidir.”
Bu gruplar sınıfta öğrendiklerini birlikte çalışabilir; ödevlerini yapabilir; sınıflarını temizlemeye ve süslemeye yardım edebilir; kahvaltıları dağıtabilir; mistiği hazırlayabilirler vb. Öğrencilerin kendilerini örgütleyebilmelerinin bir başka yolu sınıf gruplarındadır: toplantılar düzenlemek, sınıfta paylaştıkları yaşam için tüzük kaleme almak, eğitim sürecini değerlendirmek, gönüllü çalışmayı önermek, okulun kurallarını tartışmak vb. Öğrencilerin çalışmalarını örgütlemek için bir başka öneri farklı okul odalarının yanı sıra farklı faaliyet gruplarından üyeleri karıştırarak, öğrenciler için çalışma grupları oluşturmaktır. Bu kendi kendine örgütlenmenin iyi bir örneği 1989’da Conquista da Fronteira yerleşimi, Santa Catarina Eyaleti içerisindeki Construindo o Caminho Okulu’nda [Yolu İnşa Etmek] başlayan öğrenci kooperatifi deneyimidir.
Teori ve pratik arasındaki ilişkiyi geliştirmek için, okulu bir kooperatif gibi örgütlemeyi düşündüler, çünkü bu çocukların iyi bildiği bir şeydi. Düşünceleri şuydu: “yerleşimin örgütlenmesini anlayabilmek ve ona katkıda bulunabilmek.” Okul yılının başlangıcında, öğretmenler okulda öğrencilerin gerçekleştireceği temel faaliyetler hakkında konuştu, ve öğrencilerin bunu örgütlü bir şekilde yapmaları için çalışma ekipleri oluşturmak gerekliydi. Dört ekip vardı: temizlik, genel hizmetler, öğretim ve iletişim. Her grubun ismini, (tartışma amaçlı bir konsey meydana getiren) koordinatörlerin ve sekreterlerin olduğu kadar grubun da çalışma içeriğini bizzat çocuklar seçti. Her öğrenci içerisinde çalışmak istediği grubu seçti.
Ayrıca öğrencilerin toplulukla tartıştığı iç kurallar kaleme almak gerekliydi. Birisi kurallara karşı geldiğinde bütün okul tarafından yargılanır, “ve eğer gerekliyse, ayrıca yerleşimin eğitim komisyonu tarafından yargılanır.”
Ana okulu çocukları da okul kooperatifin parçasıdır ve kendi sorumluluklarına göre (kalem dağıtırlar, temizlemeye yardım ederler, bitkileri sularlar, oyunlarını düzenlerler vb.) pratik faaliyetlere katılırlar.
Görüşmeleri gereken önemli faaliyetleri örgütlerken –örneğin, öğretim malzemeleri, yetişkin işleri, ulaşım aracı- çalışma ekipleri neye ihtiyaçları olduğunu belirtir ve yetişkinler kooperatifinin lideriyle görüşmeye başlar.
Bir başka kendi kendine örgütlenme vakası “bir okul müdürü öğrencilere dil uzattığında meydana geldi. Onlara aptal, marjinal çocuklar, serseriler diye bağırdı ve öğrenciler örgütlendiler ve onu işinden kovdular. Bu öğrencilerle başlayan bir şeydi.” Yardımcı okul müdürü MST’nin eğlendirici bir faaliyetine katılmıştı ve bu okul müdürü Hareketten hoşlanmadığı için onu işinden çıkardı. Bu yüzden öğrenciler “hep birlikte olup bitene çok fazla isyan etti, bir mektup kaleme aldılar, bunu desteklediğini belirtmek için beş yüzden daha fazla imza topladılar ve daha sonra bunu delegasyona yolladılar. Sadece yardımcı okul müdürünü okula geri getirebilmekle kalmadılar, aynı zamanda okul müdürünü kovdular ve yardımcı okul müdürü yönetimi ele aldı.”
2) Eğitimciler
Kampın ya da yerleşimin aile gruplarına katılabilmelerinin yanı sıra, eğitimciler bizzat okulda bir öğretmenler kolektifi içerisinde örgütlenebilir. Orada eğitim ve öğretim sürecini değerlendirebilir, yıllık faaliyetleri planlayabilirler vb.
3) Topluluk
Topluluk açısından, aynı zamanda, “MST liderleri ve bölümleri aracılığıyla okulun öğretim sürecine katılmak çok önemlidir: okulda gerçekleştirilen çalışmayı takip etmeli ve çalışabilecekleri, değerlendirme yapabilecekleri ve öğretim-öğrenim süreci ve politik ve pedagojik öneri için tavsiyeler hazırlayabilecekleri seminerlere ya da genel toplantılara katılmalıdırlar.”
Katılım yollarından biri okulu geliştirmek için bir yerleşim ya da kamp yapan bir topluluk olarak gönüllü ekipler oluşturmak; çocuklara ve gençlere kendi mücadelelerinin tarihini aktarmak; spor ve öğretim faaliyetlerini denetlemek; sınıfın dışında yardımcı olmak ya da eğitim kursları için izinli olduklarında öğretmenlere vekâlet etmektir. Ayrıca okul tarafından atılan adımları takip edebilir ve ihtiyaçlarını değerlendirebilirler.
4) Okul Örnekleri
Okul bütün eğitim unsurlarının katılımı için alan yaratmalıdır. Bu unsurlar şunlardır:
Öğrenci Konseyi üyelerini seçmek ya da onaylamak ve bunun liderlerini seçmek için öğrencileri, eğitimcileri ve topluluğu yılda bir ya da iki defa bir araya getirmesi gereken; okul için politik-pedagojik projeyi, öğretim programını ve iç kuralları ve düzenlemeleri onaylaması gereken –başlıca örnek- Meclis.
Öğrenciler ve topluluktan, eğitimciler ve eğitim grubundan temsilcilerden oluşan Öğrenci Konseyi. Hak ve yetkisi bir veya iki yıl sürebilir. Toplantılar örneğin, okul yönetimine yardımcı olmak, eğitimcilerin çalışmasını incelemek, faaliyetler örgütlemek için aylık bir temelde olabilir.
Bu aşama tartışılan konuya göre, müşterek genel oturum ya da sadece öğrenci toplantıları, veya sadece topluluk toplantıları olarak adlandırılabilir.
Öğrenciler tarafından seçilen okul liderleri, öğretmenler ve topluluk “öğrenci temsilcilerinin katılımı için alan açarak, bir okul koordinasyonu olabilir.” Böylece kolektif liderlik uygularlar ve görevlerini ve yetkilerini koordinasyonun diğer üyeleriyle paylaşırlar.
5) Yönetim Araçları
a) İç Kurallar ve Düzenlemeler
“Okulun hem eğitimciler hem de öğrenciler için davranış kurallarını açıklayarak, herkesin katılımıyla iç kurallarını ve düzenlemelerini tasarlaması çok önemlidir.” Aslında, bunlar ortaklaşa yaşamları için kurallardır, dolayısıyla bunlar ne zaman istenseler değiştirilebilir. Bir MST okulunda bulunan bu kurallar bunun iyi bir örneği olabilir: “uyarlamak yerine yarat; rekabet etmek yerine eğlen (özellikle fiziksel eğitimde); okulunu temiz tut; başkaları konuştuğunda onlara saygı göster [...]; herkesle arkadaş olmaya çalış: kavgalardan kaçın.”
b) Katılımcı Planlama
Okulun iyi işlemesi için bir başka iyi fikir “okul yaşamının farklı aşamalarının bütünleşmesini garantileyen” katılımcı planlamadır. Bu farklı örneklerle yapılabilir: (eğitim ekibinden alınan resmi talimatların kampın ya da yerleşimin taleplerine göre düzenlenebildiği) eğitim için eyalet ve bölgesel kolektiflerde; ve yıllık, haftalık ya da şahsi sınıf planını kaleme almak için okulda yapılabilir.
c) Kolektif değerlendirme
Kolektif analiz eğitim süreci açısından bir başka temel araçtır. Sürekli olarak, katılımcı ve demokratik olmalıdır ve toplulukla birlikte hem öğrencileri hem de profesörleri içermelidir. Katılanların işlerini geliştirmek ve sorunların üstesinden gelmek için tasarlandığından, sadece yaptırımlar dayatmak yerine hataların düzeltilmesini teşvik etmelidir.
Halihazırda tanımladığımız deneyimler, MST’nin eğitim sürecinin daha fazla geliştirildiği Güney Brezilya’dandır. Fakat diğer bölgelerde gerçeklik çok farklıdır. Güney’de çeşitli alanlarda, yerleşimlerde –bazen Hareket içerisinde militanlık yapan öğretmenlerle, başkalarında devlet tarafından dayatılan öğretmenleri denetleyen Eğitim Bölümüyle- MST’nin okulları açmak gibi, çok önemli başarıları oldu; diğer bölgelerde, çocuklar resmi okullara gitmek zorundadır ve MST kendine ait eğitim politikasını tatbik etmek için fazladan müfredata ait faaliyetler kullanır. Okur yazarlık oranlarının çok yüksek olduğu kuzey doğuda, genç insanlara ve yetişkinlere okuma ve yazmayı öğretmek için ilginç deneyimler vardır.
Bu süreç sorunsuz, gelişmesiz ve sıkıntısız olmamıştır. Geliştirilmesi gereken şeylerden biri MST’nin eğitim projesinin teorisi ve bunun sınıflardaki pratik uygulaması arasında halen var olan gediktir.
III. MST, TOPRAKSIZ İNSANLARIN EN ÖNEMLİ OKULU
Okul çocukların eğitiminde önemli bir rol oynasa bile, Hareket ve onun mücadelesi herkes için en önemli okulu teşkil eder. Bugün halihazırda mücadelenin son 17 yılında hareketin insanlarını geliştirme tarzını belirtmek maksadıyla “MST pedagojisinden” bahsediliyor. MST üyelerine Brezilyalı topraksız insanların eğitim yeri olarak günlük yaşam içerisinde öğretir ve köylüler şunu söyler: “Hareket bizim en önemli okulumuzdur.”
1) Sürekli Mücadele: Eğitim Stratejisi
MST “her şeyin savaşarak elde edildiğinin ve bu kavganın insanları eğittiğini” öğrendi. Topraksız insanların “sürekli bir mücadele içerisinde tutulmasının neden Hareketin ortaya attığı en çarpıcı pedagojik stratejilerden biri olduğu” anlaşılabilir. Mücadele içerisinde üretilen “çelişkiler, ihtilâflar, zaferler ve yenilgiler” çok büyük bir ders anlamına gelir. Eğer mücadeleler hakkında düşünürseniz, bunların sonuçlarını değerlendirirseniz, neyin doğru neyin yanlış gittiğini anlarsanız, bilgi toplarsınız ve analiz için daha iyi bir kapasite geliştirirsiniz.
MST öğrenme yönteminin pratikten teoriye ve tekrardan pratiğe geçmesi gerektiğine inanır; bu gerçekliği değerlendirirken ancak mücadeleye katıldığınız takdirde eleştirel bir duruş geliştirebileceğiniz ve bilinçliliğinizi arttırabileceğiniz anlamına gelir. Paulo Freire’nin dediği gibi: “Hiç kimse hiç kimseyi eğitmez, hiç kimse kendisini eğitmez, insanlar karşılıklı olarak kolektif örgütlenmeleri aracılığıyla birbirlerini eğitirler.”
2) Toplulukta Yaşam
Öte yandan, hem bireysel hem de kolektif olarak, üyeleriyle başkaları arasında ilişki kurarak, geçmişte yaptıklarının tersine: her şeyi herkesle paylaşarak, ortaklaşa bir şekilde çalışarak, bireysel gelişmelerden ziyade kolektif gelişmeler için mücadele ederek, “kafaları ve kalplerinde işler değişmeye başladı, kaybedilen ve ihmal edilen değerleri yeniden elde ettiler.”
“Öğretmen Salete Campigotto, bir anne, bir kadın, bir öğretmen olarak şunları öğrendim diyor: bir anne olarak: çocuklarımı farklı bir şekilde yetiştirmeyi. Bir öğretmen olarak: Ben geleneksel öğretimden geliyorum ve içimde bir devrim, öğrendiğim eğitim tarzıyla bir ihtilâf oldu. Encruzilhada Natalino ve Nova Ronda Alta’da öğrencilerimin maruz kaldığı koşullarda çalışmaya başladığımda, farklı türde bir okul düşüncesi ortaya attım. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı konusunda birçok engelin üstesinden gelmeyi de öğrendim; toprak mücadelesinde kadınların önemini keşfettim. Bana göre, MST katılabildiğim en iyi üniversiteydi.”
3) Kolektif Bir Grupta Kök Salmak
Son olarak, örgütlenme ve mücadeleye katılımı sayesinde, kolektif gruplar mücadele boyunca ortaya çıkan “kökleri yeniden bulmaya, ilişki ve gelenekleri yeniden yaratmaya, değerlerini geliştirmeye, yeni toplumsal ilişkileri temsil eden sembolleri bulmaya ve yeniden oluşturmaya” başladıkça, MST kendi üyeleri arasında politik ve kültürel bir kimlik yaratabilmiştir.
IV. AŞAMALAR, SEMİNERLER VE KURSLAR
MST’nin eğitim düzeyi uzun bir dönem zarfında gelişme kaydetmiştir. Temmuz 1987’de altı eyaletten eğitim komisyonlarının temsilcileriyle birlikte Eğitim üzerine Birinci Ulusal Semineri yaptı. İki mesele ortaya çıktı: okulları nasıl inşa edeceklerdi? Ve onlarla neyin peşine düşülecekti? Bu bakış açıları “topraksız ailelerin gerçekliğine” odaklanan pedagojik öneri için başlangıç noktası oldu.
Bir eğitim bölümü yaratmak için mevcut faaliyetleri ifade etmek üzere benzer olaylar çeşitli eyaletlerde gerçekleştirildi. MST o zamanlar “okullarında eğitim için politik kaideleri savunmaya başladı.” Ve kendisine “kamplarda ve yerleşimlerde eğitim gerçeğini öğrenmeyi” amaç olarak saptadı; eyalet ve belediye hükümetleriyle birlikte bütün çocukların hem okul hem de faaliyetlerini garanti etmek; dönüşen bir topluluğun gerçeklerine odaklanmış bir eğitim önerisi geliştirmek; yerleşim ve kampların örgütlenmesinde öğretmen ve okulları kaynaştırmak; öğretmenler için eğitim kursları hazırlamak için eğitimciler ve kurumlarla ilişkileri teşvik etmek; genç insanlar ve yetişkinler için okur yazarlık programlarına yatırım yapmak” bu kaideler arasındaydı
2. EĞİTİM BÖLÜMÜ
1988’de, çalışmayı Hareket içerisinde faaliyet bölümlerine göre bölen içsel bir yeniden örgütlenmeden sonra, Eğitim Bölümü’nü oluşturdular. Eğitim Bölümü’nün o zamanlar temel görevi yerleşimlerde, bazı yerlerde ve ayrıca kamplarda kamu okulları –birden dördüncü sınıfa kadar- için mücadeleyi örgütlemekti. Diğer görev daha önce Nova Ronda Alta, Rio Grande do Sul’dan iki öncü kadın öğretmenin niteliklerini ortaya koymaya başladığı ‘farklı bir okul’ projesini, “geliştirmeyi değerlendirebilecekleri topluluğun temsilcileriyle tanışan hazır kadın ve erkek öğretmenler edinmekti.”
Diğer taraftan, Eğitim Bölümünün oluşturulmasıyla birlikte, cahillikle ve yetersiz okul eğitimiyle ilgili zorlukların üstesinden gelecek ilk adımlar atılıyordu. 1994 ve 1995 arasında MST’ye bağlı yerleşimler ve kamplarda gerçekleştirilen araştırmalardan biri, bu insanlar arasındaki okuma yazma bilmeme oranını yüzde yirmi dokuz gösteriyordu. Ancak Kuzey ve Kuzey doğudaki bazı uzak bölgelerde rakam çok daha yüksekti. Bir yandan, bazı insanlar farklı harflerle isimlerini nasıl yazacaklarını bildikleri için okuma yazma bilmeyen olarak kaydedilmemiştir, fakat bu insanlar metinleri yorumlamakta ve sayılarla çalışmakta çok büyük güçlükler yaşamıştır –onlar gerçekten kısmen okuma yazma bilmeyenlerdir. Bu MST’nin ve onun eğitsel çabalarının en büyük sorunlarından biridir.
Çocukların okul öğretimine ilişkin araştırma sadece %1.6’nın ilkokulu bitirdiğini gösterdi; ve çocukların aşağı yukarı yüzde yirmisinin ve gençlerin ve yetişkinlerin yüzde yetmişinin kendisine ait herhangi bir okulu yoktu.
Bunun üstesinden gelmek istediği için MST farklı kurumları içine alan bir dizi faaliyete girişti ve 90’ların ortasına kadar “aynı zamanda öğretmenler için eğitim kursları düzenleyerek, yerleşimlerdeki ve kamplardaki genç insanlar ve yetişkinler için okuma yazma kurslarının sayısını arttırabilmişti.”
3. ULUSAL EĞİTİM TOPLULUĞU
1989’dan 1994’e kadar, MST hükümetin, genel olarak, toplumsal hareketlere yönelik şiddetli politik baskısından darbe aldı ve “eğitim ve iç örgütlenme için yoğun bir çalışma” başlattı. “Her eyalette daha eklemli ve yoğun çalışmadan sorumlu” Ulusal Eğitim Topluluğunun –“örgütsel ilerleme ve pedagojik düşünme” konusunda en verimli olanlardan biri- oluşturulması tam olarak o zamana denk gelir ve bunlar MST okulları öğretmenlerinin mezuniyetini daha titiz bir şekilde üstlenmeye başlamıştır. Eğitimcilerin eğitiminin öncelik kazanması bu şekilde olmuştur.
4. ÖĞRETMEN KURSLARI (1990)
Edgar Kolling şöyle diyor : “90’larda ortaya çıkan bir başka yön eğitimin kalitesine olan ilgiydi: bölümün ve Hareketin politik projesinin parçası olabilecek bir öğretim yöntemi hazırlama ihtiyacı, eğitim için bir öneri, belirdi. Kalite konusunda Hareketin ilerlemesini sağlayan unsurlardan biri öğretmen kurslarının oluşturulmasıydı. İlk olarak Rio Grande do Sul’dan, daha sonra bütün Güney bölgesinden ve en sonunda bütün ülkeden öğretmenleri kapsadı. Bu pedagojik analizlerin (okul-vakti) yanı sıra pratik deneyimlerin de (topluluk-vakti) yapıldığı bir laboratuvar kursu gibiydi, nitekim Ocak, Şubat ve Temmuz tatili boyunca, öğretmenler bu kursa katıldı ve Mart-Haziran ve Ağustos-Aralık’da topluluklarda kaldılar ve dersler verdiler.”
Eğitimsel zorluklara göre öğretmenlere yeterli eğitim vermeyi amaçlamanın yanı sıra, onlara öğretmen diploması vermek istediler böylece MST eğitimcileri devlet okullarındaki öğretim noktalarına girebileceklerdi.
5. TEKNİK KURS (1990)
90’ların başında teknik personel hazırlamak için ayrıca –daha önce bir başka bölümde belirttiğimiz- Kooperatif İdaresi Teknik Kursunu (TAC) kurdular. Gerek bu kursun gerekse de öğretim kursunun Brezilya’nın her yanından öğrencileri oldu.
6. ITERRA (1995)
Çoğalmaya başlayan bu kursların öneminden ötürü, 1995’de Veranopolis’de, Rio Grande do Sul, Tarım Reformu Eğitim ve Araştırma Teknik Enstitüsü’nün (ITERRA) kurulmasına karar verildi. ITERRA’nın amacı MST’nin ihtiyaçlarını karşılayan eğitim ve araştırma faaliyetleri eğitimini örgütlemektir. Temel vurgu örgütsel ve teknik eğitime yüklenmesine rağmen, eğitimin geri kalan yönleri göz ardı edilmez.
Kuruluşundan bir yıl sonra, ITERRA’da düzenli olarak katılamayanlar için ilk ve orta okulun okutulduğu Josue de Castro Okulu ve ilk öğrencileri 2001’de mezun olan Öğretmenler Kursu ve Yerleşim İdaresi Teknisyenler Kursu kuruldu. 1996’da ayrıca Sağlık Teknisyenleri Kursu düzenlendi.
1) Teoriyi Pratikle Birleştirmek
MST’nin eğitim plânına sadık kalarak, –ortalama yaşları 17’den 25’e kadar varan- bu öğrenciler teoriyi pratikle birleştirerek şunları öğrenirler: Ders çalışırken, kurumun idaresine yardımcı olurlar ve topluluklarında pratik faaliyetler ortaya koyarlar. Bundan dolayı ve insanların bütünlüğe dayalı eğitimini amaçladıkları için , ITERRA farklı “zamanlar” içerisinde örgütlenmiştir :
a) Okul-vakti
Öğrenciler yaklaşık olarak yetmiş beş gün enstitüde kalır. Zamanlarını sınıf-vakti (teorik yönleri çalıştıkları seminerler ve eğitim atölyeleri) ve çalışma vakti (günde üç saat fırında, mutfakta, çamaşırhanede, bahçede ya da tarımsal ürünlerin sanayileşmesi ve pazarlanmasında) arasında bölerler. Bu yolla okulun kendine güveninde payları olur. “Enstitü bizzat öğrenciler tarafından idare edilir.”
b) Topluluk-vakti
Diğer bir yetmiş beş gün pratik aşamaya adanır; öğrenciler kamplarına ya da yerleşimlerine geri döner ve orada, topluluklarıyla birlikte çalışmanın ve onların mücadelesine katılmanın yanı sıra, kitap okumalı ve okuldaki farklı dersler için pratik çalışma sergilemelidir.
2) Yaşama Benzer Bir Okul
ITERRA “ders çalışmanın işten evvel geldiği bir okul değildir, bilhassa orada öğrenciler yaşamı gerçekte olduğu gibi [...], güçlükleri, sorunları ve çözümleriyle birlikte yeniden üretmeye çalışır.” Örneğin, çocuklarınız varsa, onları beraberinizde alırsınız; çocuklar sizin orada çalışmanız için bir engel değildir. Bu yapıcıdır çünkü “çocuklar okula bir aile atmosferi getirirler. Nostalji yaşayanlar ve bir çocuk kucaklamak isteyenler bir başkasının çocuğunu kucaklayarak bunu yapabilir. Bu çocuklarla çoğunlukla kolektif bir grup olarak ilgilenilir. Eğer biri hastalanırsa, ona herkes bakar.”
MST bu şekilde “insanların hayatın akıp gittiğinin farkında olacağı koşullar yaratmaya çalışır.” Hayat akıp gider çünkü insanlar çalışmalı, çocuklara bakmalı, kahvaltıda ve öğle yemeğinde kahve yapmalı, okulun bağımsızlığından sorumlu olmalıdır. Bununla tüm ülkeden kadınlar ve erkekler, özellikle genç insanlar uğraşır” böylece zenginleştiren bir kültürel mübadele olur: “Kuzey doğudan insanlar, siyah insanlar, Polonyalı, Alman, İtalyan torunlar vb. bulunur. Bu karışım Güney’den birinin Kuzey doğu hakkında daha iyi bir fikir edinmesini sağlar, ve aynısı Güney’de ne olup bittiğini çok daha iyi anlamaya başlayan Kuzey doğudan birisi için de geçerlidir. MST bölgelerin bu karışımının maksimum kullanımına erişmeye çabalar: bütünleşmeyi teşvik eder ve her ferdin kendi köklerinden beraberinde getirdiği zengin mirası yok etmeden bölgecilikten kaçınmaya çalışır.”
7. FLORESTAN FERNANDES ULUSAL OKULU
Toplumsal ve politik eğitimi geliştirmek ve “inşa etmekte oldukları gerçek üzerinde inceleme ve araştırmaları yoğunlaştırmak istedikleri için” MST Guarema Belediyesinde, São Paulo, Florestan Fernandes Ulusal Okulu’nu oluşturmaktadır. Bu kurslar yoğun bir inceleme içeren iki buçuk ay sürer, bunlar halen eğitimde olan militanlar için hazırlanır. MST ve tarihi; Brezilya’nın politik tarihi; toprak mücadelesinin tarihi; devrimlerin tarihi; Latin Amerika’daki mücadeleler; felsefe, ekonomi ve sosyolojiye giriş hakkında temel bilgi alırlar.
8. ÜNİVERSİTELERLE ANLAŞMALAR
Son zamanlarda MST, üyelerinin üniversite eğitimiyle ilgilendi, çeşitli üniversitelerle anlaşmalara ön ayak oldu. Örneğin, “1998-99 boyunca, CONCRAB Yerleşimcilerin Kooperatif Sistemi’nden (SCA) teknisyenleri ve yerleşimcileri mezun etmek ve Kooperatif İdaresinin Yayılması ve Uzmanlaşması için bir kurs yaratmak için ITERRA ve San Leopoldo’daki Vale do Rio dos Sinos’un (Unisinos) üniversiteleriyle; Rio Grande do Sul ve Brezilya Üniversitesi (UNB) ile bir anlaşma imzaladı.”
Bu kurs, şu anda Brezilya Üniversitesi, Campinas Devlet Üniversitesi (Inicamp), ISP ve ITERRA’nın birlikte anlaşması sayesinde verilmektedir. Ayrıca Unijui Üniversitesi (Rio Grande do Sul), Paraiba’daki Federal Üniversite, Espirito Santo Federal Üniversitesi, Mato Grosso Devlet Üniversitesi, Para Federal Üniversitesi, Juiz de Fora Federal Üniversitesi ve Rio de Janeiro Devlet Üniversitesi’nin (UERJ) anlaşmasıyla öğretmenler için öğretim kursları vardır.
Öte yandan, MST’den, Brezilya’nın farklı bölgelerinden, kırk beş civarında genç insan Havana’daki, Küba, Latin Amerika Tıp Bilimleri Okulu’nda doktor olarak eğitilmektedir.
9. TOPLANTILAR VE KONFERANSLAR
1) BİRİNCİ ENERA
Kırsal kesimde eğitim üzerine tartışma açmak için, 1997’de, MST Brezilya’da Tarım Reformu için Kadın ve Erkek Eğitimcilerin Birinci Ulusal Toplantısı’nı (ENERA) düzenledi. 19 eyalet ve Federal Bölgedeki yerleşim ve kamplardan 700 civarında öğretmen; okuma yazma uzmanları ve çocuk eğitimcileri kendi deneyimlerini tartışmak ve ifşa etmek için buluştu. Toplantının en iyi kısmı –MST’nin eğitim önerisinin politik bir sentezi olan- “Brezilya Halkının Tarım Reformu için Kadın ve Erkek Eğitimcilerin Manifesto”sunun sunumuydu.
Bu olayın bir başka önemli yönü 1998’de MST INCRA ve birkaç üniversitesi arasındaki anlaşmayla uygulamaya konan Tarım Reformunda Ulusal Eğitim Programının (PRONERA) oluşturulması önerisiydi. Bu girişim, yine de, özellikle kaynak yetersizliğinden ötürü, tam olarak geliştirilemedi.
Federal hükümet INCRA aracılığıyla öğretmen eğitimi ve genç insanlar ve yetişkinlerin okuma yazma programlarının geliştirilmesi için kapıyı açan bir anlaşma imzaladı. Fakat en başından itibaren güçlükler yaşandı: bir yandan, hükümet kendi önerisini dayatmak istedi ve bunun üzerine MST ile sürekli bir çatışma içerisine girdi; diğer yandan, hiçbir zaman gerekli kaynakları vermediler, faaliyetlere ve öğretmenlere ödeme yapmak için her zaman çok az para vardı. Genç İnsanlar ve Yetişkinler Konusunda Kadın ve Erkek Eğitimcilerin Birinci Ulusal Toplantısı 1998’de Recife’de yapıldı.
2) Kırsal Bölgede Temel Eğitim için Ulusal Konferans
Ayrıca 1998’de kırsal kesimde MST tarafından örgütlenen Ulusal Temel Eğitim Konferansı MST, Ulusal Brezilyalı Piskoposlar Konferansı (CNBB), Brezilya Üniversitesi, UNESCO ve UNICEF tarafından düzenlendi. Orada, ülkenin farklı bölgelerindeki deneyimleri değerlendiler ve Kırsal bölgede Temel Eğitim önerisini ileri götürmek için kamu politikalarını ve öğretim projelerini tartıştılar.
3) KAMPLAR İÇİN ITINERANT OKULU
Öte yandan, MST kampları daha sonra işgalcilere devredilecek bu alanlarda zorunlu olarak yerleştirilmedikleri, ya da aileler çoğunlukla polis tarafından atıldıkları için, bu dengesiz duruma adapte olacak bir okul ihtiyacı ortaya çıktı. Böylece 1996’da, incelemelere katılanların çalışmasını geçerli kabul eden Eyalet Eğitim Konseyi’nin onayıyla, Rio Grande do Sul’de Itinerant Okulunu kurdular. “Bu okul toprak mücadelesinde kamp nereye giderse oraya gider.”
Birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar öğrencileri kabul eder, dersler kamp öğretmenleri, ITINERANT Okulları grubunun parçası olan diğerleri ve ITERRA’daki Öğretmen Kursları’nda eğitilmiş olan MST militanları tarafından verilir.
4) ANA OKULLARI
a) Kalıcı Cirandas
1996’dan beri, MST ana okullarını cirandas olarak adlandırdı çünkü geleneksel isim creche (kreş) resmi ve zorunlu olana gönderme yaparken bu kelime oyun oynamayı ima eder. Cirandas MST yerleşimlerinde yaşayan 0’dan 6 yaşına kadar çocuklar için kalıcı eğitim mekânlarıdır. Orada “yaşlarına göre, şarkı söylemenin, resim yapmanın, oyun oynamanın, yazmanın ve eylemde bulunmanın” yanı sıra oyun oynar ve temel şeyleri öğrenirler.
Bu cirandas’ların yaratılması MST’de şu anda çocukları kendi mirası, gelecekteki dönüşüm ve mücadelenin tohumları olarak gören bir evrimi yansıtır. Hareket çocukları eğitme ve yetiştirme sorumluluğunun sadece ailelerin değil fakat aynı zamanda bir bütün olarak kendi sorumluluğuna düştüğünü anlamıştır.
Ayrıca ciranda’ın ancak kampta ya da yerleşimde birçok kadın üretime dahil olduğunda ve topluluk bir ciranda’nın somut bir gereksinim olduğunu hissettiğinde örgütlendiğini belirtmek önemlidir. “öncelikle ailelerin bir ciranda’nın önemini anlaması için birlikte bir değerlendirmeden geçilmelidir.” Bu maddi kaynaklar almak ve eğitimci olmak isteyen öğretmen ya da insanları ikna etmek için topluluğun ortak gayretini gerektirir.
Bazı durumlarda, kısmen UNICEF tarafından finanse edilen cirandas için alt yapı gereklidir, ancak çoğu zaman yerleşimlerin kendileri tarafından finanse edilirler. “Öğretim metodolojisinin büyük bir kısmı yine de ayrıntılı olarak düşünülmektedir ve insanlar bunu yavaş yavaş pratiğe geçirmeye çalışıyorlar”.
b) Itinerant cirandas
Itinerant Çocuklarının cirandas’ı çeşitli MST bölümleri tarafından örgütlenen olaylar sırasında işler. Bu “yerleşimlerin ve kampların dışında yapılan kurslara, seminerlere ve kongrelere insanların –bilhassa topraksız kadınlar- katılmalarını sağlamak için var olan paralel bir yapıdır.” Bu tür bir ciranda’nın oluşturulması, 1998’den beri kolektif toplumsal cinsiyet grupları olarak bilinen, kolektif kadın grupları tarafından talep edildi.
5) MST BİBLİYOGRAFİK MALZEMELERİ
1991’den 2000’e kadar MST eğitim üzerine, 11 broşür (metodoloji; ilkokul çocukları, gençlik ve yetişkin okur yazarlık programları; okul planlaması; oyunlar; ilkeler; temel eğitim vs.); 6 bülten (yerleşimde okul; mistik; iletişim; çalışma ve işbirliği; Küba’da eğitim gelişimi...); Tarih Yapmak ve Okul Yapmak toplamasının 8 broşürünü içeren 25 doküman; ayrıca özellikle çocuklar için ilaveten 11 belge yayınladı.
V. SINIRLILIKLAR VE GÜÇLÜKLER
1. Kısıtlı Maddi Koşulları Olan Okullar
Edgar Kolling şöyle diyor: “Bugün halen yaşadığımız en önemli sınırlılıklardan biri genel olarak okullarımızın çok yetersiz maddi koşullara sahip olmasıdır: çok az kütüphane, yetersiz öğretim gereçleri ve kaynakları”
1) Eğitimciler: Niceliksel ve Niteliksel Yetersizlikler
Bir başka sınırlılık “ki bu halen ciddi bir problemdir- öğretmenlerin yetersiz eğitimidir. Yerleşimlerde aşağı yukarı 6000 eğitimcinin 3000’den daha fazlasının hayata geçirdiği iş üzerine herhangi bir özel eğitimi yoktur; öğretim rollerinde sadece ilkokulu bitirmiş olan insanlar vardır. En büyük güçlük hem niteliksel hem de niceliksel bir bakış açısından öğretmenlerin eğitimini geliştirmektir” çünkü sonunda, halen Hareketin eğitim alanında çalışan az sayıda insan bu alanda örgütlenme için bir engeldir.
Birçok yerde MST bizzat yerleşimde temel eğitimi sağlayabilmiş olsa bile (sekizinci sınıfa kadar), bu eğitimin doğrudan MST eğitimcilerinin sorumluluğunda olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman öğretmenler doğrudan devletle sözleşme imzalamıştır ve daha önce sözü geçen kullanılmış özel yöntemlerden ötürü, MST militanlarının kabul edilmesi zordur.
Davamıza “dışardan” öğretmenleri “kazanmak” için çok büyük çaba sarf etmeliyiz ki MST’nin fikirlerine empati duysunlar. “Hareketin amaçlarına tamamen karşı olan öğretmenlerle uzun bir mücadele” olmuştur.
Bu durum Eğitim Bölümü’nün öğretmenler, aileler ve “Topraksız çocuklar”la okul dışında çalışma düzenlemesini gerektirir. Çocuklara Hareketin tarihini ve ilkelerini öğretmek için, okuldan sonra, Cumartesileri ve Pazarları fazladan zaman harcamalıdırlar, ve bu kolay bir mesele değildir: Oyunlar, inceleme faaliyetleri ve eğitim atölyeleri aracılığıyla bu yapılmalıdır. Ayrıca ergen gençlerle çalışırlar –başka şeylerin yanı sıra, değerler yaratmak için.” Hareketin eğitim önerisi üzerine aileler ve öğretmenlerle birlikte “öğretmenlerin toplulukları için kaygı duymadığı resmi basmakalıp okuldan çok farklı olan tartışma ve analiz için mekânlar yaratılmalıdır [...] Kitapların, örneğin, hepsi hazır ve sınıflara paketli gelir ve bunu biz yabancılaşma olarak yorumlarız, çünkü insanlar kendilerini ve kendi çevrelerini sorgulamayı öğrenmez. Bizim kitaplarımız, bilakis, eğitimcinin her bir farklı yerleşimdeki duruma göre kendi çalışma planını –nasıl planlayacağı ve ne için planlayacağı- hazırlamak zorunda kalacağı bir tarzda yapılır.”
São Paulo hükümeti, öte yandan, kırsal eğitimde harcamaları kesmek zorunda olduğunu, kentlerde eğitimin daha iyi olduğunu, ve köylülerin bu yeni sistemden yarar sağlayacağını belirterek daha önce bölgenin kırsal topluluklarında bulunan orta dereceli okulları –bunlar epeyce çoktu- ortadan kaldırdı. Fakat kolayca görülebileceği gibi bu politika MST eğitim önerisinin şu önermesine karşıdır: “eğer insanlar çiftçiyse, çok erken yaşlardan itibaren arazide pratik faaliyetlerini geliştirmelidir, çünkü bu öğrenmenin en iyi yoludur: yetişen ve büyüyen bitkileri görebilirler, hayvanları, üretimi, ailelerinin nasıl çalıştığını görebilirler. Hareket köylülerimizin kültürel eğitimi için temel olan bu eğitimin yaşamla doğrudan ilişkili olduğuna inanır.”
2) Bu Programlar için Herhangi Bir Bütçe Olmaması
Devletle yaşadığımız bürokratik ve politik güçlüklerin bir başka örneği Pronera’da, federal hükümet tarafından kabul edilen ve ulusal olarak uygulamaya konan, bahsi geçen okur yazarlık programıyla olanlardır. Program ilk önce hükümet tarafından finanse edildi ve MST doğrudan yönetim kaynaklarından ve kendi eğitim önerisini hazırlamaktan sorumluydu.
Ne yazık ki, şu anda bunu yapmak kaynak yokluğundan ötürü çok güçtür. MST doğrudan hükümetin INCRA’nın bütçesini kesmesiyle açıklık kazanan neo-liberal politikayı suçlamaktadır.
MST’NİN EĞİTİM ÖNERİSİNİ GÜÇLENDİRMEK
MST kırsal eğitimde kalitenin yanı sıra mücadelesinin amaçlarıyla uyum halinde olan kendi eğitim önerisi yönünde halkının hakkını garantilemek için uzun bir yol almıştır. Üstesinden gelmesi gereken engellere rağmen –hükümet tarafından konan engellere oranla kaynak yetersizliğinden o kadar değildir- MST gerek niceliksel gerekse de niteliksel bakış açısından önemli mücadeleler kazandı. Çabalarını –eleştirel ve katılımcı bir tarzda- bir eğitim önerisi tayin etmek için ve yeni insanın oluşumu için birleştirdi.
MST’nin eğitim vurgusu şüphesiz gelecekteki gelişmesi bakımından bu sağlam temelin bir parçasıdır ve toplumsal bir hareket olarak ona, çok daha geniş ve bütünü kucaklayan bir boyut sağlar.

BÖLÜM 5: İç Örgütlenme
Türkçe Çeviri : Akın Sarı

MST’nin Özellikleri
1.Topraksız Köylüler Hareketi
Topraksız Kır İşçileri Hareketi aile çalışmasına alışkın küçük çiftçilerin köylü hareketi olarak ortaya çıkan bir toplumsal harekettir.i MST 1984’de Birinci Ulusal Toplantı sırasında kurumsal olarak kurulduğunda, “köylü hareketi” yerine “kır işçileri hareketi” adını tercih etti; bu seçim teorik nedenlerden değil, sadece Brezilya köylülerinin kendilerini zikretmek için bu tabiri kullanmamasındandı, köylüler “topraksız” tabirini ekledikleri çiftçi ya da kır işçileri olarak bilinmeyi tercih eder, çünkü hareket küçük çiftçileri ya topraksız ya da kendi aileleriyle birlikte hayatta kalamadıkları düşük nitelikli topraklara sahip olanlar olarak sınıflandırır.
1)Topraksız Köylü Kategorileri
“Topraksız” kategorisi farklı çeşitlerde küçük çiftçileri içinde barındırır: ortakçılar ya da hissedarlar (mülk sahibi sadece toprak ve bazen tohum ve gübre bağışında bulunurken, ortakçılar aileleriyle birlikte, kendi aletleriyle ve hatta bazen kendi tohumlarıyla bir başkasının toprağında çalışırlar; ürün mülk sahibi ve ortakçılar arasında bölünür ve herkes yarısını aldığında, o zaman köylü mediero olarak adlandırılır); kiracılar (ürünün büyüklüğüne bağlı olmayan sabit bir fiyatla toprağı kiralarlar, kira nakit veya ayni ödenebilir); konakçılar (bir başkasının arsasına –çoğu zaman, devlete ait ya da sahibi bilinmeyen verimsiz toprak- yerleşirler ve mülkiyet hakkına sahip olmasalar bile toprağı sahipleri gibi işletirlerii; kırsal günlük işçiler (maaş karşılığında emeklerini herhangi bir toprak sahibine satanlar; bunların arasında yılın belli zamanlarında ücret karşılığında çalışmaya zorlanan birçok kiracı, hissedar ve küçük mülk sahipleri bulabilirsiniz); küçük çiftlik sahipleri (üretimi ailelerini beslemek için yetersiz olan –beş hektara kadar, bölgeye bağlı olarakiii- küçük arsa sahipleridir, bu nedenle daha fazla toprak edinmek isterler); ve son olarak, çoğunlukla kendi ailelerini oluşturduklarında köylü statülerini kaybeden ve topraksız kategorisine giren küçük çiftlik sahiplerinin evlâtları.
MST’nin İzlediği Amaçlar
Yalnızca Toprağı İşleyenlerin Toprağa Sahip Olması
MST Brezilya’da mücadele verdiği sürece, toprağa sadece onu işleyenler ve onun üzerinde yaşayanlar sahip olacaktır. MST, eğer birisi toprağa ilişkin spekülasyon yaparsa, başka insanları sömürmek için onu kullanırsa ve onu ekip biçmezse, onun toprağa sahip olmak için hiçbir hakkı olmadığını düşünür. MST çağdaş kapitalist toplumda tarım reformu gerçekleştirmenin imkânsız olduğunun bilincinde olduğu için, yeni bir toplum ve yeni bir ekonomik sistem inşa etmek için mücadele etmektedir.
Farklı Bir Köylü Hareketi
MST diğer klasik köylü hareketlerinden farklıdır. Birçok ayırt edici özelliği onu ayrı kılar:
MST Karar Alımına Bütün Aile Dahil Eder
MST hem mücadele içerisinde hem de karar alımında, bütün aileyi dahil eder; yaşlı insanlardan çocuklara kadar, yapılan her şeyde kadınların önemli bir rol oynadığı bir süreçtir –örneğin, sadece yetişkin erkeklerin katıldığı sendikaların aksine. Bu eşit ilişkiye dayalı katılım ailenin her üyesinde dikkate alındığı hissini uyandırır ve bu onun hem mücadele etme kararlılığını hem de bağlılığını güçlendirir.
Kadınlar tıpkı eşleri ve evlâtları gibi polise karşı çıkar. Onları toplumsal kaynaşmanın temel mekânlarında, okul ve ana okul gibi, çok aktif bir şekilde görebilirsiniz ve sık sık da üretime katılırlar. Yavaş yavaş, kadınlar daha önce sadece erkekler tarafından işgal edilmiş işleri üstlenmeye başlıyor. MST idari görevlerinde artan bir şekilde, verimli kesimleri ve üst kademede politik çalışmayı koordine eden, birçok kadın vardır.iv
Fakat, genellikle köylü hareketleri ya da kent sendikalarında olanların aksine, Hareketin temel gövdesini oluşturan genç insanlardır; ve daha fazla genç insan saflarına geldikçe kendisini sürekli olarak yeniler. Genel olarak, militanlar 16 ve 30 yaşları arasındadır.
MST Çoğulcudur
Aynı zamanda, MST çoğulcu bir halk hareketidir, çünkü ırkı, dini ya da bağlı olduğu parti ne olursa olsun, Hareketin kurallarına riayet ettikleri sürece topraksız kır işçileriyle kaynaşır.
MST Sadece Köylülerden Meydana Gelmez
MST tarım reformu için mücadele etmek isteyen herkesi içine alır. Dolayısıyla hareket yalnızca topraksız köylülerden oluşmaz. Aynı zamanda şunları içinde barındırır: halihazırda toprağı bulunan, ancak toprağı üretmek için halen mücadele içerisinde olan yerleşik köylü, tarım bilimci, tarım teknisyeni, ekonomist, rahip, emekli avukat ve Brezilya’nın bütün topraksız köylülerin sorununu nihayetinde çözebilmesi için, radikal bir tarım reformuna yardımcı olacak, militanlık yapmaya istekli herkes.
Hareketin bel kemiği ve üyelerinin çoğunluğu kır işçisi olsa bile, köylü olmayan kadrolara sahip olmak –MST’nin “organik aydınları” olarak adlandırabileceğimiz- ve onların deneyiminden öğrenmek, köylülerin işbirlikçiliğe karşı mücadelelerinde harekete yardımcı oldu, böylece orta ve uzun vadede hareketin peşinden koştuğu amaçların vizyonunu genişletmek hususunda da yardımcı oldu. Hareket içerisinde bu organik aydınların niteliksel ağırlığının çok önemli olmasına rağmen, politik liderlerin büyük kısmı kır işçileridir.
MST Kitle Mücadelesini Destekler
MST örgütlenirken mücadeledeki deneyimleri, toplumsal zaferlerin ancak kitle mücadelesi sayesinde, halkın kitlesel katılımıyla kazanılabileceğinin anlaşılmasına yardımcı olmuştur.
João Pedro Stédile şunun üzerinde durur: “Eğer hiçbir seferberlik gücü olmayan sadece bürokratik bir örgütlenmeye sahip olmakla yetinirsek; ya da sadece kanunda kaydedilmiş oldukları için haklarımıza riayet edilmesini bekleyerek hükümete bağlanırsak, hiçbir şey elde edemeyiz. Hiçbir şey. Kanunda konulan haklar halk zaferleri için hiç mi hiç garanti değildir. Bu haklar sadece halk baskısı olduğunda dikkate alınır. [...] İnsanlar ancak bir kitle mücadelesiyle savaşırlarsa zaferlerine ulaşırlar. Toplumdaki politik güçler korelasyonunu gerçekten değiştiren şey budur. Aksi takdirde, varolan sorunu çözecek olan statükonun kendisidir. Toplumsal bir sorun sadece toplumsal mücadeleyle çözümlenebilir, bu bir sınıfın bir başka sınıfa karşı mücadelesinin parçasıdır.”v
Ancak köylüler mücadele eder, hükümetin “ilahi” yardımını oturup beklemek ya da bir takım bürokratların yasa tasalarına inanmak yerine harekete geçmeye başlarlarsa latifundiayı boşa çıkarmak ve toprağı zapt etmek için gerekli olan güce sahip olacaktırlar.
Egemen sınıfların gücü ekonomik güçlerinde, kanun ve silahlı kuvvetlerin kullanımında yatar; halkın gücü birleşme, örgütlenme ve kendilerini seferber etme kapasitelerinde yatar. MST’nin her ne zaman gerekli olsa kitleleri seferber etmesinin nedeni budur.
Bu nedenle, MST’nin “eğer artan sayıda birçok insanı kapsayan seferberlik ve mücadelenin örgütü olarak bilinen bir toplumsal hareket olmaya son verirse asıl kimliğini kaybedeceğini” ileri sürebilirsiniz. Toprak mücadelesi doğrudan topraksız köylüler tarafından verilir, onların temsilcileri tarafından değil.vi
Ulusal Seferberlikler
Tarihsel bağlamlarını, sorunlarının ardındaki nedenleri ve bir bütün olarak toplumun işleyiş tarzını dikkate almadan mücadelelerini yerel bir düzeyde örgütlemeye eğilimli olan diğer köylü hareketlerinin tersine, MST tarım reformu mücadelesinin ulusal bir kapsamı olması için ulusal seferberliğin temel olduğunu kabul eder –“burjuvazinin genel politikaları ve onun projeleriyle mücadelede” kendisini temsil edeceği tek yol budur.vii
Köylülerin Bireyci Kültürüne Karşı Mücadele
Köylü hareketlerinin çoğunluğu toprak üzerinde şahsi mülkiyet için mücadele eden, köylülerin bireyci kültürüyle güçlü bir şekilde bağlantılı olan bu toplumsal sınıfın sadece acil çıkarlarını savunur ve bu elde edildiğinde, köylüler toprağı sadece kendi aileleriyle işlemek isterler. MST, bunun aksine, işbirliği ve dayanışmada amaçlanan derin değişimler aracılığıyla üyelerinin bu bireyci kültürün üstesinden gelmesinde ısrar eder.
7) Yalnızca Toplumsal Bir Hareket Değil, Aynı Zamanda Sosyo-Politik bir Hareket
Topraksız hareketi sadece sektörel çıkarlara sahip olan bir toplumsal hareketle sınırlı değildir; genel bir politik kapsamı vardır, bu bazılarının sosyo-politik hareket olarak tanımladığı şeydir. MST en başından beri korporatif aşamasında duramayacağını kavradı. Daha önceki deneyimler sayesinde, köylülere dayalı bir toplumsal hareket olmasına rağmen, eğer korporatif aşamasında durursa, tarım reformu için mücadelenin başarısızlığa yöneleceğini; ancak küresel toplumsal mücadeleye girerse ilerleyebileceğini öğrendi.
“Eğer bir aile sadece toprak için mücadele eder ve daha büyük bir örgütlenmeyle bağlarını kaybederse, toprak için mücadelenin hiçbir geleceği olmaz. Toprak için mücadeleyi tarım reformu mücadelesine [...], korporatif mücadelesinin üst aşamasına dönüştürecek olan kesinlikle bu daha geniş örgütlenmedir.” Ve bu tam olarak “politik bileşenin” meydana geldiği yerdir.viii
Bu politik bileşeni üstlenmesine ve ülkenin politik yaşamına bir hareket olarak katılmak zorunda olduğuna inanmasına rağmen, MST politik bir aracın varlığının peşinden koştuğu derin toplumsal dönüşüm için gerekli olduğunu kabul etmesine rağmen, hiçbir zaman “bir politik parti olma”ix ihtimalinin beklentisi içersine girmemiştir.
MST İÇERİSİNDE SENDİKA KORPORATİFİ KISMI
Hareketin özellikleri –genellikle yalnızca sendika ya da korporatif çıkarları üzerinde yoğunlaşan- diğer köylü hareketlerininkinden farklı olmasına rağmen bu MST’nin mücadele içerisindeki taleplere yukarıdan baktığı ya da bu amaçlara ulaşmayı hedefleyen sendikaların önemini küçümsediği anlamına gelmez.
MST sadece bir köylü aileyi dahil etmek için en temel neden olan toprak mücadelesini örgütlemez; bu başarıldığında, gördüğümüz gibi, başka talepler için mücadele etmeye devam eder: üretim için krediler, yollar, kamu aydınlanması, okullar, tıbbi hizmetler, ürünleri için daha iyi fiyatlar. Bu “MST’nin birleşik bir korporatif kısmına sahip olduğunu”x gösterir, zira MST köylülerin özel talep ve çıkarları için de mücadele eder. Öte yandan, uzun süreli mücadele içerisinde üyeleri arasında karşılıklı güvenin kurulmasına gerçekten yardımcı olan şey hareketin daha ivedi ekonomik hedefleri başarmaktaki etkinliğidir.
MST ve Sendika Hareketi Arasındaki İlişki
Topraksız Kır İşçileri Hareketi ve sendika hareketi arasındaki ilişki, sonraki evrimi takip ederek, koşullara göre değişmiştir. MST hiçbir zaman sendika hareketine karşı olmadı, fakat sendika hareketinin tamamıyla tek başına sınırlı toprak parçası mücadelesini tarım reformu mücadelesine dönüştürmekteki temel sorunu çözemeyeceğini düşünür. Bu sendikaların toprak için savaşabileceği anlamına gelir, fakat bu mücadele korporatif aşamasında kalır, dolayısıyla köylüler bilinçlerini geliştiremez.
MST ayrıca sendika hareketinin korporatif mücadelesi için kendi tabanını örgütleme tarzı hakkında çok eleştireldir. Ancak Hareket bütün işçilerin birliği için var olduğu için, mücadelesini her zaman sendika hareketininkiyle koordine etmeye çalışmıştır. Bununla birlikte MST yavaş yavaş sendika yapısı içerisinde çalışmanın çok güç olduğunu idrak etti.
Frei Flávio şöyle diyor: “Hükümet sendikayı o kadar fazla kontrol etti ki bu deli gömleği içerisinde çok fazla bir şey yapamazdınız. Bu mücadele için kendi tabanımızı örgütlemek ve mücadele etmek için başka yollar keşfetmeye çalışmak zorunda kaldık, çünkü mevcut sendikalar kendi mücadelelerini doğurdu ve hükümet onları kendinden uzakta tutarak bu durumdan istifade etti: toplantı vaktini değiştirdi, dolayısıyla gün bitti ve hiçbir toplantı yapılmadı ve sendika liderleri elleri boş geri dönmek zorunda kaldı.”
“Sendika yapısının kendi tavanına ilk ve son defa vardığını gösteren şey çiftçileri gerçekten etkileyen kuraklığa karşı 1995-96 mücadelesiydi. Küçük Çiftçiler Hareketinin (MPA) kurulması, 1996’da, bu mücadeleden sonradır. Bu hareket, MST’ye öykündükten sonra, bir ya da birkaç hafta uzunluğundaki, uzun zamandır süre gelen mücadelelerle başlamıştır. Köylüler istediklerini alana kadar iki, dört ve hatta on günlüğüne seferber edildi. Bu seferberlik bir çiftçinin yavan işlerinden ötürü -başka şeylerin yanı sıra inekleri sağmak, hayvanları beslemek- bir günden daha fazla evinden ayrı kalamayacağı fikrine son verdi. Bu sorunu çözmek için hareket grup örgütlenmesini teşvik etti: On kişilik bir ailede, ikisi seferber edilecekti ve diğer sekizi evde yardım edecekti, dolayısıyla beş ya da altı gün uzakta olmak bu ikisi açısından hiç bir sorun olmayacaktı. Sendikalar bunun kadar basit bir şey hiçbir zaman düşünmedi.”xi
MPA sendikalarda örgütlenmeye başladı. Birçok belediyede, bütün sendika üyeleri Hareketin içerisindedir; diğerlerinde, sendika harekete karşıdır, fakat her şeye rağmen herhangi bir ihtilaf yoktur. Sivil bir kurum olarak yaklaşık sekiz eyalette örgütlü, bazısında diğerlerinden daha iyi, yasal bir benliği bulunmaktadır. MPA günden güne kendisini destekleyen ve öğüt veren MST’ye sıkı bir şekilde bağlanmaktadır.
MST’nin PROCERA’yı –daha önce belirttiğimiz memnuniyet verici tarımsal kredi- mücadele yoluyla zapt ettiğinden haberdar olduğu için, MPA küçük çiftçilere sübvanse edilen bir kredi için MST yardımıyla çalışmaya başladı. En sonunda onu almalarına rağmen, hükümet her iki hareket arasında çelişkiler yaratmaya son vermedi: PROCERA’ya son verdi ve şu anda yerleşimciler küçük mülk sahiplerine geldiği gibi aynı fondan gelen borçlar için mücadele etmek zorundadır. Frei Flávio’nın söylediği gibi, “hükümet yiyeceği azalttı ve boğaz sayısını arttırdı.”xii MPA ve MST bu ayrımcı stratejiyi parçalamak için birlikte üstesinden gelmeye çalışıyorlar.
Otonom Köylü Hareketi
MST kendi iç kurallarını izleyen ve kendi faaliyetlerini ilgilendirdiği kadarıyla otonom ve bağımsız bir köylü hareketidir, herhangi yabancı bir otoriteye boyun eğmez. Sendika hareketiyle iyi bir ilişki içerisinde olmasına rağmen, hiçbir şekilde onun önderliğine dayanmaz. Çok sayıda kilisenin ilerici kesimleriyle, özellikle Katolik Kilisesi Kırsal Toprak Komisyonuyla birlikte çalışır, ancak herhangi bir kilisenin hiçbir şekilde yasal yetkisi altına girmez. Ve son olarak, üyelerinin çoğunluğu ya İşçi Partisi’nin militanları ya da ona oy kullananlar olmasına rağmen, bu söz konusu politik partinin onun iç yaşamında herhangi bir nüfuzu olduğu anlamına gelmez.
João Pedro Stédile şunun üzerinde duruyor: “Biz kendi kafasını kullanan, kendi iki ayağı üzerinde yürüyen ve diğer bütün kurumlarla kardeşçe ilişkileri olan otonom bir toplumsal hareketi teşkil ederiz.xiii Ve bu bağımsızlık ancak mali bağımsızlık olduğunda elde edilebileceğinden, hareketten önce gelen görevlerden biri hareketin kendi kaynaklarını bulmaktır.xiv
HAREKETE YOL GÖSTEREN TEMEL İLKELER
Tabandaki Kır İşçilerinin Örgütlenmesi
Yalnızca güçlü ve özerk bir örgütün MST hedeflerini takip edebileceğine inandıkları için, Hareketin kurucuları topraksız kır işçilerinin temel örgütsel hücre olarak aile gruplarıyla birlikte tabanda örgütlenmesi üzerinde durdu.
İşçilerin Kendisi Harekete Önderlik Etmelidir
Diğer köylü hareketlerinin tarihsel deneyiminden MST, ilerlemenin ve tarım reformunu kabul ettirmenin ancak hareketin önderliği bizzat işçilere bağlı olursa mümkün olabileceğini öğrendi. Hareket açısından her yönden kendi liderlerini hazırlamak bunun için gereklidir.xv
Kadınların Eşit Katılımı
MST köylü dünyasına iyice yerleşmiş maşizme karşı savaşır. Kadınlar eylem, yetki ve temsiliyetin her düzeyine katılmak için olanak ve teşvik almalıdır.xvi MPA her türlü toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bütün hareketlerin faaliyetlerinden çıkartılması ve hareketin çalışan kadınların eşit hakları ve koşullarını engelleyen maşizme karşı bütün yönlerden savaşması gerektiğine inanır. Bunun için, yerleşimlerde ve kamplarda kendi özel sorunlarını tartışmak için kadınlar komisyonu örgütlenmelidir.
MST komisyonlarında ve başka toplulukların çeşitli aşamalarında kadınların aktif katılımı teşvik edilmelidir: belediyede, eyalette, ulusal düzeyde; sınıflarına bakmaksızın –topraksız kadın işçileri, küçük mülk sahibi kadınları, ücretli kadın işçileri vs. birleştirip- geri kalan kadın kır işçileriyle bir araya gelerek, düşüncelerinin sendika hareketi içerisinde anlatılması da teşvik edilmelidir.
Ulusal aşamada ilk önce bir Kadın Kolektifi olarak başlayan Toplumsal Cinsiyet Kolektifi bulunmaktadır. Birinci sorumlulukları topraksız kadınlar örgütü için özel politikalar düşünmek, önermek ve planlamak ve bunları Ulusal Önderliğe ve Koordinasyon Komitesine sunmaktı. Daha sonra kadınları ilgilendiren konuların sadece kadına özgü (feminen) bir mesele olmaması gerektiğini, MST’nin tamamının meselesi olması gerektiğini anladılar –bu nedenle hem kadın hem de erkeklerden meydana gelen Toplumsal Cinsiyet Kolektifini oluşturdular.
Kadınların dünyasına nüfuz eden maşist kültüre karşı mücadele başlatılmalıdır, zira kadınların büyük kısmı kendilerini sadece erkeklerin yardımcıları olarak görmektedir. Kadınlar kendi kolektif gruplarına ve bir bütün olarak topluma dönük yapacakları özel katkılara sahip olduklarını anlamaya başlamalılar.
MST ancak her iki cinsiyet için eşit şartlar var olursa, kadınlar ve erkekler arasında eşitliğin elde edileceğine inanır ve bu her iki cinsiyetin aldığı eğitimle doğrudan ilişkilidir. Bütün eğitim kurslarında, öğrencilerin yarısının kadınlar olması gerektiğine karar vermesinin nedeni budur. Ve gayet iyi bilindiği gibi, bu sorunu çözmek için bilgili bir kişi olmak yeterli değildir, bununla birlikte sorumluluklar gündelik hayatta da uygulanmalıdır; ayrıca MST kadınların aile gruplarının koordinasyonunda ve bölgesel koordinasyonlarda erkeklerle eşit bir temelde bulunması gerektiğini düşünür. Kapasitenin özel görevler için başlıca ölçüt olduğu yer sadece eyalette ve ulusal merkez bürodadır.xvii Bu aşamada kadınların önemli ağırlığının daha fazla anlamlı olmasının nedeni budur. Toplumsal Cinsiyet Kolektifi belgeleri ve yayınları kaleme almak ve Hareket içerisinde kadınların özel çalışmalarını desteklemek ve yol göstermek için danışma oturumlarını örgütlemekten sorumludur.
Kır İşçilerinin Sendikalara ve Politik Partilere Katılımını Özendirmek
Tarım reformunun ve toprak zaptının sadece Hareketin gücüne bağlı olmadığına inandığı için MST, kendi gücünü arttırmak için geri kalan kır sendikası işçileriyle bir araya gelmeyi özendirir. Mücadeleyi yönlendirecek ve etkili bir biçimde ifade edecek politik araçlar olmadan derin toplumsal değişimlerin hiçbir zaman olmayacağının bilincinde olduğu için MST, kır işçileri kitlesini sol politik partilere katılmaya teşvik eder.
Kent İşçileri ve Latin Amerika Köylüleriyle Koordine Olmak
Hareket bütün işçilerin ,bilhassa çok daha fazla sayıda olan kent işçileri, toprak ve tarım reformu mücadelesiyle ilgilendiklerini anlamaktadır. Bu nedenle, gerekli derin toplumsal değişimleri ortaya çıkarmak için zorunlu olan güçler korelasyonunu oluşturmak için, Merkezi İşçi Sendikası’nın (CUT)xviii da desteğini katarak, işçilerle farklı biçimlerde koordine olmalıdır.
Brezilyalı işçilerin katlandığı sorunların çoğunun ülkenin ekonomik durumu yüzünden değil de, kapitalist dünya sisteminin ve Birleşik Devletlerin Latin Amerika’ya karşı özel politikalarının sonucu olduğunu bilir. Dolayısıyla MST güçlü bir düşmanla daha iyi koşullarda karşılaşmak için kıtanın bütün ilerici güçleriyle birlikte, özellikle köylüler, koordine olmanın gerekli olduğuna inanır.
ÖRGÜTSEL İLKELER
MST en başından beri, çoğu daha önce kendi örgütlerinde birçok hatalar yaptığı için kendilerini yok etmiş diğer toplumsal hareketlerin yaptığı hatalardan sakınmak ve mücadelenin kendi güçlüklerine göğüs germek yönünde örgütün hazırlığını geliştirmek için bir dizi örgütsel ilke ve kuralı yerine getirmeye çabaladı. Bu hatalardan sadece birazını zikretmek gerekirse: kültleştirilmiş [personalized], karizmatik ve hatta dini önderlik; çok merkezileştirilmiş yapılar; kadrolar için herhangi bir eğitimin olmaması; zapt edilen alanların yetersiz örgütlenmesi.
Kolektif Önderlik
Ulusal önderlikten başlayarak, bütün MST aşamaları üniversiteli bir lidere sahiptir ve kolektif önderlik ekiplerinin bütün üyeleri “aynı haklara ve yetkiye” sahiptir; her şey çoğunluk oyuyla kararlaştırılır.xix
João Pedro Stédile’e göre, bir köylü hareketinin yöneticisi veya genel sekreterinin sadece iki ihtimali vardır: “ya öldürülür ya da harekete ihanet eder [...] Her yönetici, en reformist olanı bile, kişisel kibir yoluyla ya da sınıfına ihanet ettiği için kolayca kafalanabilir. Tarih [...] daha önce sendika ve halk örgütleri tarafından girişilmiş olan, belediye başkanı ya da vekil olarak memuriyeti kabul etmiş lider örnekleriyle doludur. Bazısı bu işleri sınıf mücadelesini ilerletmek için yaptı, fakat diğerleri sadece kendi şahsi faydası için oradadır.”xx Hareketin asıl önderliğinin kültleştirilmemesinin, daha doğrusu kolektif bir önderlikte ısrar etmenin önemi burada yatar.
Görevlerin Bölüşümü
MST görevleri ve işleri her ne örgütsel düzeyde olursa olsun bütün üyeler arasında dağıtmaya çalışır, böylece herkes belli bir role sahip olur ve kendini önemli hissedebilir. Bu suretle sık sık bireysel sapmalara yol açan yetkinin merkezileşmesinin önüne geçilerek herkesin katılımı arttırılır. Görevler her bireyin doğal tercihlerine göre verilir, böylece herkes en rahat hissedeceği şeyi yapabilir.
Hareket bir militana sorulması gereken ilk sorunun şu olduğunu öğrendi: “MST’de ne yapmak istersin? Burada bir takım farklı beceri ve kapasiteler bulunabilir. Bundan sonra örgüt büyür, çünkü üyeler MST’de kendilerini iyi hissederler; yaptıkları şeyle mutludurlar. Öğretmenlerden bir kooperatifi örgütleme ya da bir latifundiumu işgal etmesini istemenin neden olacağı özveriyi hayal edebiliyor musunuz? Hiç şüphesiz, kişisel özelliklerinden ötürü bu konuda iyi hissetmeyeceklerdir. Yapmaktan hoşlandıkları şey öğretmek ya da araştırma yapmaktır, dolayısıyla MST’ye katkılarını sunabilecekleri alan budur. Bu sadece örgüt içersinde gerçek bir görev dağılımını olduğunda mümkündür, çünkü görev dağılımı bir kişi ya da bir grup insanda merkezileştirildiğinde, bu çeşitlilik imkânsızdır, bu mücadeleye katkıda bulunmak isteyen herkese alanlar açmaz. Orada daha önce emekli olmuş insanlar vardır, bununla birlikte MST’de militanlık yapmak istedikleri için bizi bulmaya çalışırlar. Bu harikadır! Bu sadece insanların Hareket içerisinde yapıyor olacakları çalışmadan dolayı değil, fakat aynı zamanda bizim örgütümüze güvendiklerini gösterdiği için, ve her şeyden önemlisi, örgüte ilham veren ideallere inandıkları için harikadır.”xxi
Disiplin
MST iç disiplinin kolektif kararlara saygıdan daha fazla bir şey olmadığını düşünür. Bu disiplini gerek önemli gerekse küçük meselelerde, her zaman vaktinde bulunmak gibi, görebilirsiniz.xxii
“İnsanların bütün kademelerde alınan kararlara saygı duyması için eğer en azından biraz disiplin yoksa, bir örgüt inşa edemezsiniz. Bu ne militarizmdir ne de otoriterliktir; bu sadece demokrasinin kurallarından biridir.” Bütün grubun davranışını kontrol etmek için kurallar ya da düzenlemeler olmaksızın bir demokrasi olmaz. “Disiplin oyunun kurallarını kabullenmeyi içerir. Biz bunu futboldan ve dünyadaki en eski kurumlardan biri olan Katolik Kilisesi’nde öğrendik. [...] Eğer birisi kendi özgür iradesiyle örgüte katılmışsa, kuralları tanımlamaya ve onlara saygı göstermeye, kolektif saygı, yardımcı olmalıdır. Aksi takdirse, örgüt büyümeyecektir.”xxiii
Ve oyunun kurallarından biri de mümkün olan bütün düzeylerde geniş bir demokratik tartışma anlamına gelen demokratik merkeziyetçiliktir, fakat oy kullanmadan sonra, azınlık çoğunluğa uymalıdır.
Hareket, bununla birlikte, başa baş çoğunluğun azınlıkta kalanlara kendi arzunu dayatmasına engel olur. Eğer geniş yığınlar ikna olmamışsa, küçük bir çoğunluk tarafından benimsenen bir şeyi dayatmak faydasızdır; insanların gelişmesini ve söz konusu ölçme düzeninin doğru olduğuna ikna olmasını beklemek daha iyidir. Geleneksel olarak, Hareket sadece tabanda yaygınlık kazanmış düşünceleri uygulamaya koyar. Bu sol hareketleri ve partileri etkileyen korkunç iç bölünmelerin önüne geçer ve önemli hataları önler.
Dolayısıyla, “Hareket içerisinde kararlar alındığında, bunlar genellikle oy birliğiyle yapılmıştır. Bu iç düzenlemelerde yazılı değildir, fakat [yavaş yavaş] oy hemen hemen eşit bir şekilde bölündüğünde ısrar etmenin faydasız olduğu anlaşılmıştır. Karar olgunluk kazanmalıdır. Eğer fikir küçük bir oy farkıyla kazanılırsa, ya zamanlamanın doğru olmadığı açıklık kazanır ya da yinelenmiş güçle geri döner [...] Geleneksel olarak, Hareket sadece yaygınlık kazanmış düşünceleri uygulamaya koyar, böylece çok büyük yanlışlar yapmaktan kaçınır.”xxiv Bunun pratiğe geçirilmediği yerde, iç sorunlar olur ve tarım reformu mücadelesi zayıflar.
İnceleme
Hareket kendi faaliyetleriyle ilgili olan her şeyi iyice incelemeleri için üyelerini teşvik eder. “Bilmeyen insan, tıpkı görmeyen insan gibidir. Ve eğer bilmiyorsanız, yol gösteremezsiniz.”xxv Hareket eğer çalışmazsa çok fazla ileri gidemeyecektir. İnceleme gönüllülüğe karşı mücadelede yardımcı olur. Topa vurmak yeterli değildir. “Bir futbol oyuncusu çok çok iyi olabilir, fakat her gün, taktik idmanından sonra, penaltı vuruşlarını da çalışmalıdır, aksi takdirde gol atamayacaktır. Aynısı toplumsal mücadelede olur: çalışmak zorundasınızdır [...].”xxvi
Kadroları Eğitmek
Günümüzde, çok az toplumsal hareket ve politik parti kadroları eğitmenin önemli olduğunu düşünürken, MST bu faaliyete çok büyük değer verir ve kendisinin temel direklerinden biri olduğuna inanır, çünkü “kendi kadrolarını eğitmeyen toplumsal örgütlenmenin herhangi bir geleceği olmaz.” Örgütün dışında hiç kimse gerekli kadroları, gereken özel bilgiyle eğitmeyecektir: teknik, politik, örgüt için kadrolar ve her türlü faaliyetten profesyoneller.xxvii
Mário Luis Lill konuyu şu şekilde ifade ediyor: “Kadrolar, gerek içinde yaşadıkları gerekse de rol aldıkları gerçekliği yorumlayabilmek için bilimsel bilgiyi edinmelidir –ve bu bilimsel bilgiden hareket ederek, gerçekliği dönüştürebilmelidirler. Dolayısıyla edindikleri bu bilgi insan yaşamının mümkün olduğunca çok yönünü kapsamalıdır.”xxviii MST ulusal lideri Mario Lill şöyle devam ediyor: “Kadrolar hem ekonomi ve hem de insan ilişkileri ya da toplumsal politikalardan anlamalıdır. Geniş bir eğitim almalıdırlar; kültür, din hakkında bilgi sahibi olmalıdırlar. İnsanların zihinsel durumunu nasıl yorumlayacaklarını, onlarla çalışmayı, hepimizin istediği yeni toplumu inşa etmeyi bilmelidirler.”xxix
Okul eğitiminin temel amaçlarından biri “örgüt içerisinde ideolojik ve politik birliği garantilemek ve geliştirmektir.”xxx Öte yandan, bu geliştirici süreçler “halkın davasına sevgi, yoldaşlık, disiplin, dürüstlük, sorumluluk, eleştiri ve öz-eleştiri, kendini adama, dayanışma, alçak gönüllük ve davaya ve örgüte bağlılık gibi değerlere dayalı” militanların devrimci etik duruşuna yardımcı olmalıdır.xxxi
Bu sadece seminerler ve kurslar sırasında değil, fakat aynı zamanda liderlerin günlük pratiklerinde, toplantılar ve mitingler, seferberlikler ve işgaller sırasında meydana gelir. Fakat Hareket kadrolarını nasıl geliştirir? Bu gelişimin muhtevası nereden kaynaklanır?
Brezilya’nın toprak mücadelesinden öğrenmek
MST “halk mücadeleleri tarihsel sürecinin” bir parçası olduğunu düşünür ve bu yüzden daha önceki aktivistlerden öğrenmesi gerektiğini yeterince idrak etmek için mütevazı olması gerekir. “Büyüklüklerini kendilerinden önce gelenlerden öğrendikleri için elde ettiler ve diğer savaşçılardan miras alınan geçmişle bağdaşıktılar.”xxxii
Stédile şuna hayret eder: “bize beş yüz yıllık mücadelenin şehitleri tarafından miras bırakılan veraseti önemsememek nasıl kabul edilebilir? Yeni hiçbir şey icat etmedik. [...] Bizden önce gelenler bazı hatalar ve bazı iyi işler yaptılar. Aynı hataları yapmamak ve yaptıkları iyi işleri tekrarlamak için bunlardan öğrenmeliyiz.”xxxiii
Bu nedenden ötürü, Hareket Brezilya köylü mücadelesinin tarihsel olarak yeniden ele alınması gerektiğini vurgular, çünkü bu köylü katılımının geçici niteliği ve sınırlılıkları hakkında kesin bir kanı sağlar. “Ne ateş ne de tekerlek icat ettik. Biz daha iyi bir dünya kurmak için halihazırda icat edileni kullanmak istiyoruz.”xxxiv
Geniş aynı zamanda dogmatik olmayan teorik şekillenme
MST kadrolarına, geniş ve dogmatik olmayan bir teorik şekillenme sağlar. Fakat bu “beslenmek için seçtiği kaynaklar [...] hususunda her zaman çok dogmatik olan”xxxv geleneksel solun gelişiminden bir başka farklılıktır.
“Kadro kapalı ya da sekter olmayan, çok geniş bir vizyona sahip olmalıdır; böylece Hareket bütün muhtemel kaynaklardan beslenir ve her olumlu düşünceyi kendisine katarak bütün ideolojik akımlardan öğrenir.”xxxvi
Hareketin liderlerinden birine göre, Özgürlük Teolojisi bu açık fikirliliğe büyük bir katkıda bulundu. Aslında, bu Teoloji “Hıristiyanlığı Marksizm ve Latin Amerikancılık ile karıştıran farklı düşünce akımlarının bir çeşit sembiyozudur1.” MST’ye bütün gerçeklere açık olma ilhamını veren şey budur.
Stédile şunu vurguluyor: “[...] Özgürlük Teolojisi’nden beslenenler –CPT, Katolikler, Lutherciler- bize insanlara hitap eden bütün doktrinlere karşı açık fikirlilik göstermeyi öğretti. Bu dünya vizyonu bize yardım edebilecekleri bulmamız için gereken açık fikirlilik tutumunu sağladı.”xxxvii
Diğer yandan, tarım reformu mücadelesinin somut pratiği MST’ye “başka insanların deneyimlerinin taklit edilemeyeceğini öğretti, çünkü her mekân, her yerel gerçeklik biriken bilgiden gelişen yeni unsurlarla meydana gelir.”xxxviii
Daha eğil kadroların çoğunluğu tarafından kabul edilen oluşum
Hareketin, sol politik partilerde değil de Katolik Kilisesi’nin seminerlerinde, ilerici bir eğitim almış daha istekli kadrolarının bazılarını unutmamalıyız. Çoğu defa, bir köylü çocuğun ilkokulun ötesinde çalışabilmesi için tek yol rahiplikti.
İncil
İncil başlangıçta –ve birçok yerde halen vardır- “bir din olarak değil, ama değerler, kültür ve mistiğin düşünülme tarzı üzerinde etkisi olan bir doktrin olarak çok fazla etkiliydi.”xxxix
Marksist klâsiklerin etkisi
MST en çeşitli düşünce akımlarına açık olmasına rağmen, toplumsal dönüşümden yana mücadelesi için “felsefi ve bilimsel rehber Marksizm”dir.xl Marx, Engels, Lenin, Rosa Luxemburg, Mao Tse Tung okurlar ve MST bu yazarlardan işe yarar olanı alır ve işe yaramayanı atar. Hiçbir klasik düşünüre dogmatik bir şekilde yapışıp kalmamıştır.
Brezilyalı ve Latin Amerikalı klâsiklerin etkisi
Bununla birlikte MST’deki daha eğil kadrolar sadece Marksist klâsikleri değil, fakat aynı zamanda kendi ülkelerininxli ve Latin Amerika’nınxlii yanı sıra politik dünya liderlerininxliii ve diğer çağdaş yazarlarınxliv klâsiklerini de incelemiştir.
Ulusal hadiseleri kullanmak
MST “militanlarının akademisyenlerle, uzmanlarla ve üst düzey profesörlerle buluşmasını sağlamak içinxlv kendi ulusal meselelerini kullanır. Genellikle bunlar üniversite profesörleri, ünlü şahsiyetler ya da ulusal politikacılardır. Bu toplantılar sayesinde, militanlar MST ve ülkedeki politik evrenin önemli tartışmalarından haberdar olur.”
Politik ve toplumsal liderlerden ve onların sözlü hitaplarından öğrenmek
MST’nin kullandığı bir başka ilginç yöntem ülkedeki solun organize ettiği, (São Paulo Formu; Dünya Sosyal Formu; İP ve CUT kongreleri ve diğerleri) farklı ülkelerden birçok önemli politik lideri toplayan, uluslararası olaylarda kadrolarını yetiştirmesidir. MST onları temel kadrolarıyla konuşmak üzere davet eder. Sadece kendi kanılarını destekleyen ya da bunları etraflıca inceleyenleri dinleyen geleneksel sol tutumun aksine farklı ideolojik ve politik duruşlardan şahsiyetleri davet etmeleri önemli bir yönüdür.
İnsanların yetiştirilmesinde kullanılan yöntem
Gelişim insanların kendilerinin uygulamaya koyduklarından ortaya çıkar. Daha sonra bu pratikle ilişkili bir teorik değerlendirme olur– sürece dahil olan insanların vardığı sonuçlarla birlikte yön değiştirirler ve şu anda dönüştürülmüş olan aynı pratiği düzeltirler. Pratik-teori-pratik arasında sürekli bir sarkaç vardır.xlvi
1)Tabanla İlişki
Bununla beraber MST’nin izlediği bir başka ilke vardır: taban ve lider arasında güçlü bir ilişki. “Lider ne kadar önemli olursa olsun, ne okumuş olursa olsun, ne kadar aktif ve kavgacı olursa olsun, eğer ayakları yere basmıyorsa, eğer toplumsal tabanla bağlarını geliştirmiyorsa, çok fazla ileri gidemeyecektir.”xlvii
Epeyce zaman önce MST bir yerleşimde yaşayacak belli bir oranda lidere ihtiyaç duydu –Ulusal Önderlikten bile-, ancak sonradan bunun ille de liderin sosyal tabanla bağı bulunması anlamına gelmediğini anladı.
Vilson Santin bir yerleşimde yaşayan MST’nin ulusal liderlerinden biridir; bunun çok zenginleştirici bir deneyim olduğunu düşünür fakat bu aynı zamanda çok büyük bir güçlüğü temsil eder. Onun görüşüne göre, “çok büyük bir çaba sarf edilmeli ve tek düzeliğe düşülmemeli ve çevreden etkilenmenin önüne geçilmelidir.” Liderin “sorunları kişisel olarak hissetmesi, bu şeylerle göğüs germelidir, bundan dolayı önerilerinin gerçekten açık sözlü olması” işin olumlu kısmıdır.
MST ayrıca kendine ait dinleme ve danışma mekanizmalarını yaratmalıdır, halkın gücünden ve kararlılığından “beslenmelidir” –hatalardan kaçınmanın en iyi yolu budur. “Kitlelere yabancılaşmış bir lider sudan çıkmış bir balığa benzer.”xlviii
2)Planlama
MST’nin bir başka özelliği sadece Latin Amerika’daki en disiplinli hareketlerden birisi olmasında değil, aynı zamanda en etkili çalışanlardan biri olmasında yatar. Bu her zaman hataları ve ayrılıkları düzeltmek ve gelecek faaliyetlerde bunların üstesinden gelebilmek için sonuçları zihinde tarttıktan sonra, ileriye dönük ve ayrıntılı faaliyetler planlayarak mümkündür.
3)Eleştiri ve Öz-eleştiri
Eleştiri ve öz-eleştiri önceki ilkeyle çok bağlantılıdır, çünkü bu gelecekteki hadiselerin hatalarını düzeltmeye çalışırken onların çalışmasını alçak gönüllü bir şekilde değerlendirmek için, Hareket ve onun farklı aşamaları, bireysel olarak üyeleri açısından çok önemlidir.
4)Profesyonellik
Son olarak, profesyonellik Hareketin hedeflerinden birini yerine getirmeyi mümkün olduğunca sevgi ve tam bağlılıkla profesyonel ve ciddi bir şekilde o faaliyetin gerçek “uzmanları” olarak yapmayı kabul eden herkes açısından önemlidir.
I.ÖRGÜTSEL YAPI
MST katı ve değiştirilemez örgütsel yapıdan sakınmak için çok dikkatli oldu, bu nedenle yapıyı Hareketin ihtiyaçlarına, zamanlamasına ve gelişimine göre adapte etti, değiştirdi ve dönüştürdü. Şimdi bugünkü mevcut yapısını tanımlayacağız ve gerektiğinde, özel bir örnek içerisinde dönüşümleri açıklayan bir not olacaktır.
1.AİLE GRUPLARI: TEMEL ÖRGÜTSEL HÜCRE
1)Aile Grupları
Daha önce kamplar üzerine olan bölümde incelediğimiz gibi, MST temel yapısı bütün kamplarda işleyen aile gruplarıdır. Sürekli bir mücadelede olduğumuzdan ve gelecek adımlar gün be gün tartışıldığından, bütün aileler ilişki grupları tarafından örgütlenmiştir ve hep birlikte alınacak kararları değerlendirirler. Hareket aile gruplarının çalışmalarına yerleşimlerde devam etmesini ister, ancak daha önce tartışılan nedenlerden ötürü, bu şu ana kadar sadece pek azında mümkün olmuştur. Bu aile grupları Hareketin toplumsal tabanıdır.
2)Çalışma ve Militan Komisyonları
Kendi bölümlerinde gördüğümüz gibi, hem kamplarda hem de yerleşimlerde farklı faaliyetler için komisyonlar bulunur: sağlık, müzakere, okul, güvenlik, çalışma vb. Söz konusu özel faaliyeti geliştirmekle alâkadar olan her aile grubundan bir ya da daha fazla temsilciden meydana gelirler. Genellikle, bunlar Harekete kendilerini adamaya diğerlerinden daha istekli olan insanlardır. Örneğin, eğer sağlık faaliyetleri günde bir saat gerektiriyorsa, bu insanlar görevi üzerlerine alırlar fakat zamanlarını sınırsız bir şekilde adarlar. MST’nin ülkenin diğer kısımlarında ihtiyaç duyduğu herhangi bir görev için de uygundurlar.xlix Bu insanlar Hareketin militanları olarak düşünülür.
Şu anda, bazı liderler bir aile grubunun her bir üyesi için en iyi şeyin özel bir sorumluluk almak, önce kendi gruplarına hesap vermek olduğunu düşünüyor, çünkü bunu ciddi bir şekilde üstlenmek zorunda kalacaklardır, bütün bunlar kendi öz-saygılarını arttıracak ve politik gelişimleri ve bilinçliliklerine katkıda bulunacaktır.l
Kampın ya da yerleşimin her bir komisyonundan bir temsilci o kesimin bölgesel, eyalet ve ulusal komisyon üyesi olur. Üyeleri beş ve on beş arasında olur ve bu özel faaliyetin sürekli bir komisyonu olarak çalışırlar.li
3)Militan Çekirdek Yaratma Çabası
1990’da, aile grupları örgütü henüz sağlamlaştırılmamışken, Hareket militan çekirdekler yaratmaya girişti –MST’ye en yakın insanları gruplara ayırmayı mümkün kılacak bir yapı- ancak deneme olumlu olmadı. Fikir kötü değildi, fakat anlaşılan zamanlama doğru değildi. Ve MST’nin toplumsal tabanı iyi bir şekilde sağlamlaştırılmadığı için, bu militanlar izole edildi ve tabanla bağlantıyı kaybetti. Vilson Santin’e göre, “o zamanlar, önemli olan bütün aileleri örgütleyecek bir önerinin, ve Hareketin taban örgütleriyle birlikte, her zaman kendilerine yakın, çalışan militanların olmasıydı.”lii
Aslında, militanlar her MST grubunda bulunan komisyonlarla örgütlenen faaliyetlere zaten katılmıştı: Militanlar eğer Kitle Komisyonlarına bağlıysalar yeni işgaller hazırladı veya kampı örgütledi; eğer Eğitim Komisyonuna bağlıysalar, öğretim yöntemlerini analiz ederek dersler hazırladılar; eğer İletişim ve Propaganda Komisyonu’nda iseler basın bültenleri ve diğer resmi tebliğleri kaleme aldılar; ve diğer bütün komisyonlar böyle devam ederliii ve aile grup toplantılarına ve militan çekirdeklerine zaman ayırmak çok zor oldu.
4)Militanların Tutarlı Olması için Yeni Yöntem
Şu anda, daha önce belirttiğimiz ve -kitle iletişim medyasındaki olumsuz kampanya dahil- Cardoso hükümeti tarafından benimsenen önlemlerin bir sonucu olarak MST’nin kendini içinde bulduğu kritik durumdan ötürü, Hareket bir kez daha militanlarının bu duruma daha iyi karşılık verebilmesi için onları örgütleme imkânının üzerine eğiliyor.
Bugün, MST’nin bir numaralı görevi toplumsal tabanının ideolojik eğitimini yükseltmektir, böylece harekete yönelik ekonomik ve ideolojik savaşa direnebileceklerdir. Topraksız köylüler her zaman sonuçları hemen belli olmayacak uzun bir mücadeleye hazır olmalıdır. Dolayısıyla aile gruplarıyla çalışmayı öğrenmesi gereken militanlarının dikkatini –geçmişte örnek olduğu gibi- sadece kamplarda veya yerleşimlerde ortaya çıkan pratik sorunlara yoğunlaştırmamalı, fakat aynı zamanda kitle iletişim medyasındaki bu kampanya tarafından yanıltılmalarının önüne geçmek için yeterli savlar kullanarak, ülkede ne olup bittiğini anlamaları için ihtiyaç duydukları bilgiyi bu köylü gruplarına verecek militanlarına nitelik kazandırmalıdır.
Militanlarla çalışmak için yeni bir yöntem uygulamaya koyuyorlar. Bu yöntem her eyaletten iki temsilciyle elli kişiden meydana gelen Ulusal Gelişme Komisyonu’nun yaratılmasını içerir; bu insanlar belgeleri hazırlamak, farklı konular vb. tartışmak için her iki ayda bir toplanırlar. Her eyaletin militan çekirdeklerinin gelişimini izlemek için yirmi ile otuz civarında koordinatörü vardır, böylece her gözlemci yerleşimin büyüklüğüne, mesafesine vb. bağlı olarak, yirmi ile elli militandan oluşan bir çekirdeği koordine edebilir. Bu çekirdek politik tartışma için her on beş günde bir gazeteleri, yerel sorunları ve gelecek eylemleri değerlendirmek ve tartışmak için toplanmalıdır. MST’nin halihazırda ülke çapında dört yüz yetmiş gözlemcisi vardır ve 2001 yılının sonuna gelmeden önce yirmi bin civarında militanı örgütlemeyi umuyor.liv
Bu çekirdeğin koordinatörleri ayrıca kurslar, seminerler ve bunlarla ilişkili olaylar düzenledi.lv Hareket için çalışmak isteyen fakat ya gerçekten nasıl yapacağını bilmeyen ya da gerekli vasıflara sahip olmayan MST’nin bu yeni üyeleri için Militan Yetiştirme Okul ya da Kursları oluşturuldu.lvi
2.TEMSİLCİ VE MÜZAKERECİ AŞAMALAR
1)Ulusal Düzey
a)Ulusal Kongre
Ulusal kongre temel MST aşamasıdır. Her beş yılda bir Hareketin örgütlendiği bütün eyaletlerden militanları bir araya getirir. Bu militanlar daha önceden, ulusal düzeyde belirlenen belli bir rakama göre yerleşmiş ya da kamp kurmuş ailelerin miktarını hesaba katan eyalet toplantısında seçilmiştir. Delegelerin toplam sayısı her defasında toplantı ya da Kongreye göre mümkün olduğunca çok delege toplamaya çalışarak tayin edilir. Genel olarak, MST kongrelerine beş binden daha fazla delege katılır. Sonuncusunda, 11.725 delege vardı. Bu kongreler –önceden farklı aşamalarda tartışılan- genel kuralları benimsemeli ve ortak hedefler için MST üyelerinin birliğini ve kardeşçe ilişkilerini hedeflemelidir.lvii
b)Ulusal Toplantılar
MST her iki yılda bir ulusal toplantılar yapar. Her eyaletten temsilciler (Ulusal Koordinasyonun üyeleri olan) Yerleşimcilerin Ulusal Komisyonu ile birlikte bu toplantılara katılır; ulusal ekipleri, gruplar ve komisyonlar, her eyaletin Sekreteryasından bir temsilci. Bu delegelerin sayısı her defasında değişir: bu sayı iki yüz ve bin beş yüz arasında gidip gelir. Fakat bu kadar çok insanı bu denli büyük bir ülkede hareket ettirmek çok güçtür, son zamanlarda bölgesel toplantılar olmasına ve yılda bir defa, sadece her eyaletten üç temsilciyle bir ulusal toplantı yapılmasına karar verildi.lviii
Bu toplantılar hareketin ihtiyaçları için belli zamanlamalara göre, acil mücadele platformlarını açıklar. Bu teklif ve öneriler eyalet toplantılarında önceden değerlendirilir. Ulusal politikalarla ilgili olan bu ulusal toplantıdan çıkan saptamalara, bütün MST aşamaları tarafından riayet edilmelidir.
c)Ulusal Koordinasyon
Bu hareketin en üst idare aşamasıdır. Ulusal kongre ve toplantılarda benimsenen kararların uygulamaya konmasından sorumludur. Hareketi etkileyen ve onun ilkelerinin uygulanmasını, ona kamusal olarak kefil olmayı ve finansmanından sorumlu olmayı garanti etmesi gereken ulusal karakterli bütün politik kararlar bu aşamada oluşur. Son olarak, Ulusal Koordinasyon hareketin yeni eyaletlerde ifade edilmesini desteklemelidir.lix lx
Bununla birlikte Ulusal Koordinasyon eyaletlerin yapması gereken her şeyi kararlaştırmaz. Bilâkis, her belediye ve her eyalet karar alımlarında otonomdur. “Bütün belediyeler, bölgesel ya da eyalet komisyonları –her nerede olursa olsun- tam otonomiye ve karar yetkisine sahiptir. Yapmaları gereken her şeye karar veren tabandaki yoldaşlardır.”lxi Bu yerel gruplar genel bir politika tarafından yönlendirilir, ancak bunu yürütme tarzları “tamamen ademi merkeziyetçidir.”lxii “programın ve politik kuralların uygulamaya konmasında beklenen yaratıcılık ve ademi merkeziyetçiliktir. Genel kurallardan biri, örneğin, herkesin zorunlu olarak aynı yöntemle olmasa da, işgal gerçekleştirmek zorunda olmasıdır –daha doğrusu, her ayrı yer işgalini ve bunun için doğru zamanlamayı örgütlemek için en uygun yolu bulmalıdır.”lxiii
Temel hatlar doğru yolu izleyip izlemediklerini değerlendirdikleri ulusal ve eyalet düzeyinde tartışılır. Ve düşman güçlerin (büyük toprak sahipleri ve hükümet) tutumu da özel analizin odağındadır.
Ayrıca Hareketin bütün eyaletlerde yapabileceği, defterleri, toplulukları, toplantıları ya da bildirileri dikkatle gözden geçirmek gibi, daha küçük genel işleri incelerler. Bu aşama Eyalet Yürütme Organı ya da Hareketin Eyalet Toplantısı, Ulusal Önderliğin üyeleri ve muhtemelen 2002 yılına kadar Üretim, İşbirliği ve Çevre Sektörü olarak bilinecek olan yerleşimcilerden sorumlu aşamalxiv tarafından seçilmiş her eyaletten iki üyenin katılmasıyla olur.
Bu sektörün gelecekte bir üyesi her eyaletten ve ayrıca her faaliyet bölümünden iki üye ile katılır. Ulusal Koordinasyon her üç ayda bir, ve istisnai olarak gerekli olduğunda, toplanmalıdır.lxv Kararlar halk oylarının sonucudur ve salt çoğunluk tarafından kabul edilir.lxvi
d)Ulusal Önderlik
Ulusal Önderlik hareketin amaçlarının beklendiği gibi sürdürüleceğinin garanti edildiği, onun politik tavırlarının tartışıldığı ve kaleme alındığı yerdir. Ulusal önderlik hareketin tutarlılığı ve politik birliğinin yanı sıra “kendi varlığı açısından diğer gruplara bağımlı olmaktan, bilhassa mali durumu,”lxvii sakınarak artan özerkliğini de güvence altına almalıdır. Aynı zamanda, Ulusal Koordinasyona önerilmek üzere taktik ve stratejiler planlamalı, Hareketin politik ve pratik ihtiyaçları üzerine eğilmeli ve çözümler önermelidir.lxviii
Hareketin temel aşamasından sorumlu olmak “harekete hükmetmek anlamına gelmez, bu daha çok ülkede ne olup bittiği hakkında genel bir vizyon sahibi olmak ve bu tartışmalara ilişkin tabanı bilgilendirmektir. Dolayısıyla MST her zaman temel hedeflerini elde etmek için gerekli mücadeleleri örgütleyerek temel amaçlarıyla uyum içerisinde olacaktır.”lxix
Ulusal Önderlik ulusal toplantılar sırasında doğrudan ve gizli oylarla seçilen, farklı niteliklere sahip –yirmi bir civarında insan- birkaç üyeden meydana gelir. Her delege, bireysel olarak beyan edilmiş ve oylamaya dayanmayan, yirmi bir isim için oy kullanabilir. Oyların yüzde elli birden daha fazlasını alanlar seçilir; eğer birisi bu oranı almazsa, seçilmemiştir, bundan dolayı Önderliğin yirmi bir üyeden daha az olduğu zamanlar olur.
Adaylar en az yirmi beş imza ya da önceki ulusal önderlik tarafından desteklenir. Her eyalette, farklı aşamalar genel olarak bunun için daha deneyimli ve ehliyetli olduklarına inanılan söz konusu yoldaşların isimlerini önerir. Adaylar toplumsal cinsiyet ya da coğrafi kıstastan ötürü önerilmemesine rağmen, bir kere seçildiğinde eyalet ve faaliyet bölümü tarafından tevzi edilir.lxx
Kadınlar için kota tayin eden herhangi bir kural yoktur. Ağırlıkları veya önderlik içerisindeki varlıkları mücadele sırasındaki çalışmalarına bağlıdır. Şu andaki Ulusal Önderlik bütün MST aşamalarında, bölümlerinde ve faaliyetlerinde kadınların katılımını destekleyen daimi ilgi nedeniyle, yüzde kırkı kadın olan, yirmi iki üyeye sahiptir.lxxi lxxii
Ulusal Önderliği oluşturan militanların aşağıdaki özelliklere sahip olması gereklidir:
--Bir kitle hareketinin ne olduğu hakkında derinlemesine bir bilgi sahibi olmak;--ulusal durumu ve onların toplumunu nasıl analiz edeceğini bilmek; --ideolojik olarak kararlı olmak; --disiplinli olmak;--tarih, ekonomi, politika ve başka konularda teorik bilgilerini arttırabilmek; --kolektif pratiği geliştirebilmek;--nasıl planlama yapılacağını ve faaliyetleri koordine edeceğini bilmek;--karar alabilmek; --hem mücadeleleri hem de örgütü etkili bir biçimde ifade edebilmek.
Ulusal Önderliğin vazifeleri hiçbir militan tarafından gerçekleştirilememesine rağmen, militanların farklı önderlik aşamalarına dahil olmalarını arttırabilmeleri için MST Hareketin çalışan militanlarına nitelik kazandırmaya karar verdi.lxxiii Ulusal Önderlik her iki ayda bir toplanır ve Ulusal Koordinasyon için toplantılar hazırlamalıdır.lxxiv
2)Dönemlerin Özellikleri
a)İki yılda bir yenilenmesi gereken dönemler
İç normlar seçilenler için iki yıllık dönem tayin eder. Bu bir sorun olabilir çünkü her iki yılda bir seçim yapmak zorundadırlar, ancak yöntem oldukça pedagojik olmuştur.lxxv Dönem bittiğinde, liderler detaylı bir değerlendirmeden geçer ve eğer sonuçlar olumluysa, göreve devam ederler. Bu yöntem sonucunda kalıcı olmaya dair herhangi bir his yoktur. Bir lider yeniden seçilebilir “iç değerlendirmeye dayanarak MST adayın yetki süreci boyunca faaliyetine, örgütün ihtiyacına ve adayın hazır bulunmasına önem verecektir.”lxxvi
Liderlerin yetki sürecinin yenilenmesi kadar sabit ya da önceden kurulmuş herhangi bir kural olmamasına rağmen, her seçimde üyelerin yüzde otuz civarında yenilenmesi yoluyla toplum için yeni liderlerin ve yeni müracaatların kaynaşmasını sağlayan ortak bir pratik oldu. Yetki süreci sırasında birisi istifa edebilir ya da ilgili aşamalar tarafından alınan bir karardan ötürü görevinden alınabilir.
3)Yerel Aşamalar
a)Eyalet toplantıları
Eyalet toplantıları MST tarafından gerçekleştirilen politik kuralları, faaliyetleri ve eylemleri değerlendirmek üzere yılda bir defa olur. Faaliyetler de orada planlanır ve eyalet ve ulusal koordinasyon üyeleri seçilir.
b)Eyalet koordinatörleri
Eyalet koordinatörleri eyalet toplantıları sırasında seçilen üyeler tarafından oluşturulur. MST’nin politik kurallarını, faaliyet kesimlerini ve eyaletin planladığı eylemleri uygulamaya koymaktan sorumludurlar.
c)Eyalet liderlikleri
Eyalet liderlikleri aynı düzeydeki koordinatörler tarafından düzenlenmiş, değişen sayılarda üyeye sahiptir. Bunlar her eyalette MST’yi temsil eden kişilerden ve faaliyet bölümlerinin gelişmesinden ve organik yönlerden sorumludurlar.
3.İDARİ AŞAMALAR
Üyeleri gerek ulusal gerekse de eyalet sekreteryası sorumlulukları için vasıflı seçilmemiş kadrolar olan Hareketin faaliyetteki aşamalarıdır.
4.FAALİYET AŞAMALARI
1)Bölümler ve Diğer Kolektif Gruplar
Daha önce açıkladığımız gibi, ilk kampların kurulmasıyla birlikte, hayatta kalmayı garantilemek ve toprak için mücadeleyi sürdürmek için çalışma komisyonları oluşturuldu. Bu komisyonlar sağlık, eğitim, güvenlik, çalışma, iletişim ve erzak komisyonlarını içeriyordu. Farklı faaliyet bölümlerinin kendi komisyonlarını oluşturması bu şekildedir.
Öte yandan, kampçılar toprağı alabildiğinde ve yerleşimci olduğunda, bütün yerleşimci topluluğunu etkileyen sorunları çözmek için örgütlenmelerini devam ettirmek zorundadır. Bu sorunlardan bazıları kamptakilerle aynıydı, çocukların eğitim ve sağlık sorunları gibi; diğer sorunlar yeni durumdan kaynaklanan güçlüklerin sonucuydu: verimli üretim gereksinimi, mallarını satmak, kredi almak vb. Bu nedenle, üretim ve maliye komisyonları gibi, yeni faaliyet bölümleri kendi komisyonlarını oluşturur.
MST büyümeye ve bununla beraber ülke çapında kampların ve yerleşimlerin sayısı artmaya devam ettikçe, her faaliyet bölümünün çalışmasını planlamayı geliştirmek gerekli oldu ve yerel, bölgesel, eyalet ve ulusal bölümlerinin doğmasının nedeni budur.
Şu anda Eğitim; Medya ve Propaganda; Maliye; Eğitim; Sağlık; Kitle Cephesi olarak da bilinen Kitle Hareketi; Üretim; Projeler; ve İnsan Hakları bölümleri vardır. Ayrıca Ulusal düzeyde Uluslararası İlişkiler Bölümü vardır ve “bu bölümün faaliyetlerini arttırmak ve çevre, transgenetik tohumlar gibi, herhangi bir özel bölüm tarafından ele alınmayan yönleri dahil etmenin bir yolu olarak”lxxvii CONCRAB Yerleşimler Bölümünün yerine geçirmek için Üretim, İşbirliği ve Çevre Bölümünü oluşturmak üzeredirler. Örgüt esnektir, her eyalet bunun gerekli olduğuna inandığında başka bölümler yaratabilir.
2)Kitle Cephesi: MST’nin Can Damarı
Yerini MST’ye bırakan ilk mücadelelerden beri, kitlelerle çalışma olmuştur, fakat bu çalışma 1984’de Kitle Cephesi içerisinde kurumsallaşana kadar, MST ulusal çapta bir hareket olduktan sonra, yoktu. O yıl, bu faaliyet için kadrolar hazırlama çalışması başladı.
Kitle Cephesi, daha önce söylediğimiz gibi, MST’nin sadece herhangi bir başka bölümü ya da faaliyeti değildir, cephe MST’nin “bütün harekete kan pompalayan” tam can damarıdır. Tabanda çalışan kadroları ve Hareketi bütün ülkeye yayan herkesi birleştirir.lxxviii
Bu cephe için birçok aktiviste gerek duyulduğu için, potansiyel olarak militan kampçılardan oluşan bir gruba ve çok düşük bir kültürel seviyeye sahip olan bir kamp keşfettiklerinde çoğunlukla olan, zaman kazanmak için kampın içerisinde bu grupla ilgili eğitim kurslarına ön ayak olunur.
3)CONCRAB ve Yerleşimler Bölümü
Ulusal Yerleşimler Komisyonu CONCRAB oldu ve sadece isimin değiştiği bir süreçte, Yerleşimler Bölümü oluşturuldu. Bugün, bunun adını Üretim, İşbirliği ve Çevre Bölümü olarak değiştirmeyi düşünüyorlar.
Ayrıca kadınların –onlardan daha önce bahsettik- ve topraksız köylülerin kültürel üretimi ve asıl sanatsal değerler bilincini kazanmak için çalışan kültür grupları vardır. Bunlar CD’ler yapar ve halk kültürünü desteklemek için eyaletlerin her tarafında faaliyette bulunurlar.
II.MST’NİN KENDİNİ FİNANSE ETME BİÇİMİ
Bir toplumsal hareket olarak kendi otonomisine önem verdiği için MST’nin nasıl mümkün olduğu kadar kendi-finansmanını yaptığından daha önce bahsettik. Şimdi bu kaynakların köklerini tanımlayacağız.
1.Zorunlu Katkılardan Sağlanan Kaynaklar
Ulusal ve eyalet önderlikleri, tarım reformunun ülkenin her yanına ulaşabilmesi için daha önce toprak ve kredi alan bu ailelerin Hareket ile işbirliği yapmak zorunda olma ilkesine dayalı olan yerleşimlerde, MST’nin düzenlediği para toplamalar tarafından finanse edilir. Her yerleşik aile Harekete yıllık üretiminin yüzde birini bağışlamak zorundadır.
MST normlarına göre, bütün yerleşimler üretimlerinin yüzde dördüne kadar katkıda bulunmaya teşvik edilir, ancak her eyalette –ve bundan dolayı her yerleşimde- mevcut koşullara ve ekonomik duruma göre yardımın oranını kendileri karar verir. Diğer yerleşimler ve kooperatifler yiyecek, araçlar, veya militanları Hareket içerisinde başka görevler için serbest bırakarak yardımlarını sunar.
2.Başka Para Toplama Biçimleri
Bu vergilerin yanı sıra, kaynak toplamak için başka yollar vardır. Bunun için beklenen faaliyetler önemsiz olabilir, fakat eğer bunlar devamlı ve somut ise, sonuç alıcı olurlar; örneğin, karmaşık bir örgütlenmeye ihtiyaç duymayan küçük iş çevreleri, tarımsal ürünler ve el işleri ve sanatları satışı gibi mevcut doğal kaynakların geliştirilmesi ve toparlanması.
Kitlesel kampanyalar Hareketin toplumsal tabanı (ürünler ya da iş günleri vererek) ve kentli orta sınıf (bonolar, ürünler, sergiler, eğitsel ve kültürel malzemelerin satışı) arasında da düzenlenir. Fotoğrafçı Sebastião Salgado MST’yi desteklemek için çalışmasını bağışladığından, onun uluslararası fotoğraf kampanyası çok büyük bir etkiye sahip oldu. Neredeyse her yıl, birçok sanatçı dayanışmalarını göstermenin bir yolu olarak Harekete çalışmalarını bağışlar.
Bu politikaya hükümet dairelerinin (Tarım Bakanlıkları, üniversiteler, bankalar) kapısını çalarak, resmi yerel kaynakları araştırmak dahildir. MST bu kaynakların bir kısmını (hepsi eyalet kuruluşu olması gereken) eğitim, öğretim, teknik yardım, sağlık gibi diğer faaliyet bölümlerine yeniden taksim etmeye (rerout) çalışır, fakat eğer bunlar MST tarafından geliştirilirse, önemlerini arttırırlar. Yılın belli zamanlarında para toplamak için bütün militanlar bu kampanyaya dahil edilir.
İlle de dini bir karakteri olmayan yurtdışı destek gruplarının yanı sıra MST dostlarından oluşan birçok grubun aralıksız dayanışma gösterisi olur. Bu yabancı destek önemli faaliyetlerin gelişmesine katkıda bulunmuştur ve Hareket ve uluslararası dayanışma pratiği açısından çok önemli olmuştur.
MST, her ne zaman mümkünse, Latin Amerikalı ülkeler ve Afrikalı Portekizce konuşan ülkelerden köylü grupları gibi, başka ülkelerdeki topraksız gruplarla etkili bir dayanışma sergiler.
3.Maliyeyi Planlama
Hareket her aşamasındaki kaynakların toplanması için ekonomik ve mali planlar ve başka şeyleri kaleme alır ve uygulamaya koyar. Yerleşimler, eyalet komisyonları ve bölümler içerisindeki komisyonlardan aile gruplarına kadar, bunların hepsi kendi kendini finanse edebilmelidir.
1)Kaynakların Gittiği Yerler
MST’nin maliye politikası şeffaftır. Bütün kaynakların, yüzde otuzu ulusal faaliyetler içinken, yüzde yetmişi eyalet faaliyetlerine giden çeşitli vergiler yoluyla eyalette toplanır. Her ne kadar eyalet yöneticileri eyalette ve ulusal toplantılarda tanımlanan öncelikleri dikkate alsa da, ulusal önderlik bu kaynakların nereye gittiğini belirtmekle mesuldür.
Kaynaklar esas itibariyle hareketin örgütlenmesini, alt yapısını ve faaliyetlerini garantilemek için yönlendirilir: MST’nin verimli ve güçlü örgüt olarak kendisinden beklenen, hareket etmesine imkân tanıyacak olan sekreterya ve eğitim merkezleri içerisindeki koşullar, iletişim ve ulaşım araçları ve diğer yönlerdir.
Her eyalette mali durumun kullanımını denetlemek için MST, paranın yanlış tarzda kullanımını da düzeltmesi gereken kontrol konseyleri oluşturdu. Her üç ayda bir, mali ekipler toplanan paranın ayrıntılı bir raporunu ve yatırım biçimini vermelidir.
Bu hareketin ilkelerinden biri kitle mücadelesi, seferberlikler vb. bütün faaliyetlerin tabanın kendisi tarafından finanse edilmek zorunda olmasıdır, zira hareketin otonomisinin ve aralarında paylaşılan mesuliyetin garantisi orada yatar. Eğer bir hareket bir seferberliği ya da bir mücadeleyi örgütlemek için dışarıdan kaynaklara ihtiyaç duyarsa, bu bağımlılığa bağlanacaktır ve mücadele etme kapasiteleri yabancılaşacaktır. Bu nedenle MST insanların mücadelenin kendi kaynaklarına bağlı olduğunu anlaması yönünde çaba sarf eder. Ancak ondan sonra bu mücadeleler bu yoldaşları eğitecek ve politik gelişimlerine katkıda bulunacaktır.
2)Militanların Özgürleşmesi
Gördüğümüz gibi, MST yerleşimlerin Hareketin diğer örgütsel ve politik faaliyetleri için militanlarını serbest bırakmasını ister. Çoğu yerleşim Hareket için tüm gün çalışacak bir veya daha fazla kadroyu serbest bırakır ve bu militanların tarımsal işi geri kalan üyeler tarafından üstlenilir.
Her iki yılda bir çalışmalarının bir değerlendirmesi olur ve kadroların görevlerine devam edip etmeyecekleri veya üretime geri dönüp dönmeyeceklerine karar verilir.

Hiç yorum yok: